
Gazel 175 — Bülbülem gulgul-ı dil nâr-ı gülistânımdır
Zahit şairi görünce şirki bırakır ve onun yeni Müslümanı olur; rint imanını meyhanede bulmuştur, devran sürdükçe küp boş kalmaz, aşk ise şairin şöhretidir.

Zahit şairi görünce şirki bırakır ve onun yeni Müslümanı olur; rint imanını meyhanede bulmuştur, devran sürdükçe küp boş kalmaz, aşk ise şairin şöhretidir.

Hakk'ın sesi marangoz testeresinden ve kilise çanından gelince şair raks eder; kadehten "Lâ taknatû" duyulur ve tatlı söz Hz. Fâtıma'nın soyundan kalan bir miras sayılır.

Tûr kıssasına yeniden dönen gazel: dağları parçalayan tecelli, celâlden korkan âşık, altı kapılı bir hayret ve içtikçe günahı bağışlayan sevgilinin keremi.

Şair "dedim" diye sorar, isimsiz bir topluluk "dediler" diye cevap verir; derman yok denecek kadar küçük bir ağızdan beklenir ve son iki beyit Allah'ın affına sığınır.

Ceyhun, Nil ve Fırat'ın yanına Karabağ'ın Aras'ı girer; gönlün çanı kervanı yola çağırır, ariflerin elinde şahin, zahitlerin elinde ise bir sinek vardır.

Eflâtun ile Aristo'yu öğrencisi sayan bir fahriye; ama övünmenin dayanağı soydur, söz gücü Câmi‘u'l-kelim olan Peygamber'den gelir ve şair kırk yaşındadır.

"Mı var" redifi zahide aynı soruyu iki, üç, dört kez sorar ve cevap hiç gelmez; tekerleme gibi iç kafiyeler listeyi sevda, dilek ve tevellâ ile kapatır.

Dudaktan güller, gözden lal ve inci, gamzeden kan dökülür; ayna sevgiliye kendi zulmünü gösterir, Arş'a ateş düşmesinden korkulur ve gönül küpünden şarap akar.

Zülfe takılan çene kuyusuna düşer, gazel okumak Nigârî'ye düşer; son beyitte ise kaplan huylu Moskof ile erkekçe savaşmak Dağıstan aslanına düşer.

On bir beytin dokuzunda şair "dedim" diye sorar; yerin ve göğün kaçındığı emaneti âşıklar yüklenir, sevgili apaçık ama gözden gizlidir ve vaiz anıranlardan sayılır.

Sabah akşam dolaşan rüzgâr, kendini süsleyen dünya güzeline nazar ehlinin cevabı, Mevlâ'nın gölgesindeki ezel Leylâ'sının divanesi ve hangi denizden çıktığı bilinmeyen inciler.

Gönlün her sevinci bir kaynağa bağlanır: Âl-i Abâ, Hayber'i açan Ali, Nakşibend'in Bahâ'sı ve Peygamber; satranç diliyle de anlatılan bir manevî soy kütüğü.

Medrese tartışmasından sonuç çıkmaz, arayan ancak bir reh-nümâ ile varır: el öpülür, selvi boyludan himmet alınır ve dua ehli gönlün okları vaize yönelir.

Kâmet, kıyamet, makam, ikamet ve istikamet aynı kökten gelir; Tûbâ ağacı utançla başını eğer, kumru selviyi bırakır ve melâmet sonunda selamete döner.

Saç teli sabâyla değil gönül neyinin nağmesiyle oynar; insana gönül adlı bir bela verilmiştir ve mahlasın ardındaki beyit aşkta şehitliği Kerbelâ'dan kalan bir miras sayar.

Yasak meyli artırır, Leylâ'nın zülfünün sevdası mezata çıkar; Amasya'daki şair Karabağ'ın gül gezintisini hayalinde dolaşır ve sevgiliye bağlı güzel bir ad diler.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.