
Gazel 81 — Cennetde olursam eger ey hûrî-kıyâfet
"Ne kâmet ne kıyamet ne kıyafet" diyen gazel: boy ile kıyamet cinası, yalnız şarap içenlerin anladığı göz işareti, zahide kaş oynatmanın yersizliği ve şeref sayılan sövgü.

"Ne kâmet ne kıyamet ne kıyafet" diyen gazel: boy ile kıyamet cinası, yalnız şarap içenlerin anladığı göz işareti, zahide kaş oynatmanın yersizliği ve şeref sayılan sövgü.

"Ne kıyamet, ne keramet" ünlemleriyle kurulan gazel: kadeh tapıcısı yapılan âşık, alaycı keramet, bitmeyen aşk efsanesi, denizin söndüremediği harâret ve bozuk bir mısra.

Tarikata girişi meyhane diliyle anlatan gazel: pirin ayağını öpmek ve kabul eli, inabet, icazetname, ne kadehin ne göğün olduğu ezel anı ve köpek adıyla anılmaya razı âşık.

Güzelliğin sadakasını fıkıh terimleriyle isteyen gazel: adak, humus, zekât ve sadaka, vaize bırakılan cennet dereceleri, şeker içen tabiat papağanı ve keramet denizinden kelimeler.
![Gazel 85 — ‘Uşşâk ile [ey] vâ‘iz-i bed-gû ne ‘adâvet](https://amasya05.com/storage/gallery/9e2b7e1d8926436b21885df248de8039.jpg)
Divandaki en sert vaiz hicvi: "bu ne şerlilik, ne şerlilik" tekrarları, bileşik cehalet, gönle taş atan vaiz, nasuh tövbesi öğüdü ve şeytana taş atan şair.

Meyhane müftüsünden yüz meseleli içki fetvası isteyen kısa gazel: Osmanlı fetva dilinin şakası, aşktan sürme, şevkten mil, güzellikten sürmedan ve kulluk saltanatı.

"‘Abes" kelimesinin üç kez tekrarlandığı sâkî rubaisi: gönül ehlinin inleyişini boş sayanlar, dönen kadeh ve devran, yargının verâ ehlinin üstüne çevrilmesi.

"Bahs" kelimesiyle kafiyelenen sâkî rubaisi: medrese tartışmasının yerine dudağın şarabından söz, dudağın balından meze, yüz yüze söyleşme dileği ve se harfine geçiş.

Se harfli gazelleri açan "bahs" redifli gazel: rüzgârla, cellat gözle, irşat sahibi mugla ve evtâd olan kadeh ehliyle tartışılmaz; zahitlerle tartışacak Elest âşığı aranır.

İlim meclisi diliyle kurulan gazel: sohbet, haber ve tartışma kelimeleri, zülfün ucunda askıda kalan meseleler, âşıklar defterinde Ferhat ve Mecnun'dan sonra üçüncü sıra.

Her beyti "el-gıyâs" (imdat) diye biten gazel: yağmacı gamze, haraç sayan göz, parçalanan Hallâc, kervancı mürşit, miracın efendisi ve Hz. Ali'ye uzanan yardım çağrısı.

"Sebeptir" redifli gazel: harabat ehlini inkâr etmenin Peygamber'in hareminden mahrum bırakması, kapıyı açan alçakgönüllülük ve hem deli hem yeni bir divan anlamına gelen "dîvâne".

Kadehi taç, tabiatı sultan yapan sâkî rubaisi: Cem'den alınacak vergi, söz ehlinin ödeyeceği haraç, şiirde üstünlük dileği ve cim harfine geçiş.

Se harfli gazelleri kapatan ikinci sâkî rubaisi: iki kez kafiye olan "revâc", çeng ve ahenkle canlanan meclis, ilaç olan la'l dudak ve cim harfine geçiş.

Cim harfli gazelleri açan naat: dokuz feleğin bağlı olduğu, güneş ve ayın taçsız kul olduğu Peygamber, doğru yola sokan yan bakış ve sonunda taç dileyen bir yetim.

Peygamber'in mahallesini kutsal âlemin kıblesi sayan naat: hac emiri Cebrail, Kâbe'den önce öpülecek toprak, "Levlâke" sözü, Burak'ın nalından şimşek ve doğruluk veren yan bakış.

Bahar sahnesini saray düğününe çeviren gazel: taç giyip haraç alan gonca, gelinlik giyen gül, sevgiliye vergi saçan bahçe, delile muhtaç olmayan güzellik ve belagat veren dudak.

"Görgeç" redifli gazel: Hüsameddin'in aktardığı "Bakdıkça bana gamzelerin" beytinin tamamı, dağları dağıtan figan, cehenneme sığınan korkak ve yerden göğe yükselen ün.

Sevda derdini eski tıbbın diliyle anlatan gazel: bozulan mizaç ve dudaktan ilaç, Kur'an'ın inceliğini kavramayan fakih, kanıtsız rint mezhebi, müşteri olan Zühre ve alevden taç.

"Görgeç" redifli gazel: âşığı tanıyıp merhaba diyen mahalle köpeği, kılavuz olan köpek, rüzgârla dalgalanan deniz, yaşartan sürme taşı ve Kerbelâ toprağını görünce coşan kan.

"Yandım, alışdım, dutuşdum" diye biten gazel: alev almak anlamındaki alışmak, ateşle bir olma, keşke yerine kâc, bozulan mizaç ve medrese fakihine cevap.

"Görgeç" redifli üçüncü gazel: çorba görünce sevinen zahit, lokmaya bağlanan köpek, tortu içenlere secde, ışığa koşan pervane ve padişaha hâlini arz eden dilenci.

Nefis terbiyesini saray diliyle anlatan gazel: korkmayan kulun vermediği haraç, kendisi yanmadan pervaneyi yakamayan kandil, kalp şişesi, üç kez "pâk eyle dil" ve ağacı ah olan bülbül.

"Gördün mü hîç" redifli gazel: feleğe sorulan sorular, belanın ölçüsü olarak Kerbelâ'daki Hüseyin, elemsiz şah ve dilenci olmayışı, dikensiz gül ve çim harfinin cim bölümündeki yeri.

Sâkîye "keşke" ve "belki" demeyi yasaklayan rubai: Arapça leyte ve le‘alle edatları, Hızır'ın ömrü ve Nuh'un süresi olmayan âşık, sabah şarabı ve hâ harfine geçiş.

Kafiyeleri ezanın "salâh" ve "felâh" çağrılarını hatırlatan sâkî rubaisi: şarabın iyiliğini bilmeyen sofu, safa ehline dua ettiren saf şarap ve hâ harfine geçiş.

Hâ bölümünü açan gazel: Musa'nın "Rabbi erinî" isteği, Fettâh ve miftâh kelimeleriyle açılan perde, meyhane kapısındaki pir ve şarapla silinen Emevî düşünceler.

Her beyti "kadeh" ile biten gazelde kadeh konuşur: âşığa yurt olarak dağları gösterir, veliler gibi korkusuz dolaşır; takva ehline ise meyhane kapalıdır.

Sevgilinin yüzünden perdeyi sabah kaldırır; gözüyle sarhoş edip yanağıyla ayıltan güzel, kadeh tutan lale ve şairin "subh" virdi bu sabah gazelinde buluşur.

"Kadeh" redifli ikinci gazel: kadehi inkâr eden vaiz, kerametini bekleyen sofu, bileşik cehaletini kadehte görecek hoca ve tılsımları açan sırrın şairde oluşu.

Ay yüzlüye tutulmuş bir âşık olarak sabah: yakasını yırtan şafak, yalancı ve doğru sabah ayrımı ve gün ışığından önce gelen Ahmed-i Muhtâr'ın nuru.

Sevgilinin yanağı mushaf gibi okunur, her beyitte başka bir şârih çıkar: harflerin tercümanı, işaretlerle konuşan gamze, iki kez arıtılmış şeker, Mecnun'un sırları.

"Subh" redifli ikinci gazel: sevgilinin yanağı karşısında yenilen güneş, gece ile gündüzü bir bilen âşık, uyandırma işi gafillere bırakılan müezzin ve kalkan perde.

"Feth" redifli gazel: Hüsameddin'in aktardığı "Ey gönül miftâh-ı mihr-ile" beytinin tamamı, kalkması beklenen yüz perdesi, Mecnun'un açtığı yol ve didar ayeti.

Her mısraı "bak ey sâkî" diye biten rubai: sâkînin sarhoş gözüne hayran âşık, mumun çevresinde yanan pervane, bakmaya doyamayan nazar-bâz ve kadehe susamış gönül.

Çok, yok ve tok kelimeleriyle kafiyelenen sâkî rubaisi: ayrılık ateşinde yanan âşık, "yok deme" ricası, yüzle suya kanan göz ve gözü tok olmanın sadakate dönüşmesi.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.