
Matla‘ 5 — Tirāş itdikce ḫaṭṭın ḥüsni arttırırdı dil-dāruñ
Tüy bitince yanakta bahar olur, tıraş edilince güz gelir; Sâhib tıraş oldukça güzelleşen sevgilinin yüzündeki gül bahçesinin güzünü baharından üstün tutar.

Tüy bitince yanakta bahar olur, tıraş edilince güz gelir; Sâhib tıraş oldukça güzelleşen sevgilinin yüzündeki gül bahçesinin güzünü baharından üstün tutar.

Haram-zâde rakı meydana raks ederek girer ve akıl ile gönül harmanını bâde verir: rüzgâra da şaraba da aynı anda teslim edilen bir harman sahnesi.

Kelime-i tevhidin "lâ"sı düşünceden mâsivâyı siler, "illâ"sı göğsü bir ay yüzlünün aşkıyla yarar: tevhid formülünden çıkarılmış bir aşk öğüdü.

Önce "yok" denir, sonra o yokluktan bir "var" çıkarılır: tevhid formülünün olumsuzlamadan olumlamaya geçişi âlemin yoktan yaratılışına delil olur.

Gönül ak yüze, Akşehir'e giderken yanakta kara tüy biter ve yolu Karahisar'a, kara kaleye düşer: Anadolu'nun iki şehrinden kurulan bir yol şakası.

Kara hisar ayva tüyüdür, afyon da gece renkli ben; Karahisar-ı Afyon'u görmemiş gönül, sevgilinin yüzüne baktığında o şehri de görmüş sayılır.

Sevgilinin yüzünü kıskanan gül kıpkızıl deli, kâkülün övgüsünü duyan sümbül gömgök sarhoş olmuştur: Türkçenin pekiştirmeli renk sıfatlarıyla kurulan beyit.

Deli gönül sevgilinin canın belası olduğunu söylemiş ve sözü doğru çıkmıştır: "deliden uslu haber" atasözüyle biten, kendi gönlüyle şakalaşan bir beyit.

Şeker dudak ile gül yanaktan alınan öpücük âşığın hastalığına gülbeşekerin şifası gibi gelir; "gül beñzer" sözü gül-be-şeker diye de okunabilir.

Dört kaşın her biri ayrı yöne uzanır, tıpkı tek bir meselede dört mezhebin ayrı hüküm vermesi gibi; her kaş kendi yönünde kara bir Hint ülkesidir.

Bir yeniçeri güzeline gönül veren âşığın piri de Hacı Bektaş-ı Velî olur: Yeniçeri Ocağı ile Bektaşîlik arasındaki bilinen bağdan doğan bir şaka.

O hurinin gönlünden geçen her düşünce, billur bir kabın içindeki nesne gibi berrak göğsünde görünür: düşüncelerini saklayamayan saydam bir sevgili.

Sevgili ile güneş arasında yerle gök kadar fark vardır; felek güneşini onun karşısına pek çıkarmasın: Arapça bir deyimin Türkçe mısraa yerleştiği beyit.

"Velilerim kubbelerimin altındadır" diyen kudsî hadis sevgilinin külahına uygulanır: kubbe biçimli külahın altında da saklı bir güzellik vardır.

Cilve fidanından şeftali, yani öpücük uman âşığı talihin bahçıvanı bir ayvayla, bir "eyvah"la başından savar: meyve oyununun kısa ve keskin bir eşi.

Arapçada "kad" edatı azlık bildirir, Türkçede kad boy demektir; servi boylunun güzelliği de bu edat gibi dünyada ancak nadiren görülen bir şeydir.

Başı aşağı, göğsü yarık, gözyaşı döken, hâli kara: dört sıfat hem kamış kalemi hem âşığı anlatır ve mahlas "Sâhib-makâl" tamlamasına gizlenir.

Yanak kandil, yüz mescit, kaş mihrap, boy minber: fiili olmayan, yalnız sekiz isimden kurulmuş bu beyitte sevgilinin yüzü baştan sona bir camiye döner.

İrfan sahibinin sohbetinde kusur etme, gönül levhasına her yanlış çizgiyi yazma: mahlası "sâhib-i irfân" tamlamasına saklayan bir öğüt beyti.

Sabah yeli goncayı açınca bir kaleyi fethetmiş olur, bülbül de bu fethe "güşâde bâd" diye tarih düşürür: feth kelimesinin iki anlamıyla kurulan beyit.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.