
Gazel 90 — Nev-bahār oldı bütān girse n’ola sādelere
Önce ayak altında çiğnenen, sonra yüz sürülen seccade bir öğüde döner; kadeh ebeliğiyle doğan asmanın kızı ve zamanın rüzgârıyla savrulan ocaklar da gazelde.

Önce ayak altında çiğnenen, sonra yüz sürülen seccade bir öğüde döner; kadeh ebeliğiyle doğan asmanın kızı ve zamanın rüzgârıyla savrulan ocaklar da gazelde.

Kara kâkül gariplerin akşamı, parlak yanak yurt sabahıdır; zülfün kıvrımından Çin'e düşen gönül, vehmî nokta kadar ağız ve ay ışığından dokunan gömlek.

Gölge, etek, mum, güz yaprağı ve zülüf gibi kimin ayağına düştüyse karşılık bulamayan bir insanın yakınması, "kimüñ pâyına düşdümse" redifiyle.

Zülfe Çin miski diyen âşık bunu bir hatâ ile söylediğini kabul eder; rızasız satışa benzeyen öpücük, "geçen geçti" ve sevgi denizinde bir kabarcık.

Mül mül, kulkul, fülfül, düldül, bülbül: kafiyeleri ikilenen hecelerle kurulan gazelde kâğıda sarılı karabiber gibi ben ve bülbül için ağlayan bir gül.

Tıraştan sonra berber aynasına bırakılan akçe gibi gözyaşları: İstanbul berber dükkânının âdetini şiire taşıyan gazelde mermer göğüs ve ardıca konmayan bülbül.

Gül herkese güler, Kâbe herkesi tavaf ettirir, pabuç herkesi Hızır bilir; "kimi görse" redifli gazelde hamam da kimi görse onu esbabından soyar.

Göğüs gam kılıcıyla yarılıp bir "kâf" olmalı, gönül de sevgi Ankası'nın konacağı Kaf Dağı; umutla korku arasında A‘râf'a dönen kalp de bu gazelde.

Rindâne rindâne, pervâne pervâne, peymâne peymâne: dokuz beyitlik gazelin her mısraı ikilenen bir kelimeyle biter ve çiftin her yarısı ayrı anlam taşır.

Satrancın atı ve matı, kirpik safının önünde tuğra gibi duran kaşlar, Zulümât'a düşen kalem ve âşığın özlemini bir sıfır gibi on katına çıkaran ben.

Gece gibi ayva tüyü meclisin vakti olur, ay yüzlü sevgili Akrep burcuyla anılır; "olmağ ile" redifinin her beyitte bir gerekçe kurduğu kapalı bir gazel.

Hilâl hem gökteki ince ay hem kürdandır; misvakla aynı efendinin iki kulu gibi ağza hizmet eden kürdan ve kelamcıların cevher-i ferdi sayılan ağız.

Neye üflerken boynunu büküp gözünü süzen neyzen, yüze vuran yara izleri, zemherir gibi ayva tüyü ve düşüncenin divanını düzene sokan çavuş kalem.

Başı ateşle dolu, bedeni çubuk gibi incelmiş âşık, sevgilinin dudağına ancak tütün çubuğunun imamesi gibi değer; iki dilli kalem ve yük taşımayan devekuşu.

Bıyığı yeni terlemiş dört kaşlı delikanlı ile dört mezhep arasındaki kıl kadar fark aynı mısrada buluşur; mihrap köşesinde kandil ve Sünbüle'ye giren güneş.

Yanaklarda ayva tüyü belirmiştir, güzelliğin zevâli başlar ve âşığın sırası yaklaşır; "az kaldı" redifli gazelde oruç biter, bayram müjdesi verilir.

Miras hukukunda erkeğin payı kadınınkinin iki katıdır; Sâhib bu kuralı delikanlıların güzellik payına uygulayan bir şaka kurar, ama mısraın başı okunamamıştır.

Şarap içen padişahı da dilenciyi de aynı gözle görür: Cem'in dünyayı gösteren kadehi, gam girdabında kayık ve keder ordusunu dağıtan lal kaftanlı yiğit.

Kazancı, miyâncı, nişancı, doğancı: kafiyeleri meslek bildiren "-cı" ekiyle kurulan gazel, gönlü aşk padişahının sarayında bir görevli gibi gösterir.

Boyun arzusu serviye, yanağın özlemi mumun yağına, benin sevdası lalenin yarasına döner; leff ü neşr örneği bir beyit ve yemin ederken solak konuşan rakip.

Takvim ileriye, tarih kitapları geçmişe bakar; öğütlerini nesnelerden çıkaran gazelde simya potası, dal gibi türediler ve sevgilinin ayağına düşen tarih mısraı.

Gözyaşı incileriyle ıslak göz, yedi yaşında dişleri çıkmış bir çocuğun ağzına benzer; suret çalan ayna, satranç tahtasında mat ve başını taşa tutan Sâhib.

İki dudak aynı cinsten iki harf gibi idgâm olur: medresede yetişmiş bir şairin öpücüğü gramer kuralıyla anlattığı gazelde Şam kervanı Halep yoluna çıkar.

Kanun, kemançe ve birbirine kulak tutan yay kılları tek mısrada bir saz takımı kurar; kalemin sehiv secdesi ve iki yüzlü kâğıt da bu gazelde.

Bu yeni vadide yol gösteren Hattî'ye nazire: boyu köprü kemerine dönen âşık, kat kat fener, hafta başı tıraşı ve kitabe taşına oyulan bir tarih mısraı gibi ah.

Lafız ile ma‘nâ, müstesnâ ile illâ, zamir ile mercî: Arapça dilbilgisinin terimleriyle örülen gazelde kaşlar tuğranın hançeresi, zülüfler zülfesidir.

Sevgiliyi bağrına çeken keten gömlek vuslatın lezzetiyle keten helvasına döner; sırmaya dönen iplikler, ağzı sulanan hokka ve öpücükte şeftaliye dönen çene.

Tüy bitti, süs bitti: "bitmek" fiilinin hem yetişmek hem sona ermek anlamına dayanan, ilk mısraını sonda aynen tekrarlayan ve tezdeki Türkçe gazelleri kapatan şiir.

Peygamber'i övmeye girişen şair önce gönlünü riyadan, sözünü söz hırsızlığından, yanılmadan ve yanlıştan arındırmalıdır: divanın başlarında duran iki beyitlik kıt‘a.

Mürekkeple kararmış kalem bir kara köledir: tahrîr, kitâbet ve kat‘ kelimeleri aynı mısrada hem kalemin ucunu kesmeyi hem de bedelle azat sözleşmesini anlatır.

Âşığın göz halkası okçunun başparmak yüzüğüdür ve sevgilinin bakış okunu gönle gönderir; öldüren kılıcın bile "hoş kadem" sayıldığı bir rubai.

Güzellerin vuslatına tedrîc ile, adım adım varmayı öğütleyen ve tezde rubailer arasında verilse de altı mısrasıyla kıt‘aya yakın duran bir parça.

Ayva tüyü güzellik hüccetinin yazısıdır; onu tıraş eden sevgili belgeyi kazımış, mahkûk ve geçersiz kılmış olur: kadı mahkemesinin diliyle bir şaka.

Eski hacılar dönüşte sarıklık bez armağan ederdi, çağın hacıları ise yalnız öd ağacı verir; ‘ûd kelimesi dönüş diye okunursa nükte daha da sertleşir.

Hokkadan aldığını hiçbir şey saklamadan kâğıda veren kalem, geriye yalnız elinin kiri ile yüzünün karasını bulur: cömert ama talihsiz bir aracı.

Gam varlık ağacına balta ve bıçkıyla girer, zaman bir marangoz gibi keser biçer; keser kelimesi hem aletin hem de o aletin yaptığı işin adıdır.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.