Amasya Merkez ilçesine bağlı Pirinççi Mahallesi, Yeşilırmak'ın kıyısında, şehrin tarihî çekirdeğinin içinde yer alır. Bugünkü nüfusuna bakılırsa küçük bir mahalledir; ama sınırları içinde Amasya'nın İlhanlı dönemine ait ayakta kalan tek eseri, II. Bayezid devrinin şehzade lalası tarafından yaptırılmış bir külliye ve on beşinci yüzyıldan kalma bir hamam bulunur. Mahallenin adını ise bu yapıların hiçbiri vermemiştir; ad, Şehzade Ahmed'in maiyetinde Amasya'ya yerleşmiş, saray hizmetinden gelme bir emirin lakabından çıkar. Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi bu emiri, onun yaptırdığı mescidi, mahallede kurulan darülhadisi, bir kadın hayratı olan tekkeyi ve nehir kıyısındaki eski medreseyi ayrı ayrı anar. Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları ise yirminci yüzyılın başındaki sokakları, hamamcıları ve komşuları anlatır.

Adın Kökeni

Yasar, Amasya mahallelerini sıraladığı bölümde Pirinççi'yi yedinci mahalle olarak anar ve adın nereden geldiğini açıkça söyler. Sultan II. Bayezid'in emirlerinden Pirinççi Sinan Bey bu mahallede oturmuş, bir mescit ile bir mektep yaptırmış, mallarını da bunlara vakfetmiştir. Mahalle de bu yüzden Hicri 912 (1506-1507) tarihinden itibaren Pirinççi diye anılmaya başlamıştır. Eserin biyografiler bölümü kişiyi daha ayrıntılı tanıtır: Sinaneddin Yusuf Bey, Boşnak asıllı bir devşirmedir ve II. Bayezid'in kölesidir. Saray hizmetinde pirinççi olarak sivrilmiş, sonra Şehzade Ahmed'in maiyet emirleri arasına girmiştir. Yasar'a göre kırk yıldan fazla Amasya'da oturmuş ve mahalle onun lakabıyla tanınır olmuştur. Aynı yerde 918 (1512) olaylarında "münadim" olduğu, yani ortadan kalktığı yazılıdır. Yasar bu olayı açıklamaz; aynı sayfada anılan Tokatlı Sinan Bey'in de aynı olayda "gaiplere karıştığını" söylemesi, kastın Şehzade Ahmed'in çevresindeki emirlerin dağılması olduğunu düşündürür.

Yasar'ın aktardığına göre ad pirinç üretimiyle ya da ticaretiyle ilgili değildir; bir kişinin lakabından gelir. "Pirinççi" sözcüğünün saray hizmetindeki tam görevini Yasar açıklamaz, yalnızca Sinan Bey'in "saray-ı hümayunun pirinççisi" diye sivrildiğini yazar. Kaynakta küçük bir tutarsızlık da vardır. Mahalle adı 912'den itibaren kullanılmaya başlandı denirken, aynı eserde Selâmet Hatun'un 857'de (1453) yaptırdığı zaviye "Pirinççi Mahallesi'nin önünde" diye tarif edilir. Bu, yazarın sonradan yerleşmiş adı geriye doğru kullanması olarak okunabilir. Ad, sahibi 1512'de ortadan kalktıktan sonra da yaşamış ve bugüne kadar korunmuştur.

Konumu ve Sınırları

Yasar'ın tarifine göre Pirinççi Mahallesi, Savakça Deresi'nin batı yakasında, sarayın altında yer alır. Doğusunda Savakça Deresi, batısında Mehmed Paşa Mahallesi, güneyinde Yakup Paşa Mahallesi, kuzeyinde Yeşilırmak bulunur. Aynı eserdeki Mehmed Paşa Mahallesi maddesi bu komşuluğu doğrular: o mahalle Tımarhane'nin doğusunda olup doğuda Pirinççi'yle sınırlanır. Bu tarife göre Mehmed Paşa Külliyesi'nin bulunduğu çevre, Pirinççi'nin hemen batısında kalır; TDV maddesinin külliyeyi Yeşilırmak yakınında, Mehmed Paşa Mahallesi'nde anması da bununla uyumludur. Bugün bimarhane, Mehmed Paşa Camii ve Mustafa Bey Hamamı Pirinççi adresiyle gösterildiğine göre, mahalle sınırlarının yüzyıl içinde değiştiği ve adın batıya doğru yayıldığı düşünülebilir. Bu çıkarım Yasar'a ait değildir ve belgeyle doğrulanmış sayılmamalıdır.

Mahallenin güneyindeki bir ayrıntı da Yasar'da yer alır: Vezirlerden Gümüşhaneli Ali Şefik Paşa bu mahallede oturduğu için şose yolunun güney tarafındaki alana "Şefik Paşa Bahçesi" denirdi. Aşağıda anlatılacağı gibi, bu bahçenin adı mahalledeki bir vakıf yapısının yok oluşuyla da bir arada anılır. Nehir kıyısındaki yeşil alan bugün Pirinççi Promenad adıyla bilinir. Gülcan Canik'in Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Ormancılık Dergisi'nde yayımlanan çalışması bu alanı Yeşilırmak kıyısındaki peyzaj düzenlemelerinden biri olarak ele alır ve nehir kıyısının kullanımının kentle ilişkisi içinde nasıl değiştiğini inceler. Amasya'da su kıyısı hiçbir dönemde yalnızca manzara sayılmadı. Nehir kente yol, su ve ticaret sağladığı gibi yapıların dizildiği hattı da belirledi; bimarhane, cami, hamam ve medrese gibi vakıf yapıları bu hat boyunca yan yana geldi.

İlhanlı Dönemi ve Bimarhane

Mahallenin en tanınmış yapısı, bugün Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak gezilen Amasya Bimarhanesi (Darüşşifa) 'dır. Yapı 1308-1309 yıllarında İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu Mehmed ile eşi Uduz Hatun adına Anber bin Abdullah tarafından yaptırılmıştır. Amasya'da İlhanlı döneminden günümüze ulaşan tek eser olması, binayı kent tarihi bakımından ayrıca önemli kılar. Anadolu'nun bu bölümü Selçuklu devletinin zayıflamasından sonra İlhanlıların denetimine girmişti ve bimarhane, bu siyasi dönemin Amasya'da bıraktığı en belirgin mimari izdir. Osman Fevzi Olcay hatıralarında yapıyı kitabesine dayanarak Hicri 606 (1209) yılına bağlar. Bu tarih, Hicri 708'e denk gelen 1308-1309 yıllarını veren yaygın görüşle bağdaşmaz. Olcay kitabeden okuduğunu söylese de tarihte bir hata ya da yanlış okuma olması muhtemeldir; ama çelişki kesin bir sonuca bağlanamaz.

Yapının özellikle ön cephesi sanat bakımından değerlidir. Cephede Anadolu Selçuklu mimarisinin geleneksel sütun başlıkları, yani geometrik ve yaprak bezemeli, mukarnaslı başlıklar kullanılmıştır. Türk üçgenlerinden oluşan, ters çevrilmiş sütun başlıklarının Anadolu Selçuklu mimarisinde ilk kez bu yapının cephe kenarlarında denendiği belirtilir. Bina kesme taştan örülmüş, iki köşesine silindir biçiminde payandalar eklenmiştir. Yalnız Amasya Bimarhanesi'ne özgü bir ayrıntı olarak kapı kilit taşında diz çökmüş bir insan kabartması bulunur.

Bimarhane, Anadolu'da müzikle tedavi uygulanan ilk hastane olarak bilinir ve bu uygulama Amasya'yı Anadolu tıp tarihinde ayrı bir yere koyar. Kurumun ününü Osmanlı döneminde yetişen hekimler de sürdürmüştür. Çelebi Sultan Mehmed'in hekimbaşısı Sabuncuoğlu Mevlânâ el-Hâc İlyas Çelebi'nin torunu Sabuncuoğlu Şerefeddin, Amasya Dârüşşifâsı'nda muhtemelen Burhâneddin Ahmed en-Nahcuvânî'den eğitim almış ve burada on dört yıl hekimlik yapmıştır. Daha sonra Candaroğlu İsfendiyar Bey zamanında bir süre Kastamonu'da bulunan Şerefeddin, ilk Türkçe cerrahi eser sayılan Cerrâhiyye-i İlhâniyye adlı kitabını Fatih Sultan Mehmed'e sunmuştur. Ailesinin adını Amasya'da bugün Sabuncuoğlu (Hacı İlyas) diye anılan bir mahalle de yaşatır.

Yapı 2011 yılından itibaren müzeye dönüştürülmüş ve Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi adını almıştır. Böylece binanın yedi yüz yılı aşan hasta bakımı geleneği, bu geleneğin en ünlü hekimi adına kurulan bir müzede sürmektedir. Yirminci yüzyılın başında bimarhanenin önü çevredeki çocukların oyun alanıydı. Olcay, bimarhane, Mustafa Bey Hamamı ve Çevikçe Mektebi'nin ön sahasının kendi kuşağının belli başlı oyun yeri olduğunu, Mehmed Paşa Camii'nin avlusunun da bu alanın çevresinde yer aldığını yazar.

Mehmed Paşa Külliyesi

Mahallenin ikinci büyük yapısı Mehmed Paşa Camiidir. Cümle kapısı üzerinde sülüs hattıyla yazılmış iki satırlık Arapça kitabeden anlaşıldığına göre yapı Muharrem 891'de (Ocak 1486) tamamlanmıştır. Banisi, II. Bayezid'in veziri ve oğlu Şehzade Ahmed'in lalası olan Hızır Paşazade Mehmed Paşa'dır; kendisi 1495'te vefat etmiştir. Lala, şehzadenin eğitiminden ve sancak yönetiminden sorumlu kişiydi. Şehzade Ahmed'in Amasya'da bulunduğu yıllarda lalasının şehirde böyle bir külliye yaptırması, Amasya'nın Osmanlı hanedanı için taşıdığı önemi de gösterir.

Cami, Osmanlı mimarisinde zaviyeli ya da tabhaneli yapılar grubunda değerlendirilir ve tamamen kesme taştan inşa edilmiştir. Harim bölümü 8,70 × 8,60 metre boyutlarında kare bir mekândır; üzerini köşeleri tromplu, onikigen bir kasnağa oturan kubbe örter ve kubbenin içi çok renkli kalem işleriyle bezelidir. Mihrap mermerden yapılmış, beş kenarlı ve üzeri beş sıra kavsaralı sade bir niştir. Buna karşılık yine mermerden olan minber gerçek bir sanat eseri sayılır. Neredeyse bütün yüzeyi girift rumiler ve arabesklerle alçak kabartma olarak bezenmiş, Arap tarzı kemerli köşkünün üzerinde soğan biçiminde küçük bir kubbe yer almıştır. Minber kapısının kıvrık dallarla süslü bir sövesi vardır ve kapı Ayetü'l-Kürsi'nin yazılı olduğu dikdörtgen bir panoyla taçlanır.

Caminin kuzey cephesindeki son cemaat yeri, sekizgen kesitli yedi mermer sütunla altı bölüme ayrılmıştır ve her bölüm kubbe ya da tonozla kapatılmıştır. Sütunlar birbirine nöbetleşe kırmızı ve beyaz taşlardan işlenmiş yuvarlak kemerlerle bağlanır. Camiye soldan üçüncü bölümde bulunan, üzerinde yapım kitabesi yer alan kapıdan girilir. Derin bir niş biçimindeki bu kapının, ağaç oymacılığının en güzel örneklerinden sayılan kanatları bugün Amasya Müzesi'nde sergilenmektedir. Minare sağ tarafta, son cemaat yeri duvarı ile yan mekânlardan biri arasına gömülmüş durumdadır; onaltıgen gövdeli taş minare tek şerefelidir. Son cemaat yerinin önünde, ana eksen üzerinde sekizgen havuzlu ve sekiz sütunlu bir şadırvan yer alır.

Külliyenin doğu ucunu, caminin zemininden yaklaşık seksen santim yükseltilmiş bir platform üzerindeki türbe tamamlar. Türbe 4,60 × 3,85 metre ölçülerindedir ve sekizgen kasnak üzerine oturan sekiz dilimli bir kubbeyle örtülüdür. İçindeki lahit kitabesizdir. Mehmed Paşa'nın mezarı ise türbenin dışında, kapının önündeki ikinci mezardır; ilk mezar Mehmed Paşa'nın babası Hızır Paşa'ya, üçüncü sıradaki mezar Halveti şeyhi Habib Karamani'ye aittir. Hazirenin doğusunda eskiden çevre duvarına bitişik, sivri kemerli yalın bir çeşme bulunuyordu. Varlığı Albert Gabriel'in Monuments Turcs d'Anatolie adlı eserindeki fotoğraftan anlaşılan bu çeşme günümüze ulaşmamıştır.

Külliye özgün hâlinde cami, medrese, imaret, türbe, tabhane, zaviye, çeşme ve hazireden oluşuyordu. Bugüne yalnız cami, ona bağlı olan ve büyük olasılıkla tabhane işlevi görmüş yan mekânlar ile türbe ulaşmıştır. Şadırvan avlusunun kenarında bulunması gereken medrese ve imaret yanarak yok olduğundan bu yapıların mimarisi hakkında bilgi edinilememektedir. Cami ve türbe 1939 depreminde harap olmuş, onarımlarını Vakıflar Genel Müdürlüğü üstlenmiştir. Daha önceki onarımlar da kitabelerle belgelidir: yan kapılardan birinin üzerindeki kitabe Mahmud Beyzade Mehmed Bey'in yaptırdığı 1280 (1863-64) tarihli onarımı, ötekisi 15 Şaban 1236 (18 Mayıs 1821) tarihindeki bir tamiri anar. Yasar'a göre caminin güneyinde, yolun üzerinde bulunan tekke 890 (1485) yılında Halveti şeyhlerinden Habib Karamani adına yapılmıştır.

Caminin vakıf işlerini on dokuzuncu yüzyılda mütevelli aileleri yürütüyordu. Olcay'ın hatıralarında Mehmed Paşa Camii mütevellisi olarak iki isim geçer. Bunlardan Kurdoğlu Mehmet Bey, Kösemihaloğulları'ndandır; cömert ve fakirlere yardım eden biri olarak anılır. Olcay'ın aktardığına göre şair Ziya Paşa 1282 (1866-1867) yılında Amasya mutasarrıfı olarak geldiğinde kefil gösterilmesi gerekmiş, Kurdoğlu Mehmet Bey de kefil olmuştur. Bunu duyan Payaslızade Hacı İsmail Efendi'nin kıtası Olcay'ın metninde şöyle yer alır: "Bu çargâhta kuzum rahat eyle kim neylesin / Ki onun râ'i-yi hâmisine kurt oldu kefil." Olcay'ın çocukluk yıllarında mütevelli Nuri Bey'di; hanımı Taşovalı olan bu zatı dostları arasında sayar.

Mustafa Bey Hamamı

Mahallenin bir başka yapısı Mustafa Bey Hamamıdır. Hamam 1436'da, II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılmıştır. Böylece mahallede lala ailelerinin yaptırdığı yapıların izi, Mehmed Paşa Külliyesi'nden yaklaşık elli yıl öncesine, II. Murad devrine kadar sürülebilir. Hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşur. Soyunmalık kare planlıdır, soğukluk kubbeli ve mukarnaslı nişlidir; sıcaklık ise dört büyük nişle çevrili kubbeli bir mekândır. Duvarlar moloz taş ve tuğla ile örülmüştür.

Hamamın yirminci yüzyıl başındaki işleyişine dair en canlı bilgi yine Olcay'dadır. Olcay'a göre Mustafa Bey Hamamı bimarhanenin önündeydi ve Selağzı'ndaki Sinan Hamamı ile birlikte Dubaracıoğlu Hamamcı Hacı Ali Hafız Ağa'nın idaresindeydi. Kadınlar bölümünü Hafız Ağa'nın eşi Ayşe Hanım yönetirdi. Akşam hamam kapandıktan sonra iki hamamın hizmetlileri nöbetleşe külhanı yakardı. Hafız Ağa'nın üç eşi vardı ve Olcay bunları sessiz sedasız bir arada idare etmesini hayretle anar. Ağa akşam yemeğinden sonra sokak kapısının karşısındaki sedire oturur, komşular gelip kahve içer, kendisi de ata binip köpeğiyle Göllü ve Köle Mezarı bağlarına ava çıkardı. Olcay'a göre oğullarından biri Şefik Paşazade Bey'in oğlu Şadi ile birbirlerini öldürmüş, ailenin durumu bundan sonra tamamen değişmiştir. Hamamda çalışanlar arasında Seyyid Ağa adlı biri de anılır.

Selâmet Hatun ve Yâ Vedûd Tekkesi

Pirinççi'nin on beşinci yüzyıldaki en dikkat çekici kuruluşlarından biri bir kadının hayratıdır. Yasar, Pirinççi Mahallesi'nin kuzeydoğusunda, Dersi Tamam Efendi Türbesi'nin kıble tarafında bir tekkeyi anar. Bu tekkeyi, Amasya kadısı "Molla Beylik" lakaplı Nizameddin Abdurrahman Muslihî'nin kızı Selâmet Hatun 857 (1453) yılında yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Aynı eserde Selâmet Hatun'un şair Zeyneb Hatun'un kız kardeşi olduğu, salih ve ibadete düşkün bir kadın olarak tanındığı, 870'ten (1465-1466) sonra öldüğü yazılıdır. Yasar'ın başka bir maddesine göre Selâmet Hatun, Halvetî tarikatına girmiş, Pirinççi Mahallesi'nin önünde Kuşköprü civarında bir zaviye ve ona bitişik bir türbe yaptırmıştır. Babasının kadılığı sırasında vakfiyesini düzenletmiş, iki çiftliğini vakfetmiştir; bu çiftliklerin gelirleri zaviyede dervişlere ve şeyhlere yemek ve maaş olarak harcanmıştır. Yasar iki maddeyi birbirine bağlamaz, ama aynı tarih, aynı kurucu ve aynı çevre ikisinin aynı yapı olduğunu kuvvetle düşündürür. Yalnız bir maddede tekke Nakşibendî şeyhlerle, ötekinde Halvetî tarikatıyla anılır ve bu farkın nedeni açıklanmaz.

Tekke, adını Nakşibendî şeyhi Abdulvedud Efendi'den almıştır. Yasar'a göre Sa'deddin Kâşgarî'nin halifelerinden Sun'ullah Buhârî ve oğlu Abdulvedud Efendi burada şeyh olmuş, tekke Abdulvedud'a nispetle tanınmıştır. Sonraki şeyhler arasında Edhem Çelebi ve Mehmed Çelebi sayılır; 1099'da (1687-1688) Mehmed Efendi, 1110'da (1698-1699) Mustafa Efendi tevliyetle şeyh ve zaviyedar olmuştur. 1121'de (1709) bu şeyhin ölümüyle oğlu Mehmed Çelebi, 1149'da (1736-1737) diğer oğlu Osman Çelebi görevi devralmış, 1153'te (1740-1741) Osman Çelebi'nin ölümüyle oğulları Abdullah ve Hasan şeyh olmuştur. Ertesi yıl, 1154'te, ders-i âm Seyyid Hâfız Hüseyin Efendi şeyh ve mütevelli olarak tekkeyi bir dershaneye dönüştürmüştür. Onun ardından oğlu Seyyid Mustafa Efendi, 1178'de (1764-1765) Mahmud Çelebi, 1210'da (1795-1796) Mustafa ve kardeşi Seyyid Mehmed şeyhlik yapmıştır. 1223'te (1808) Fazlîzade Seyyid Hacı Abdülkadir Efendi'nin oğulları, ayandan Seyyid Mehmed Said ve Mustafa Efendiler görevi mirasla devralmış ve Yasar'a göre tekkeyi harap etmişlerdir. Yasar son durumu şöyle aktarır: mescidi hâlâ varken, "münderis" gösterilerek vakıfları 1315'te (1897-1898) maarif idaresi adına kaydedilmiş, bugün ise yalnız Selâmet Hatun'un türbesi ayaktadır.

Yasar'ın türbeler bölümü zaviyenin sonunu da anlatır. Selâmet Hatun Türbesi, Dersi Tamam Türbesi'nin kıble tarafında, yani güneybatısında ve yaklaşık yirmi metre ilerisindedir. Hatunun 857'de yaptırdığı zaviye, Şefik Paşa tarafından haksız yere el konulup bahçeye çevrildiği için yok olmuş, yalnız türbe korunmuştur. Yasar, hatunun halk arasında "Nuh tufanından kalma bir kadın" diye anılan efsaneyle ilgisi olmadığını da özellikle belirtir. Önceki bölümdeki "Şefik Paşa Bahçesi" ile bu bahçe aynı yer olabilir; ancak Yasar iki bilgiyi birbirine bağlamaz. Komşu türbe olan Dersi Tamam Türbesi ise Kuşköprü başında, derenin batı yakasındadır. Önceleri üstü açık, dört duvardan oluşan bu hücreyi 1314'te (1896-1897) Amasya tahrirat müdürü İstanbullu Mehmed Mazhar Bey çatılı bir hâle getirmiştir. Kitabesi olmadığı için içindeki zatın "Dersi Tamam" lakabıyla anılan Müftüzade Hacı Ömer Efendi olduğu, Yasar'a göre ancak yedi yıllık bir araştırmayla anlaşılabilmiştir.

Darülhadis Medresesi

Pirinççi'nin eğitim tarihindeki en köklü kurumu, Yasar'ın "Dârü'l-Hadîs Medresesi" diye andığı yapıdır. Medrese, mahallede dere kenarında, Hacı Hamza Efendi Camii'nin hizasında yer alıyordu. Yasar bu caminin Bayezid Paşa Mahallesi'nde olduğunu belirttiğinden, medresenin mahallenin sınırında, komşu mahalleyle yüz yüze durduğu anlaşılır. Kadılardan Seydî Alizade Hacı Osman Çelebi 933'te (1526-1527) bu medreseyi darülhadis olarak yaptırmıştır. Biyografi bölümünde Osman Çelebi, Amasya ulemasından Seydî Ali Çelebi'nin oğlu olarak tanıtılır; İstanbul ve Amasya'da, özellikle Kemal Paşazade Ahmed Şemseddin Efendi'den öğrenim görmüş, müderris ve kadı olmuş, Kastamonu kadılığından sonra 944'te (1537-1538) Amasya kadısı olarak gelmiştir. Şehzade Mustafa Amasya valisi olunca 947'de (1540-1541) emekliye ayrılmış, Pirinççi'de yaptırdığı darülhadisin giderleri için mal ve arazisini vakfetmiş ve 952 (1545-1546) dolaylarında ölmüştür. Oğlu Hacı Ahmed Efendi de kadılık yapmıştır.

Medrese ilk yapıldığında ahşaptı ve sonraki yüzyıllarda defalarca yandı. 1011'deki (1602-1603) yangından sonra, banisinin torunu Ayşe Hatun binti Ahmed Çelebi 1018'de (1609-1610) yeniden yaptırdı, mütevelliliği oğlu Şaban Ağa'ya ve çocuklarına bıraktı, mallarını vakfetti ve vakfiyesini geniş biçimde düzenletti. Yapı 1098 (1686-1687) ve 1143 (1730-1731) yıllarında yeniden yandı; 1100 (1688-1689) ve 1151 (1738-1739) yıllarında yeniden inşa edildi. Gelirleri kalmadığı için müderrislerin maaşı, Hakala nahiyesindeki bir mezranın vakfından karşılanıyordu. Yasar'ın yazdığı sırada yapı onarım bekliyordu. 1151'deki son inşadan sonra ilk müderris Ahmed Efendi'dir; 1163'te onun ölümüyle Hâfız Hüseyin Efendi göreve geldi, ardından 1178'de Fenarcızade Evliya Halil Efendi ve 1201'de Soruklu Hâfız Ali Efendi müderris oldu. 1253'te ise İnepazarlı Seyyid Hacı İsmail Hakkı Efendi göreve atandı.

Dugrâkiye Medresesi

Mahallenin nehir kıyısındaki en eski yapısı, Mehmed Paşa Külliyesi'nden iki buçuk yüzyıl öncesine uzanır. Yasar, Dugrâkiye Medresesi'ni Mehmed Paşa Camii'nin kuzeybatısında, yol üzerinde, Yeşilırmak kenarında ve İnekler Türbesi'ne bitişik olarak tarif eder. Amasya valisi Emir Nureddin Tuğrak, burayı 631'de (1233-1234) Alâeddin Keykubad döneminde mescit olarak yaptırmıştır; kapı üzerindeki Arapça kitabede Hacı Tuğrak Emîr-i Şikâr adı geçer. Mehmed Paşa yakınında büyük camiini yaptırınca bu mescidi 900'de (1494-1495) medreseye çevirmiş ve ona "Dugrâkiye" adını vermiştir; halk arasında "Durâkiye" denmiştir. 1098 yılına kadar kırk (erbaîn) derecesindeki müderrisler burada ders vermiş, 1099'da yangın çıkınca yapı bir süre arsa olarak kalmış, 1111'de (1699-1700) Mehmed Paşa vakfının mütevellisi Tâceddînzade Ali Bey yeniden yaptırmıştır. Onun müderrisi Ömer Efendi 1132'de ölünce Abdurrahman Efendi göreve gelmiş, sonraki yüzyılda Hâfız Mustafa, Hâfız Ömer, İbrahim Şakir, Hacı Mahmud Efendi gibi isimler sırayla müderrislik yapmıştır.

Medresenin sonu nehirle ilgilidir. Müderris Hâfız Hasan Efendi görevde iken yapı harap olmuş, 1296'da (1879) ırmağın taşması yapıyı tamamen yıkmış, vakıf gelirleri de yitmiştir. Sonra âlimlerden Canikli Mehmed Efendi, topladığı nakdî bağışlarla 1308'de (1890-1891) yapıyı yeniden inşa etmiş ve müderrisliği fahrî olarak üstlenmiştir. Olcay'ın hatıralarında anlattığı yapı büyük olasılıkla budur. Olcay'ın anlattığına göre medrese Pirinççi Mahallesi'nin Yeşilırmak kenarında, Kazasker Sudur Ahmed Efendi'nin un fabrikasının hemen yanındaydı; iki katlı, ahşap, geniş bahçeli, cadde üzerinde bir yapıydı. Kapısı üzerindeki kitabeye göre bina vaktiyle kârgirdi ve bir yangın ya da deprem sonrasında ahşap olarak yeniden yapılmıştı. Olcay, medresenin banisi diye anılan kişinin türbesinin de bitişikte durduğunu, ikisinin Amasya Belediyesi tarafından yıktırıldığını, arsanın satılıp Ekrem adında birine, sonra el değiştirerek Hocazade Saffet'in oğlu Muammer'e geçtiğini yazar. Yasar'ın medreseyi Mehmed Paşa Camii'nin çevresinde, Olcay'ın ise Pirinççi içinde göstermesi, iki yazarın mahalle sınırlarını farklı çizdiğini yine ortaya koyar.

Rüşdü Paşa Konağı

Darülhadisin yakını, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında bir başka olayın sahnesi oldu. Yasar'ın ayrıntılı biyografisini yazdığı Şirvanlı bir seyyid şeyh, 1281'de (1864-1865) Amasya'ya üçüncü kez gelmiş ve bir süre Yakutiye Mahallesi'nde oturmuştur. Yasar'ın anlatımına göre Şirvanî Hacı İsmail Efendizade Mehmed Rüşdü Paşa, 1288 (1871-1872) Şaban ayında onun için Pirinççi Mahallesi'nde, Osman Çelebi Darülhadisi'nin civarında büyük bir konak yaptırıp onu oraya yerleştirmiştir. Mehmed Rüşdü Paşa 1289'da İstanbul'a gidip sadrazam olunca Ali-Muaviye meselesi gündeme gelmiştir. Yasar'a göre bir taraf Muaviye ve taraftarlarını açıkça tekfir ve lanetliyor, ulema da Ehl-i Sünnet'i savunuyordu; şeyh ve müritleri halk arasında "Şia-yı Aleviyye" gözüyle görülmüş, şehirde büyük bir bölünme baş göstermiştir.

Yasar, 1291'de (1874-1875) konakta olağandışı olayların başladığını yazar. Konak geceleri görünmeyenler tarafından taşlanmış, gündüzleri sandıklarda saklanan eşya ve giysiler yanmıştır; bunu yapanlar bir türlü anlaşılamamıştır. Şeyh bu yüzden konaktan çıkıp Gümüşlüzade Mahallesi'nde kiralık bir eve taşınmış, orada da aynı olaylar sürünce 1293'te Merzifon'a gitmiştir. 1294'te Amasya'ya dönüp Eski Kethüda Mahallesi'nde Kazasker Ahmed Hulûsî Efendi'nin konağında kalmış, 1297'de müridlerinden birinin karıştığı bir cinayet olayı yüzünden yeniden Merzifon'a çekilmiştir. Yasar'ın kendi sözleriyle, şeyh daha sonra Çeribaşı Mahallesi'nde Yasar ailesinin komşusu olmuştur. 1301'de kendisine yöneltilen silah kaçakçılığı ve isyan hazırlığı suçlamaları İstanbul'a telgrafla bildirilince Amasya'dan ayrılmıştır. Konağın bugün nerede olduğu ve ayakta olup olmadığı kaynaklardan anlaşılmamaktadır.

Mahalleden Çıkan İsimler

Mahallenin ilk ve en önemli adı Pirinççi Sinan Bey'dir; onun hikâyesi yukarıda anlatıldı. Ondan sonraki en ayrıntılı kayıt Siyavuş Ağa ile ilgilidir. Yasar'ın anlatımına göre Hicri 1058'in (1648) başında Amasya ve Karahisar-ı Şarkî sancakları Amasyalı Alıc Beyzade Çolak Hüseyin Paşa'ya verilmiş, paşa gelene kadar Amasya ayanından Siyavuş Ağa mütesellim olarak bırakılmıştır. Siyavuş Ağa, Pirinççi Mahallesi eşrafından Abdi Ağa'nın oğlu bir sipahidir.

Eserin biyografiler bölümü kişinin daha önceki kariyerini ekler. Siyavuş Ağa, Serhoş Mehmed Paşa'nın silahdarı olarak çeşitli yerleri dolaşmış, paşa öldürülünce Çolak Hüseyin Paşa'ya bağlanmış, Revan ve Bağdat savaşlarında hizmet ve yararlılık göstermiştir. 1052'de (1642-1643) kethüdayeri olmuş, 1055'te Girit harbine memur edilmiş, 1057 Şevval ayında Amasya kethüdayeri, 1058 Muharrem başında Amasya sancağı mütesellimi olmuştur. Mütesellim olunca herkesin dedikodusuna konu olan Bağdatlıoğlu Osman Ağa'yı şehir kethüdalığından aldı ve yerine Kuba Mahallesi eşrafından Kara Abdi Bey'i getirdi. Aynı yılın Safer ayında ise bir kadına tasallut edip bir çocuğa sebep olduğu iddiasıyla suçlanarak görevinden uzaklaştırıldı; yerine zeamet sahiplerinden Sarı Ali Bey mütesellim oldu.

Yasar'ın iki anlatımı birbirini bütünler, ama bir noktada ayrılır. Biyografiler bölümü, Siyavuş Ağa'nın bir kadına zorla zina edip bir çocuk doğmasına neden olduğunun sabit olduğunu ve bu yüzden idam edildiğini yazar. Tarih bölümünde ise davanın mahkemede sabit olduğu söylenmiş, ardından olayın eski şehir ağası Bağdatlıoğlu'nun kurduğu bir iftira olarak da anıldığı not edilmiştir. Yasar olayı kendisi hükme bağlamaz, yalnızca dönemin söylentisini de kayda geçirir. Bu satırlar, bir mahalle eşrafının oğlunun şehir yönetiminin başına geçebildiği ve çekişmeler yüzünden birkaç ay içinde hem makamını hem hayatını yitirebildiği on yedinci yüzyıl ortası Amasya'sının iç siyasetine de ışık tutar.

Mahallede en çok iz bırakan aile Seydî Alizadelerdir. Osman Çelebi'nin babası Seydî Ali Çelebi, Hicri 896'da İstanbul'a giderek II. Bayezid'in teveccühünü kazanmış, Sofya kadısı ve Rumeli kazaskeri olmuş, 910 dolaylarında ölmüştür. Üç oğlundan Yakub Çelebi Edirne mollası olup Şir'a şarihidir; Osman Çelebi Amasya'da Pirinççi'de darülhadisi yaptırmış, Hızır Çelebi de kadılık yapmıştır. Yakub Çelebi'nin çocukları İstanbul'da kalmış, ötekiler Amasya'da yerleşmiştir. Mahalledeki medrese ve vakıf düzeni bu ailenin torunlarına kadar sürmüş, yani 1018'deki yeniden inşayı yaptıran Ayşe Hatun da aynı ailedendir.

Yirminci Yüzyıl Başında Sokaklar

Olcay'ın hatıraları, mahalleyi Yasar'dan bir kuşak sonra, Osmanlı'nın son on yıllarında gösterir. Olcay'ın anlattığına göre mahallenin bir kısmı Çukur Konak semtine bağlıydı; bu kısımda sıralanan haneler arasında Şirvanlı Abdullah Hoca'nın evi, onun kardeşi Hint horozu besleyen Şirvanlı Balaş Efendi'nin evi, Selağzı'nda Şehzade Mustafa Efendi'nin dükkânının yanında attarlık yapan Attar Kerim Efendi'nin evi, Şirvanlızadelerden şair Tahir Efendi ile Hacı Mahmut Efendizadelerin konağı vardı. Olcay Pirinççi'den adıyla anılan aileler de sayar: Keresteci Hatip Hoca'nın oğlu Hulusi ve çocukları ile Terzi Ali Efendi, Pirinççi Mahallesi sakinleri arasında geçer. Şirvanlı Mehmet Efendi adlı bir manav da Pirinççi'de otururdu ve ana caddedeki dükkânında çalışırdı.

Mahallenin başka bir kısmı Olcay'a göre "Joziyet" adıyla bilinen Fransız Mektebi'nden başlıyordu. Bu bina sonradan Şehr-i Yâri Mektebi olmuş ve Savadiye Deresi'nin devamı boyunca sıralanan evler, "Dersi Tamam" denilen yere kadar uzanmıştır. Bu tarif, Yasar'ın Dersi Tamam Türbesi'ni mahallenin kuzeydoğusunda göstermesiyle uyumludur. Olcay başka bir yerde Fransız Mektebi'nin bulunduğu semte Bayezid Paşa Mahallesi dediğine göre, iki mahallenin sınırı o zamanlar da kesin değildi. Olcay buradan itibaren şehrin ana caddesini izleyen sıranın şimdiki hâlini koruduğunu, yalnız medrese, türbe ve değirmenin ortadan kalktığını yazar.

Nüfus ve Değişim

TÜİK'in adrese dayalı nüfus sayımı sonuçlarından derlenen seriye göre Pirinççi Mahallesi'nin nüfusu şöyledir:

  • 2012: 535
  • 2013: 535
  • 2014: 497
  • 2015: 487
  • 2016: 471
  • 2017: 421
  • 2018: 435
  • 2019: 414

Yedi yılda yaklaşık 120 kişilik bir azalma görülür. Bu tablo tarihî kent merkezlerinde sık rastlanan bir eğilime uyar: konutların yerini zamanla kamu yapıları, müzeler ve ticarethaneler alır. Serinin 2019'da bittiğini, daha güncel rakamlara ulaşılamadığını da belirtmek gerekir. Mahallenin eski çağlardaki hane sayısına ilişkin bir sayıya ise ulaşılamamıştır; Yasar da mahalle başına hane sayısı vermez.

Günümüzde Pirinççi

Bugün Pirinççi, Amasya'ya gelenlerin en çok geçtiği mahallelerden biridir. Müze, cami ve hamam birbirine yürüme mesafesindedir ve Valilik binası müzenin karşısında durur. Nehir boyundaki promenad şehirlilerin de yürüyüş güzergâhıdır. Yasar'ın anlattığı tekke ile darülhadis ortadan kalkmış, Olcay'ın gördüğü Dugrâkiye Medresesi yıktırılmıştır; Selâmet Hatun'un türbesiyle Dersi Tamam'ın hücresi gibi küçük yapılar ise mahallenin on beşinci yüzyıldaki kadın hayratının ve ulema geleneğinin somut izleri olarak anılır.

Kronoloji

1233-1234: Amasya valisi Emir Nureddin Tuğrak, sonradan Dugrâkiye Medresesi olacak mescidi yaptırır (Hicri 631).

1308-1309: İlhanlı döneminde Amasya Bimarhanesi (Darüşşifa) inşa edilir.

1436: Mustafa Bey Hamamı, Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey tarafından yaptırılır.

1453: Kadı kızı Selâmet Hatun, Pirinççi'nin kuzeydoğusunda bir tekke (zaviye) yaptırır (Hicri 857).

1485: Halveti şeyhi Habib Karamani için caminin güneyinde bir tekke yapılır (Yasar'a göre).

1486: Mehmed Paşa Camii tamamlanır (Muharrem 891).

1494-1495: Mehmed Paşa, Tuğrak Mescidi'ni medreseye çevirir (Hicri 900).

1495: Caminin banisi Hızır Paşazade Mehmed Paşa vefat eder.

1506-1507: Pirinççi Sinan Bey'in mescit ve mektebi dolayısıyla mahalle "Pirinççi" adıyla anılmaya başlar (Hicri 912).

1512: Pirinççi Sinan Bey, Şehzade Ahmed çevresindeki emirlerin dağılmasıyla ortadan kalkar (Hicri 918).

1526-1527: Seydî Alizade Osman Çelebi Pirinççi'de darülhadis medresesini yaptırır (Hicri 933).

1602-1603: Darülhadis yangın geçirir; 1609-1610'da Ayşe Hatun yeniden yaptırır.

1648: Pirinççi eşrafından Siyavuş Ağa Amasya mütesellimi olur, kısa süre sonra azledilir ve idam edilir (Hicri 1058).

1686-1687 ve 1730-1731: Darülhadis iki kez yanar; 1688-1689 ve 1738-1739'da yeniden yapılır.

1821: Mehmed Paşa Camii'nde onarım yapılır (15 Şaban 1236).

1863-1864: Mahmud Beyzade Mehmed Bey'in yaptırdığı onarım gerçekleşir (Hicri 1280).

1871-1872: Mehmed Rüşdü Paşa, Pirinççi'de darülhadis civarında bir konak yaptırır (Hicri 1288).

1879: Yeşilırmak taşar, Dugrâkiye Medresesi yıkılır; 1890-1891'de Canikli Mehmed Efendi yeniden yaptırır (Hicri 1296 ve 1308).

1896-1897: Dersi Tamam Türbesi onarılır (Hicri 1314).

1939: Deprem cami ve türbede hasara yol açar; onarımı Vakıflar Genel Müdürlüğü yapar.

2011: Bimarhane, Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak hizmete girer.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Gülcan Canik, "Amasya Tarihi Kent Merkezinde Yer Alan Pirinççi Promenad Alanının Nehir ve Kentle Olan İlişkisi Üzerine Bir Değerlendirme", Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Ormancılık Dergisi. amasya.bel.tr

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar