Abdîzâdeler, Amasya Tarihi'nin müellifi Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın mensup olduğu Amasyalı ailedir. Müellif kitabının her cildinde kendini "Abdîzâde" diye imzalamış, ailesinin geçmişini ise tek bir yerde toplu olarak anlatmak yerine eserin farklı ciltlerine, ilgili kişilerin maddelerine dağıtmıştır. Birinci cildin mukaddimesindeki kısa otobiyografi, dokuzuncu cildin "Hüseyin Bey-Kara" maddesi ve on ikinci cildin "Abdî Ağa-Kara Hüseyinoğlu" maddesi bu anlatının omurgasını oluşturur; anne tarafına, büyükannelere ve kayın hısımlarına dair bilgiler ise altıncı, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu ciltlerde, başka kişilerin hal tercümelerinin sonuna eklenmiş birer cümle olarak durur. Bu yazı o dağınık kayıtları bir araya getirir.
Hüsameddin'in verdiği silsileye göre aile, on yedinci yüzyılın sonunda kale dizdarlığı ve alaybeyliği yapan Kara Hüseyin Bey'e uzanır. On sekizinci yüzyıl boyunca Amasya yeniçerilerinin serdarları arasında "Kara Hüseyinoğulları" adıyla görülen aile, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında "Abdî oğulları" diye anılmaya başlamış, müellifin babası Hacı Mehmed Ağa'nın kuşağında Çeribaşı Mahallesi'nin varlıklı evlerinden biri olmuştur. Kitapta aileye doğrudan ait üç madde, anne ve kayın tarafından akrabaları anlatan yedi madde ve müellifin kendi evine, annesinin mezarına değindiği bir dizi kayıt bulunur. Müellifin hayatı ve eseri ayrıca Hüseyin Hüsameddin Yasar yazısında anlatılmıştır.
Adı ve Kökeni
"Abdîzâde" adı Amasya'da birden fazla aileye verilmiştir ve Amasya Tarihi'nde bu adı taşıyan maddelerin çoğu Hüsameddin'in ailesiyle ilgili değildir. On beşinci yüzyılda Amasya müftüsü olan Mevlânâ Abdî-i Amâsî'nin torunlarına, örneğin Sirâceddîn Mehmed Çelebi ve İsmâil Efendi gibi kadılara da "Abdîzâde" denmiştir. On yedinci yüzyılda şairler tezkiresi yazan Müderris Abdî Efendi'nin oğullarına "Müderris Abdîzâdeler", onun soyundan gelen Şeyh Ali Efendi'nin evlâdına "Şeyh Alizâdeler" adı verilmiştir. Merzifonlu şair Abdî Efendi'nin torunları Eşref Abdurrahman Efendi ile Iydî Bayram Efendi'nin oğulları, Şeyh Cûî'nin soyundan gelen Âbidî Çelebi'nin torunu Abdî Paşa da aynı nisbeyle anılır. Hüsameddin bu ailelerin hiçbiriyle kendi soyu arasında bir bağ kurmaz.
Müellifin ailesinde "Abdî" adı iki kuşakta, iki ayrı kişi için kullanılmıştır ve her ikisi de gerçek adları değildir. Hüsameddin, babasının ağzından şunu aktarır: "Babamın adı Abdurrahmân'dır. Sonradan Abdî denmiştir. Bunun büyük babası Abdülkerîm'dir. Buna da Abdî denmiştir." Aile dostu Topçuzâde Münîb Bey ise bu adlandırmayı anne tarafındaki dedelere bağlar: ona göre müellifin dedesi Abdî Ağa, Amasya serdarı Topçuoğlu Hacı Abdurrahmân Ağa'nın kızının oğludur ve adı Abdurrahmân iken Abdî denmiştir; birinci Abdî Ağa da Hacı Paşazâde Abdülkerîm Bey'in kızının oğludur. İki açıklama birbirini tamamlar: çocuklar anne tarafından dedelerinin adını almış, bu adlar halk arasında "Abdî" biçimine kısalmıştır. Ailenin "Abdîzâde" diye anılması da bu ikinci Abdî Ağa'nın oğulları için kullanılan "Abdî oğulları" adından gelir.
Daha eski kuşaklar için Hüsameddin uzun bir silsile verir. Kara Hüseyin Bey, Ahî Sâbıkeddîn Mahallesi halkından Doğanoğlu Abdullah Bey'in oğludur; Abdullah Bey, Ömer Bey'in, Ömer Bey de mirlivâ olup Bağdat seferinde şehit düşen Doğan Bey'in oğludur. Müellif bu kişilerin Cebeci Devlethan Bey'in torunlarından ve Baba İlyâs-ı Horasânî'nin evlâdından olduğunu da yazar. Doğan Bey'den yukarısı için bir belge göstermediği gibi, Baba İlyâs'a uzanan bağı da yalnızca bir aile bilgisi olarak kaydeder. Kitabın on sekizinci yüzyıl yıllıklarında müellif, Kara Hüseyin Bey'in adını her geçtiği yerde "ceddim Doğan Beyzâde Kara Hüseyin Ağa" diye anar; bu da aile hafızasında Doğan Bey adının canlı tutulduğunu gösterir.
Kuşaklar Boyunca Aile
Kara Hüseyin Bey (ö. 1139 [1726-27])
Ailenin tarih sahnesine çıkan ilk üyesi Kara Hüseyin Bey'dir. 1099 [1687-88] olaylarında gösterdiği hizmet karşılığında zeamet aldı, ardından Amasya'nın yukarı kalesinin müstahfızları arasına girdi ve kademe kademe yükselerek kale kethüdası oldu. 1113 Şabanında [1702] Moramol malikânesinin mutasarrıfı ve yukarı kalenin dizdarı oldu. 1121 [1709-10] yılında ilk kez Amasya alaybeyi olan Kara Hüseyin, 1124'te [1712] azledildi, 1127'de [1715] yeniden alaybeyi olup Mora seferine gitti. 1129'da [1717] tekrar azledildi ve 1131 Saferinde [1718] üçüncü kez alaybeyi, aynı yılın Zilhiccesinde de Amasya mütesellimi oldu. Kitabın Amasya valilerini anlatan yıllıkları bu tarihi doğrular: 1131 sonunda on dört yaşında bir çocuk olan Sivaslı Ahmed Paşa sancağa tayin edildiğinde, paşa gelinceye kadar sancağı alaybeyi Kara Hüseyin Ağa mütesellim olarak idare etmiştir.
Mütesellimliği sırasında Abdülbâki Ağa'yı kaymakam bırakarak sancağı teftişe çıktı, 1132 Zilhiccesinde [1720] dönüp görevine devam etti. 1133 Cemaziyelâhirinde [1721] Amasya mutasarrıfı Ahmed Paşa azledilince o da görevden ayrıldı. 1135'te [1722-23] dördüncü kez alaybeyi oldu ve ertesi yıl İran seferine katıldı. Hemedan kalesinin fethinde gösterdiği yararlık üzerine mirlivâ rütbesi ve Dergüzin sancağıyla 1137'de [1724-25] Hemedan kalesi muhafızlığına getirildi. Dokuzuncu ciltteki maddeye göre 1139 yılının başlarında orada öldü; vali yıllıklarındaki kayıt ise onun Hemedan'da "harb ederken şehîd" olduğunu söyler. Hüsameddin onu "şecî, işgüzâr ümerâdan" sayar.
Hacı Ali Ağa ve Yeniçeri Serdarları
Kara Hüseyin Bey'in oğulları Hasan, Ali ve Mustafa Ağalar yeniçeri ocağına girdiler. Bunlardan Hacı Ali Ağa yeniçerilerin ileri gelenlerindendi ve "Kara Hüseyin oğlu" adıyla tanınan bir serdardı; 1161 [1748] yılında öldü, oğulları Abdülkerîm ve Mustafa Ağalardır. Vali yıllıklarında 1147'de [1734-35] alaybeyi olan "züamâdan Kara Hüseyinoğlu Abdullah Bey" adına da rastlanır. Bu kişinin aileyle bağı madde içinde açıklanmaz; adı, babası Kara Hüseyin'in oğulları arasında sayılmadığı için kesin bir yere oturtulamaz.
Ailenin ilk "Abdî"si, Hacı Ali Ağa'nın oğlu Abdülkerîm Ağa'dır. "Amasya serdarı Hacı Abdî Ağa" diye tanınan bu kişi, 1179'da [1765-66] Rus seferine giden yeniçeri serdarları arasında "Kara Hüseyinoğlu Abdî" adıyla geçer. Ölüm tarihi kitapta iki farklı biçimde verilmiştir. Dokuzuncu ciltteki aile maddesine göre 1203 [1788-89] yılında ölmüştür; on ikinci ciltte Helvacıoğlu Abdî Ağa'nın maddesine eklenen kayıt ise Kara Hüseyinoğlu Abdî Ağa'nın 1202'de [1787-88] serdengeçtiler ağası olarak oğlu Mehmed Ağa ile birlikte Rus seferine gittiğini ve 1204'te [1789-90] şehit düştüğünü bildirir. Oğulları Hüseyin, Mehmed ve Veli Ağalardır.
Abdülkerîm Ağa'nın oğlu el-Hâc Mehmed Ağa da babası gibi Amasya serdarıdır. 1203'te Rus savaşı başladığında Amasya'dan çıkan taburlara başbuğluk edenler arasında "Kara Hüseyinoğlu Mehmed Ağa" adı da vardır. 1239 [1823-24] yılında ölen Mehmed Ağa'nın oğulları Halîl, Hasan, Abdî ve el-Hâc Ali Ağalardır. Hüsameddin bu kuşağın hepsine "Kara Hüseyin oğulları" dendiğini yazar. Aynı yıllarda aileden bir başkası, yeniçeri zabitlerinden Kara Hüseyinoğlu Hüseyin Ağa, 1219 Muharreminde [1804] Mikdad Ahmed Paşazâde mütesellim Hasan Bey'in adamlarından olduğu için idam edilenlerin arasına katılmaktan kaçıp saklanarak kurtulmuş, sonra ölmüştür; oğlu Mehmed Ağa'dır. Kitap bu Hüseyin Ağa'yı "Mehmed Ağa'nın oğlu" diye tanıtır. Aile maddesinde ise Hüseyin, Abdülkerîm Ağa'nın oğulları arasında, yani Mehmed Ağa'nın kardeşi olarak sayılmıştır. Bu iki kayıttan hangisinin doğru olduğu kitaptan anlaşılmaz.
Abdî Ağa: Yeniçerilikten Nizamiyeye
Müellifin dedesi Abdî Ağa, asıl adıyla Abdurrahmân, serdar el-Hâc Mehmed Ağa'nın oğludur. Genç yaşta yeniçeri oldu, Rus savaşlarında gösterdiği yararlık üzerine ocağa alındı ve ulûfeciyân-ı yemîn ağası oldu. Bu sırada Hüsrev Paşa'ya intisap ederek Rumeli'deki savaşlara katıldı. 1241 Zilkadesinde [1826] Yeniçeri Ocağı kaldırılınca saklandı ve Hüsrev Paşa'nın aracılığıyla Amasya'ya geldi. 1245'te [1829-30] ilan edilen genel af üzerine ortaya çıktı ve evlendi. Eşi Fâhime Hâtun, Kayabaşı Mahallesi imamı Hâfız Mehmed Efendi'nin kızı ve Hayriyye Medresesi müderrisi Çankırılı Hâce Hasan Efendi'nin torunudur. Hüsameddin'in babası Hacı Mehmed Ağa bu evlilikten doğmuştur.
Nizip Savaşı'ndan önce Sivaslı Hâfız Mehmed Paşa'nın isteği üzerine yüzbaşı olarak orduya katıldı; savaştaki yararlıkları görülünce Hâfız Paşa'nın teklifiyle 1255'te [1839-40] binbaşılığa yükseldi. Daha sonra emekli edildi. Hüsameddin onun hem Yeniçeri Ocağı'nda hem de nizamiye askerliğinde yirmi beşten fazla savaşa girdiğini söylediğini aktarır ve dedesini "yiğit, doğrusözlü, pek dindâr" diye tanıtır. Mezarı Narlıbahçe Mezarlığı'nda, Sultan Mesud Türbesi'nin kapısı hizasındadır. Ölüm tarihi için de kitapta iki kayıt vardır: dokuzuncu ciltteki aile maddesi 1269 [1852-53], on ikinci ciltte kendi adına yazılan madde ise 1279 Şevvalini [1863] verir. Oğulları Ahmed, Mustafa, Osman ve el-Hâc Mehmed Ağalardır ve hepsine "Abdî oğulları" denmiştir. Ahmed Ağa 1293'te [1876] ölmüş, Ali ve Mustafa Efendi adlı iki oğul bırakmıştır; Mustafa ve Osman Ağalar askerlikte hayatlarını kaybetmişlerdir.
Hacı Mehmed Ağa ve Çocukları
Müellifin babası el-Hâc Mehmed Ağa, Hüsameddin'in ifadesiyle "Amasya'da servet ü yesârıyla meşhûr" bir kişidir. Askerî bir geçmişi olan atalarından farklı olarak onun hakkında bir memuriyet ya da rütbe kaydı yoktur. Çeribaşı Mahallesi'nde, caminin batısına bitişik evde oturdu ve 1331 Recebinde [Haziran 1913] öldü. İlk eşi Zâhide Hâtun, 1297 Cemaziyelâhirinin yirmi birinci günü [Mayıs 1880] vefat etti. Hüsameddin, Abdal Ağasızâde Hâfız İbrâhim Efendi'nin maddesinde Sultan Bayezid Camii'nin sesiyle ünlü başmüezzininin annesiyle aynı gün öldüğünü kaydeder. Kitapta bir de "üvey vâlidem" diye anılan Fâtıma Hanım vardır. Hacı Bekir Efendizâdeler'den Ahmed Rüştî Efendi'nin kızıdır ve Amasya müftüsü Hacı Ebûbekir Efendi'nin torunudur. Babanın Zâhide Hâtun'un ölümünden sonra onunla evlendiği çıkarımdır; kitap evliliğin tarihini vermez.
Hacı Mehmed Ağa'nın oğulları Hâfız Halîl, Hüseyin Hüsâmeddîn, Ahmed Hulûsî ve Ali Şükrü Efendilerdir; Fâtıma Hâtun adında bir kızı da vardır. Hüsameddin 1286 Recebinin son cuması [Kasım 1869] ikiz olarak doğduğunu yazar, fakat ikiz kardeşinin adını vermez. Kardeşlerinden Hâfız Halîl Efendi ile kız kardeşi Fâtıma Hâtun, anneleriyle aynı yerde, Çeribaşı'ndaki Hüseyin Dede Türbesi'nin yanında gömülüdür. Ahmed Hulûsî ve Ali Şükrü Efendiler hakkında adlarından başka bilgi verilmez.
Hüseyin Hüsâmeddîn ve Sonraki Kuşak
Hüsameddin'e "Hüseyin" adını babası, "Hüsâmeddîn" lakabını ise annesi, Kuba evliyasından Hüsâmeddîn Halvetî'ye duyduğu sevgiden ötürü vermiştir. Mahalledeki Balcı Mektebi'nde hafızlığını tamamlayan, rüştiyeden sonra İstanbul'da medrese tahsili gören ve naiplikten Evkaf Nezareti'ne uzanan bir memuriyet hayatı geçiren müellifin yolu ayrıntılı olarak biyografi yazısında anlatılmıştır. Ailenin tarihi bakımından önemli olan, onun atalarının yeniçeri serdarlığından ve alaybeyliğinden gelen bu çizgiyi ilk kez ilmiye mesleğine taşımış olmasıdır.
Hüsameddin, Üçler Mahallesi eşrafından Pelîdoğulları ailesinden es-Seyyid Mehmed Ağa bin es-Seyyid Osman Ağa'nın kızıyla evlenmiştir. Pelîdoğlu Hacı İsmâil Ağa'nın maddesinde bu Mehmed Ağa'nın 1305'te [1887-88] öldüğünü söyler ve "kayın pederimdir" diye ekler. Eşinin adı kitapta geçmez. Soyadı Kanunu'ndan sonra "Yasar" soyadını alan müellif 10 Şubat 1939'da İstanbul'da öldü. 2022 baskısının giriş bölümündeki araştırmaya göre ölüm ilanında Kemaliye kaymakamlığı yapmış Cemal ve teğmen Kemaleddin adlı iki oğlu, öğretmen Aliye ve Naciye adlı iki kızı anılmış, damadı olarak da binbaşı Ziya Gücer gösterilmiştir. Müellif 1936'da Atatürk'e yazdığı mektupta altı çocuğundan söz etmiştir. 1978'de Amasya Belediyesi ile yapılan sözleşmede varisler arasında Cemal, Serpil ve Kemaleddin Yasar ile Doğan ve Altan Gücer'in adları geçer; editörler buradan Serpil'in müellifin çocuklarından biri, Doğan ve Altan Gücer'in de torunları olduğu sonucunu çıkarır.
Anne Tarafı ve Hısımlık Bağları
Hüsameddin'in annesi Zâhide Hâtun, Hâfız el-Hâc Osman Efendi'nin kızıdır. Osman Efendi'nin babası Kuru İmâm Hâfız el-Hâc Halîl Efendi, Köprü kazasına bağlı Gulam köyünden Mustafa'nın oğludur. Gençliğinde Amasya'ya gelip hafız oldu, kıraat ilmini ve Arapça ilimleri tahsil ederek şeyhülkurrâ oldu. Çeribaşı Camii'nin altındaki darülkurrânın şeyhliğini yürüttü ve bu caminin imamı oldu. İmamlığa başladığı yıl kitapta iki biçimde geçer: kendi maddesinde 1231 [1815-16], Küleklizâde Hâfız Emîn Mehmed Efendi'nin maddesinde ise onun yerine geçtiği 1227 [1812] yılı. Zayıf yapısı yüzünden "Kuru İmâm" denen Halîl Efendi, caminin batı tarafına bitişik evinde oturdu, üç kez hacca gitti ve 1246 Zilkadesinde [1831] öldü.
Kuru İmâm'ın eşi Halîme Hâtun, Çeribaşı eşrafından Cebecizâde es-Seyyid el-Hâc Mehmed Ağa'nın kızıdır; 1251'de [1835-36] ölmüş, Uzunyol Mezarlığı'nda Nakşibendî Aziz Mehmed Ârif Efendi'nin türbe kapısının karşısına gömülmüştür. Zâhide Hâtun'un annesi Fatıma Hâtun da kitapta aynı Mehmed Ağa'nın kızı olarak gösterilir. Bu durumda Kuru İmâm ile oğlu Osman Efendi'nin iki kız kardeşle evlendiği sonucu çıkar; ancak kayıtlardan birinde bir karışıklık olması da mümkündür ve kitap bu noktayı açıklamaz. Mehmed Ağa'nın babası Cebecizâde es-Seyyid el-Hâc İbrâhim Efendi, yeniçeri serdarı Cebecioğlu Hacı Mehmed Ağa'nın oğlu ve es-Seyyid Osman Paşa'nın kardeşidir; birkaç kez nakîbüleşrâf kaymakamlığı yapmış, 1218'de [1803] ölmüştür.
Anne tarafının bir kolu daha eskiye, on beşinci yüzyıla uzanır. Hüsameddin, İnepazarı nahiyesinin Efte köyünde zaviye kuran ve 871'de [1466-67] ölen Ulubeyli Bâyezîd Ata'nın maddesinde, annesinin annesi Fatıma Hâtun'un bu şeyhin evlâdından olduğunu ve bu nedenle Bâyezîd Ata'nın Efte'deki çiftliğinden oluşan vakıftan pay aldığını yazar. Böylece müellifin anne tarafında bir seyyid ailesi olan Cebecizâdeler ile Baba İlyâs'a bağlanan Ulubeyli şeyhler birleşir.
Baba tarafının anne kolları da kitapta izlenebilir. Dedesi Abdî Ağa'nın eşi Fâhime Hâtun'un dedesi Çankırılı Hâce Hasan Efendi, Çankırı'dan Amasya'ya gelip Horuk Hâfız el-Hâc Ali Efendi'nin derslerinde yetişmiş, 1218'de Hayriyye Medresesi müderrisi olmuş ve 1232 sonlarında [1817] ölmüştür. Abdî Ağa'nın annesi ise Münîb Bey'in aktardığına göre Topçuoğlu Hacı Abdurrahmân Ağa'nın kızıdır. Yeniçeri serdarı olan, 1202'deki Rus seferinde serdengeçtiler ağalığı yapan ve 1215'te [1800-01] ölen bu Abdurrahmân Ağa, Aşağıpazar'da harap olan Ömer Bey Mescidi'ni yeniden ve daha geniş olarak yaptırmış, yanına iki dükkân vakfetmiştir. Halk arasında "Eğri Câmi" denen yapı budur. Kitabın başka bir yerinde ise oğlu olmayan Abdurrahmân Ağa'nın malının üçte birini mescidin onarımına vasiyet ettiği ve camiyi yeğeni Mehmed Ağa'nın bu parayla yaptırdığı anlatılır; birinci ciltteki mahalle listesi de yapıyı 1218 tarihiyle "Topçuzâde el-Hâc Abdurrahmân Abdî Ağa"ya mal eder.
Çeribaşı'ndaki Ev ve Mezarlar
Aile Çeribaşı Mahallesi'nde, caminin batısına bitişik bir evde oturuyordu. Hüsameddin bu evde doğduğunu yazar. Kuru İmâm Halîl Efendi'nin maddesinde de imamın caminin batı tarafına bitişik evinde oturduğu belirtilir. İki tarif aynı yeri gösterdiği için evin anne tarafından, Kuru İmâm'dan aileye geçtiği düşünülebilir; bu bir çıkarımdır ve kitapta açıkça söylenmez. Müellif evin yakınındaki yapıları da kendi evine göre tarif eder. Mahalleye adını veren Büyük Çeribaşı Emîneddîn Mehmed Çelebi'nin türbesinin "hânemizin ittisâlinde bir sed üzerinde" olduğunu, 871'de ölen Burakzâde Şâh Rûze Hâtun'un da evlerine bitişik bir türbeye gömüldüğünü yazar. Hattat Dede Çelebizâde Hüseyin Efendi'nin 991'de [1583] yazdığı bir En'âm-ı şerîfin evlerinin süsü olduğunu, fakat yandığını da kaydeder.
Ailenin bir başka evi Kağnılı Pazarı'ndadır. Amasya müftüsü Sofuzâde Hulûsî Mehmed Efendi 1303'te [1886] çocuksuz ölünce, dış kısmı fetvahane olarak kullanılan evi sonradan Hüsameddin'e geçmiştir. Müellifin Atatürk'e yazdığı mektupta Amasya'da ve İstanbul'da uğradığı iki yangının bütün varlığını yaktığını söylediği bilinir. Kitabın pek çok yerinde yer alan "hayfâ ki yandı" notları, elindeki yazmaların ve aile eşyasının bir kısmının bu yangınlarda kaybolduğunu gösterir.
Ailenin mezarları birkaç yere dağılmıştır. Kara Hüseyin Bey Hemedan'da kalmış, dedesi Abdî Ağa Narlıbahçe Mezarlığı'nda Sultan Mesud Türbesi'nin kapısı hizasına gömülmüştür. Annesi Zâhide Hâtun, kardeşi Hâfız Halîl Efendi ve kız kardeşi Fâtıma Hâtun, Çeribaşı Camii'nin güneydoğusundaki bahçede, Halvetî vaizi Hüseyin Dede'nin mezarının doğusunda yatar. Hüsameddin'in kendisi ise İstanbul'da Feriköy Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Soy Ağacı
Aşağıdaki ağaç, Hüsameddin'in birinci, dokuzuncu ve on ikinci ciltlerde verdiği bilgilerle kurulmuştur. Tarihler kitaptaki biçimiyle verilmiş, çelişkili kayıtlar ayraç içinde gösterilmiştir.
- Doğan Bey (mirlivâ, Bağdat seferinde şehit)
- Ömer Bey
- Abdullah Bey (Doğanoğlu)
- Kara Hüseyin Bey (alaybeyi, mütesellim, Hemedan muhafızı; ö. 1139 [1726-27])
- Hasan Ağa
- Mustafa Ağa
- Hacı Ali Ağa (serdar; ö. 1161 [1748])
- Mustafa Ağa
- Abdülkerîm Ağa, "Hacı Abdî Ağa" (serdar; ö. 1203 [1788-89] ya da 1204 [1789-90])
- Hüseyin Ağa
- Veli Ağa
- el-Hâc Mehmed Ağa (serdar; ö. 1239 [1823-24])
- Halîl Ağa, Hasan Ağa, el-Hâc Ali Ağa
- Abdî Ağa (Abdurrahmân; binbaşı; ö. 1269 [1852-53] ya da 1279 [1863]) ve eşi Fâhime Hâtun
- Ahmed Ağa (ö. 1293 [1876]); oğulları Ali ve Mustafa Efendiler
- Mustafa Ağa ve Osman Ağa (askerlikte öldüler)
- el-Hâc Mehmed Ağa (ö. 1331 [1913]) ve eşi Zâhide Hâtun
- Hâfız Halîl Efendi
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar (1869-1939); çocukları Cemal, Kemaleddin, Aliye, Naciye, Serpil
- Ahmed Hulûsî Efendi
- Ali Şükrü Efendi
- Fâtıma Hâtun
- Kara Hüseyin Bey (alaybeyi, mütesellim, Hemedan muhafızı; ö. 1139 [1726-27])
- Abdullah Bey (Doğanoğlu)
- Ömer Bey
Anne tarafı: Zâhide Hâtun, Hâfız el-Hâc Osman Efendi ile Fatıma Hâtun'un kızıdır; Osman Efendi, Kuru İmâm Hâfız el-Hâc Halîl Efendi ile Halîme Hâtun'un oğludur. Fatıma Hâtun ve Halîme Hâtun, Cebecizâde es-Seyyid el-Hâc Mehmed Ağa'nın kızları olarak geçer.
Hüsameddin'de Aile Üyeleri
- Hüseyin Bey-Kara (c. 9): ailenin atası olan alaybeyi ve Hemedan muhafızı; madde müellifin kendi kuşağına kadar uzanan silsileyi de verir.
- Abdî Ağa-Kara Hüseyinoğlu (c. 12): müellifin yeniçerilikten binbaşılığa yükselen dedesi; maddede babasının ve kardeşlerinin adları da yer alır.
- Abdî Ağa-Helvacıoğlu (c. 12): başka bir aileye ait madde; sonundaki kayıt Kara Hüseyinoğlu Abdî Ağa'nın 1204'te Rus seferinde şehit düştüğünü bildirir.
- Hasan Efendi-Çankırılı Hâce (c. 8): Hayriyye Medresesi müderrisi; torunu Fâhime Hâtun, müellifin babaannesidir.
- Abdurrahman Ağa-Topçuoğlu Hacı (c. 11): Eğri Câmi'yi yaptıran yeniçeri serdarı; Münîb Bey'in rivayetine göre müellifin dedesinin anne tarafından dedesidir.
- Halîl Efendi-Kuru İmâm el-Hâc Hâfız (c. 9): Çeribaşı Camii imamı ve şeyhülkurrâ; müellifin annesinin dedesidir.
- İbrâhim Efendi-Cebecizâde es-Seyyid el-Hâc (c. 6): nakîbüleşrâf kaymakamı; torunu Fatıma Hâtun, müellifin anneannesidir.
- Bâyezîd Ata-Ulubeyli (c. 7): Efte'de zaviye kuran on beşinci yüzyıl şeyhi; müellifin anneannesi onun soyundandır.
- Ebûbekir Efendi-Nâbî Efendi Yeğen el-Hâc (c. 6): Amasya müftüsü; torunu Fâtıma Hanım, müellifin üvey annesidir.
- İsmâil Ağa-Pelîdoğlu el-Hâc (c. 7): Pelîdoğulları'nın atası; bu aileden es-Seyyid Mehmed Ağa, müellifin kayınpederidir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, haz. Songül Keçeci Kurt, Recep Orhan Özel, Metin Hakverdioğlu ve diğerleri, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022: c. 1, s. 123, 137, 161, 179 (müellifin otobiyografisi); c. 4 ve bakiyyesi, s. 621, 631, 634, 639, 643, 660, 673, 678; c. 6, s. 67, 76, 100; c. 7, s. 321, 356, 362, 404; c. 8, s. 628; c. 9, s. 19, 38, 50, 123, 140; c. 11, s. 374, 506; c. 12, s. 595-596. E-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page185.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page640.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page629.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page39.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page141.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page597.html
- Songül Keçeci Kurt, "Eser ve Yazar Hakkında: 1.1. Ailesi; 1.4. Vefatı", Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1-4. Cilt, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 12-15, 18-19. E-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page13.html
Akademik çalışmalar
- "Hüseyin Hüsâmeddin Yasar", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-husameddin-yasar
Çevrimiçi kaynaklar
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page185.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page13.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page39.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page597.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page629.html
- https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-husameddin-yasar






