Gürcüzâdeler, XVII. yüzyılın başından XIX. yüzyılın sonlarına kadar Amasya'nın idaresinde, âyan meclisinde ve vakıf hayatında söz sahibi olmuş bir eşraf ailesidir. Ad, ailenin atası sayılan ve Amasya'da "Büyük Gürcü Ali Bey" diye tanınan Karslı Ali Bey'den gelir; onun oğulları ve torunları "Gürcüzâde", yani Gürcü'nün oğlu diye anılmıştır. Aile önce zeamet sahibi sipahiler, alaybeyleri ve sancakbeyleri yetiştirdi; XVIII. yüzyılda Torumtay vakfının tevliyetini eline geçirerek şehrin en nüfuzlu âyan hanelerinden biri oldu; aynı yüzyılın ikinci yarısında da dört vezir, bir kaptan-ı derya ve birkaç beylerbeyi çıkardı.
Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin mukaddimesinde "Gürcü Sülâlesi"ni Amasya'nın köklü aileleri arasında sayar ve bunların "Gürcüzâdelik" şöhretini 1240 [1824/25] yılına kadar koruduklarını, sonra "Hâfız Ali Paşazâde" ve "Deli Beyzâde" adlarıyla anıldıklarını yazar. Biyografi ciltlerinde aileye doğrudan bağlanan yirmi dört madde vardır; bunlara ek olarak ailenin üyeleri vakayi kısmında, yılı yılına kaydedilen âyan seçimlerinde, mütesellim tayinlerinde ve vakıf davalarında onlarca kez geçer. Ailenin adı, Amasya'daki Gürcü asıllı öteki kişilerle sık sık karışır; bu yüzden kitapta "Gürcü" lakabıyla anılan herkes bu aileden sayılmamalıdır.
Adı ve Kökeni
Hüsameddin'e göre ailenin atası Kars'tan gelen Ali Bey'dir. Kitap onu bir yerde "Gürcü hânedânından Büyük Ali Bey demekle meşhûr Karslı Ali Bey" diye tanıtır, başka bir yerde de "ümerâdan Ali Bey" olarak anar. Mâliye ve mukâtaa defterlerinde oğlu İbrâhim Paşa'nın "Gürcü hazinedâr İbrâhim Bey bin Ali Bey" diye kayıtlı olduğunu da not eder. Ali Bey'in Amasya'daki ilk izleri 1019 [1610] yılına aittir: o yıl "kibâr-ı züamâdan Gürcü Ali Bey" kısa bir süre Amasya alaybeyi olmuş, ramazan sonunda yerini başkasına bırakmıştı. 1022 [1613] yılında "sâbık alaybeyi Gürcü Ali Bey"in mirlivâ olup Amasya'dan ayrıldığı kaydedilir.
Kitapta aynı adı taşıyan ikinci bir Gürcü Ali Bey daha vardır. 1038 [1628/29] civarını anlatan vakayi kısmında Hüsameddin, Hoca Ahmed Paşa'nın Amasya'ya getirip dairesinde yetiştirdiği, Türkçeyi ve Gürcüceyi iyi bilen genç bir Gürcü Ali Bey'den söz eder; bu genç, Amasya sancağına gönderilen Gürcü asıllı Hüftâdî Ahmed Bey ile adamlarının tercümanlığını yapıyordu. Aynı Ali Bey 1050'li [1640'lı] yıllarda birkaç kez Amasya alaybeyi olarak görünür. Hüsameddin, İbrâhim Paşa-Dâyezâde maddesinde bu ikinciyi "Küçük Gürcü Ali Bey" diye anar ve oğlu Mustafa Bey'i onun oğlu sayar. Mukaddimede ise "1057'de Amasya alaybeyisi olan Büyük Gürcü Ali Bey" denmiştir. 1029 [1620] yılında oğlu sancakbeyi olan birinin 1057 [1647] yılında hâlâ alaybeyi olması güçtür; bu yüzden mukaddimedeki ifadenin iki Ali Bey'i birleştirdiği düşünülebilir. Bu bir çıkarımdır. Kitaptaki bilgilere göre "Küçük" Ali Bey'in "Büyük" Ali Bey'le akrabalığı açıkça yazılmaz, fakat Dâyezâde maddesi onun soyunu "Amasya'da Gürcüzâdeler diye meşhûr" ammizâdelere bağlar.
Kitapta ailenin köle ya da azatlı kökenli olduğuna dair bir kayıt yoktur. Buna karşılık aynı yıllarda Amasya'da yaşayan pek çok Gürcü azatlı, kethüda ve sipahi vardır; bunların bir kısmı Gürcüzâdelerin dairesinde yetişmiş, bir kısmı başka efendilerin hizmetinde bulunmuştur. Gürcüzâdeler kitabın dilinde baştan "ümerâ" ve "eşrâf" arasında sayılır. XVIII. yüzyılda ailenin bir kolu, Ocak İmâmı diye tanınan seyyid bir aileyle evlilik yoluyla bağlanmış ve bu koldan gelenler "es-Seyyid" unvanıyla anılmaya başlamıştır; unvanın bu evlilikten geldiği bir çıkarımdır.
Kuşaklar Boyunca Aile
Gürcü Hazinedâr İbrâhim Paşa
Ailenin kitapta ayrıntılı biyografisi bulunan ilk üyesi İbrâhim Paşa-Gürcü Hazinedâr'dır. Bevvâbân-ı sultânî zümresine alınmış, Kuyucu Murâd Paşa'ya intisap ederek onun sadaretinde kapıcılar kethüdası olmuş, Murâd Paşa'nın ölümünden [1020/1611] sonra Gürcü Mehmed Paşa'nın hazinedarı olduğu için "Gürcü Hazinedâr" lakabıyla tanınmıştır. Vakayi kısmına göre 1029 [1620] safer ayının onunda Amasya sancakbeyi oldu, aynı yıl Lehistan seferine Amasya askeriyle birlikte gitti, şevvalde azledildi. Biyografisi, sonraki yıllarda Kars beylerbeyi, ardından Sivas, Kastamonu ve Maraş eyaletlerinde vali olduğunu ve 1056 [1646] yılında öldüğünü bildirir. Oğulları Ali, Mehmed ve Mustafa Beyler de mirlivâ olmuşlardır.
Maddede bir tarih güçlüğü vardır. Hüsameddin, İbrâhim Paşa'nın Gürcü Mehmed Paşa'nın sadaretinde sadaret kethüdası olduğunu yazar; oysa Gürcü Mehmed Paşa'nın sadrazamlığı 1061 [1651] yılının zilkade ayında başlayıp 1062 [1652] recebinde sona ermiştir. 1056'da ölmüş bir kişinin bu görevde bulunması mümkün görünmez. Kitabın kendisi de Gürcü Mehmed Paşa'nın sadaretindeki kethüdanın Amasyalı Dilâver Paşa olduğunu başka bir maddede açıkça yazar. İbrâhim Paşa'nın Gürcü Mehmed Paşa'nın daha önceki valiliklerinde onun kethüdası olmuş olması muhtemeldir; bu bir çıkarımdır.
İbrâhim Paşa'nın dairesi Amasya'daki başka Gürcü ailelerin de yetiştiği bir yerdi. Kitapta "Mütedeyyin" lakabıyla anılan Pîrî Ağa, Amasya'da yerleşik Gürcülerden Çelebi Mehmed Ağa'nın oğluydu ve İbrâhim Paşa'nın dairesinde büyümüştü. Onun oğlu vezir İbrâhim Paşa da "Gürcüzâde Kör İbrâhim Paşa" diye anılmıştır; fakat Hüsameddin bu ailenin Gürcüzâdelerle kan bağını göstermez.
Mustafa Bey ve Oğulları
Ailenin XVII. yüzyıldaki ikinci kuşağını Mustafa Bey temsil eder. Vakayi kısmında 1043 [1633] rebiülevvelinde Çorum'dan Amasya'ya sancakbeyi olarak gelen "Gürcüzâde demekle meşhûr" Mustafa Bey anlatılır. Biyografilerde ise "mirlivâ Mustafa Bey" adıyla, birkaç oğlunun babası olarak geçer. Kitap onun kimin oğlu olduğu konusunda iki ayrı bilgi verir: İbrâhim Bey-Gürcüzâde maddesinde "Mustafa Bey bin İbrâhim Paşa bin Ali Bey" denerek İbrâhim Paşa'nın oğlu sayılır; Ahmed Bey-Gürcüzâde ve Hacı İbrâhim Bey maddelerinde ise doğrudan Gürcü Ali Bey'in oğlu olarak gösterilir.
Mustafa Bey'in oğullarından Ahmed Bey zeametle başladı, babasının ölümünden sonra yükseldi ve İbşir Mustafa Paşa'ya intisap ederek onun sadaretinde Eskişehir sancakbeyi oldu. İbşir Paşa 1066 [1656] recebinde öldürülünce azledilip Amasya'ya döndü ve gözden düşmüş bir hâlde yaşadı. 1068 [1658] yılında Abaza Hasan Paşa isyanına katıldı; isyanın Halep'te bastırılması sırasında pek çok arkadaşıyla birlikte idam edildi, malları ve mülkleri müsadere olundu. Kardeşi Halîl Bey zeamet sahibi bir sipahi olarak kaldı ve Viyana seferinden yaralı dönerek 1096 [1685] yılında öldü. Öteki kardeş İbrâhim Bey ise zeamet sahiplerinin ileri gelenlerinden iken mirlivâ oldu; 1099 [1688] yılındaki Yeğen Osmân Paşa olayında takibata uğrayıp saklandı, sonradan ortaya çıktı ve 1104 [1692/93] yılında öldü. Bu maddede kardeşi Mehmed Bey'in de Kara İbrâhim Paşa'nın sadaretten azli sırasında takibata uğradığı yazılıdır.
Aynı kuşağa, Küçük Gürcü Ali Bey'in oğlu Mustafa Bey'den gelen İbrâhim Paşa-Dâyezâde de bağlanır. Annesi 1082 [1673] ramazanında doğan III. Ahmed'in dadısı olduğu için "Dâyezâde" diye tanındı ve annesinin ricasıyla Enderun'a girdi. 1110 [1698/99] yılında silahdar oldu, 1112 [1701] yılında emekliye ayrıldı; on iki yıl sonra nişancı olarak göreve döndü ve Rus sınırının çizilmesinde bulundu. Sonra 1131 [1719] yılında Rumeli beylerbeyiliği pâyesiyle Avusturya'ya elçi gitti ve dönüşünden sonra 1133 [1721] yılında öldü. Derviş Ahmed Tokâdî'nin öğrencisi tanınmış bir hattattı. Oğulları "Elçi Paşazâde" diye anıldı; Hüsameddin onların Amasya'daki "ammizâdeleri"nin Gürcüzâdeler olduğunu kaydeder.
Torumtay Vakfına Giriş: Mehmed Bey ve Hacı İsmâil Bey
Ailenin XVIII. yüzyıldaki yükselişi, Selçuklu emîri Seyfeddin Torumtay'ın Amasya'daki büyük vakfıyla kurulan bağdan doğar. Torumtay ve Kaya Paşa vakıflarının mütevellisi Dursun Bey 1069 [1659] yılında erkek evlat bırakmadan ölünce tevliyet kızlarının soyuna geçti. Hüsameddin'e göre Dursun Bey'in kızlarından biri Gürcüzâde Mustafa Bey'le, öteki ulemadan Mustafa Efendi'yle evliydi. Dursun Bey-Dursunzâde maddesi de tevliyetin "kerîmezâdesi Gürcüzâde Mehmed Bey" ile öbür kızının çocuklarına geçtiğini yazar. Böylece Gürcüzâde Mehmed Bey, anne tarafından Torumtay ve Kaya Paşa soyundan sayılmış ve vakfın mütevellileri arasına girmiştir.
Mehmed Bey'in babası konusunda kitap yine iki yol gösterir: vakayideki tevliyet davası onu "Mustafa Beyzâde Mehmed Bey" diye anarken, Hacı İbrâhim Bey ve Hacı İsmâil Bey maddeleri onu "Mehmed Bey bin Ali Bey" olarak verir; Hacı İbrâhim Bey maddesinde soy zinciri "Mehmed Bey bin Ali Bey ibn-i Mustafa Bey bin Gürcü Ali Bey" biçimini alır. Vakayiye göre Gürcüzâde Mehmed Bey 1104 [1693] yılı sonlarında Amasya alaybeyi oldu, 1106 [1694/95] yılında bu görevden alındı, 1109 [1698] recebinde yeniden alaybeyi oldu. Ölüm yılı da iki türlü verilir: Hacı İbrâhim Bey maddesinde 1114 [1702/03], Hacı İsmâil Bey maddesinde 1116 [1704/05].
Babasının ölümüyle vakfa mütevelli olan Hacı İsmâil Bey, tevliyet uğruna yıllarca mahkemeye gitti. Dayızâdeleri Hâfız Hasan ve İbrâhim Efendiler de aynı soydan geldikleri için vakfı yönetmek istiyordu. Davanın düğüm noktası, hangi tarafın "batn-ı evvel", yani vakfedene daha yakın kuşak sayılacağıydı. Vakayi kısmı 1134 [1722] yılında Hacı İsmâil Bey ile teyzezâdesi Hasan Ağa'nın açtığı davanın kadıyı ne kadar zor durumda bıraktığını anlatır; şaban ayında dava güçlükle çözülmüş, Hacı İsmâil Bey ile Hasan Ağa ortak mütevelli olmuş, iki kardeş tevliyetten uzaklaştırılmıştı. Hacı İsmâil Bey 1118 [1706/07] yılından itibaren âyan ve hacıyan meclisinin üyesiydi, 1134'te baş âyan seçildi, 1135 [1722/23] yılında vakfın tek mütevellisi oldu, ertesi yıl baş âyanlıktan çıkarıldı ve 1137 [1724] saferinde ansızın öldü. Oğulları Hacı Mehmed, Ömer ve Ahmed Ağalar, torunu da vezir Osmân Paşa'dır.
Hacı İbrâhim Bey: Amasya'nın Baş Âyanı
Ailenin en güçlü siması, Hacı İsmâil Bey'in kardeşi Hacı İbrâhim Bey'dir. Gençliğinde Amasyalı Muslîzâde Mustafa Paşa'nın dairesine girdi; paşanın damadı ve hazinedarı oldu, onunla birlikte vilayet vilayet dolaştı. 1123 [1711] yılında sert davranışlarıyla paşanın azline ve hapsine sebep olduğu için ondan ayrılıp Amasya'ya döndü; birkaç yıl sonra yine çağrılıp paşanın kethüdası oldu. 1132 [1720] yılında Mustafa Paşa ölünce Amasya'ya geldi ve kardeşinin ölümü üzerine Torumtay vakfına mütevelli oldu. Bu sırada eski mütevelli Şeyh Mehmed Efendi'nin oğulları Hâfız Hasan ve İbrâhim Efendiler yeniden dava açtı; vakayiye göre Hacı İbrâhim Bey 1137 [1725] zilhiccesinde davacıları razı ederek tek başına mütevelli oldu ve "mahkeme ve fetvâhâne bu bıktırıcı davadan kurtuldu."
Muslîzâde Mustafa Paşa'nın damadı olduğu için baş defterdar Muslîzâde Hacı İbrâhim Efendi'yle akrabaydı; kızını da İstanbul'da yeniçeri ocağının imamı olan Amasyalı Seyyid Halîl Efendi'ye verdi. Hüsameddin, bu bağların onu İstanbul'da tanınır kıldığını ve 1138 [1725] muharreminde baş âyan, aynı yılın cemaziyelevvelinde de Amasya mütesellimi olmasını sağladığını yazar. Fakat bazı zulümlere göz yumduğu için 1139 [1727] saferinde teftiş sonucunda Samsun'a sürüldü. 1140 [1727/28] başında affedilip döndü, 1141 [1728] muharreminde âyan meclisine, 1142 [1729] muharreminde yeniden baş âyanlığa seçildi. Vakayi kısmında uzun uzun anlatılan 1142 olayı, bu rekabetlerin kanlı bir çatışmaya dönüştüğü yıldır. Bu olaydan sonra 1143 [1730/31] teftişinde arkadaşlarıyla birlikte ikinci kez Samsun'a sürüldü ve kalede tutuldu.
1144 [1732] ramazanında yine affedildi. 1145 [1732] muharreminde baş âyan seçilip İran seferine gitti, gösterdiği yararlılık üzerine dergâh-ı âlî kapıcıbaşılığı rütbesini aldı. Vakayi kısmı sonraki muharrem seçimlerinin çoğunda onu yine baş âyan olarak kaydeder. Zanalızâde Seyyid Hacı Ahmed Paşa'nın sadaretinde, 1154 [1741/42] yılında mîrâhûr-ı evvel pâyesi verildi. Hüsameddin'in ifadesiyle "bütün Amasya sancağını kabza-i idâresine alıp şikâyet kapılarını kapadı." 1158 [1745] yılı başında bütün askerî kuvvetiyle İran seferine çıktı ve aynı yılın rebiülâhirinin ikinci günü savaşta öldü.
Hüsameddin onu son derece nüfuzlu ve zengin, sert ve cesur bir adam olarak anlatır; kapısı açık, fukarası çok, dindar ve cömertti. Vezirleri taklit eder, "kapıkulu" adıyla beş yüz kadar silahlı maiyet beslerdi. Hacı İlyas Mahallesi'nin ırmak tarafının tamamı onun konağıydı; konağın yaldızlı odaları göz kamaştırırdı ve Amasya mutasarrıfları ona karşı idareli davranmak zorunda kalırdı. Hüsameddin, onun zorbalıklarına göz yumduğu iddiasıyla bir Amasya müftüsünün 1156 [1743] yılında azledildiğini de başka bir maddede yazar. Torumtay vakfı üzerindeki rakip kolların, yani Eyyûb Paşa'nın erkek soyunun, "Gürcüzâde Hacı İbrâhim Bey'in nüfûzuyla aradan çıkarıldığı" da kitapta kayıtlıdır.
Hacı Mustafa Paşa ve Kardeşleri
Hacı İbrâhim Bey'in ölümünden sonra vakfın tevliyeti oğlu Hacı Mustafa'ya geçti. Kitapta ayrı biyografisi bulunmayan Mustafa Paşa, vakayi kısmında 1156 [1743] civarında mîr-i mîrânlıkla İran şehzadesi Safî Mirza'nın mihmandarı, 1165 [1752] yılında vezaretle Eğriboz valisi olarak görünür. Ölüm yılı Hacı İbrâhim Bey maddesinde 1169 [1755/56], kardeşi Hıfzî Mehmed Bey'in maddesinde ise 1167 [1753/54] diye geçer. Oğlu Halîl Paşa'nın maddesinde "ocak imâmı Hâfız es-Seyyid Halîl Efendi'nin kerîmezâdesi" denmesinden, Mustafa Paşa'nın Ocak İmâmı'nın kızıyla evli olduğu anlaşılır; ailenin bu kolunda görülen seyyidlik unvanı da bu evlilikle açıklanabilir.
Mustafa Paşa'nın kardeşi Hıfzî Mehmed Bey ailenin ilim yoluna giden üyesidir. Amasya'da Taşâbâdî Hacı Ahmed ve Çorumlu Seyyid Hacı Ali Efendilerden okudu, İstanbul'da tanınmış ferâizci Mehmed Vehbî Efendi'nin derslerini tamamladı ve imtihanla İstanbul müderrisi oldu. Amasya'ya dönerek ders vermeye başladı; Hüsameddin onun anlatımının güzelliği yüzünden derslerine büyük kalabalıkların geldiğini söyler. Ağabeyinin ölümü üzerine Torumtay vakfına mütevelli oldu ve 1173 [1759/60] yılında otuz sekiz yaşındayken öldü. Öteki kardeş Hacı Halîl Bey, Zanalızâde Seyyid Hacı Ahmed Paşa'nın dairesine girmiş, onun vezaretinde silahdarı, sadaretinde silahşor-ı şehriyârî, sonra dergâh-ı âlî kapıcıbaşısı olmuştu. 1168 [1754] saferinde I. Mahmud ölünce hacca gitti ve Amasya'ya dönüşünde öldü. Dördüncü kardeş Ali Bey 1157 [1744/45] yılında ölmüştür; buna karşın vakayi kısmı, Mustafa Paşa'nın ölümünde tevliyetin "birâderleri Hâfız Hıfzî Mehmed Efendi ile Alî Bey"e verildiğini yazar. Kitabın bu iki yeri birbiriyle uyuşmaz.
Hacı İbrâhim Bey'in kızı ile Ocak İmâmı Seyyid Hâfız Halîl Efendi'nin evliliğinden doğan iki oğul da Osmanlı merkezinde yükseldi. Bunlardan Hıfzı İbrâhim Paşa 1135 [1722/23] yılında Amasya'da doğdu, üç kez sadaret kethüdalığı yaptı ve vezaretle Erzurum valisiyken 1194 [1780] yılında öldü; kardeşi Seyyid Mustafa Paşa da sadaret kaymakamlığına kadar yükseldi. Bu iki paşa Gürcüzâdelerin kız tarafından akrabasıdır ve kitap onları kendi aile adlarıyla anar. Gürcüzâde Hâfız Ali Paşa'nın İstanbul'daki ilk adımı da onlara olan bu yakınlık sayesinde atılmıştır.
Seyyid Halîl Paşa
Mustafa Paşa'nın oğlu Seyyid Halîl Paşa, amcası Hıfzî Mehmed Bey'in ölümünden sonra Torumtay vakfına mütevelli ve âyan meclisine üye oldu. 1176 [1762] muharreminde baş âyan seçildi; aynı yılın saferinde Amasya mutasarrıfı olan Süleyman Paşa onu mütesellim yaptı. Eşkıya takibindeki hizmetleri üzerine kapıcıbaşılık rütbesi verildi. 1181 [1767] yılında yeniden baş âyan ve mütesellim oldu; 1182 [1768] muharreminde beş yüz kişilik maiyetiyle Rus seferine gitti. 1184 [1770] yılında üçüncü kez mütesellim olarak topladığı gönüllü birliğin başında cepheye döndü ve 1185 [1771] yılında mîr-i mîrânlık rütbesiyle Akşehir sancağı mutasarrıfı ve Tutrakan muhafızı oldu.
Vakayi kısmı, Tutrakan muhafızlığı sırasında Canik muhassılı Hacı Ali Bey'in onu gözden düşürmek için Rus saldırısında yardım göndermediğini ve kendisinin esir düştüğünü anlatır. Halîl Paşa savaştaki yararlılığı yüzünden 1185 [1772] zilhiccesinde Rumeli pâyesiyle Amasya mutasarrıfı oldu, yeğeni alaybeyi Hacı Ahmed Bey'i mütesellim tayin etti. 1186 [1772] yılında vezaretle Kars muhafızı oldu. 1188 [1774/75] yılında vezirlerin çokluğu gerekçesiyle vezareti geri alındı. 1193 [1779] yılında Canikli Hacı Ali Paşa'ya karşı Cabbârzâde Mustafa Bey'in tarafını tuttu; ertesi yıl Rumeli pâyesiyle Van valisi, ardından yeniden Amasya mutasarrıfı oldu.
Canikli Hacı Ali Paşa'nın oğlu Mikdâd Ahmed Paşa 1195 [1781] yılında Amasya'yı malikâne olarak alınca Halîl Paşa canını kurtarmak için geceleyin şehirden kaçtı ve Erzurum valisi Yazıcızâde Mustafa Paşa'ya sığındı. Gönye ve Beyşehir'deki görevlerinden sonra 1203 [1789] yılında Rus cephesinde bozguna uğrayarak esir düştü. 1205 [1791] yılında esaretten kurtulunca emekli edildi ve Amasya'da oturmakla görevlendirildi; 1211 [1796/97] yılında burada öldü. Hüsameddin onu akıllı, tedbirli ve nüfuzlu, fakat talihsiz bir adam olarak niteler; Hazret-i Pîr İlyâs'ın yakınında yol üzerinde gömülüdür. Oğulları Seyyid Said Mehmed, Hâfız Ali Paşa ve Seyyid Hacı Mustafa Bey'dir. Halk ağzında "Deli Bey" denen Hacı Mustafa Bey'in çocukları "Deli Beyzâdeler" diye anılmıştır.
Yeğen Ahmed Bey Kolu ve Vezir Osmân Paşa
Halîl Paşa'nın mutasarrıflığı sırasında mütesellimlik yapan Yeğen Hacı Ahmed Bey, Halîl Paşa'nın "yeğeni" diye tanınıyordu. Gençliğinde zeamet sahibi oldu, 1175 [1761] yılından itibaren üç dört kez Amasya alaybeyiliği yaptı; vakayi kısmı onu 1177 ve 1183 yıllarında da alaybeyi olarak kaydeder. 1186 [1772] yılında görevden alınınca savaşa gitti, barıştan sonra döndü ve 1190 [1776] yılı başında öldü. Bu maddeye göre babası Hacı İbrâhim Bey'in oğlu Ali Bey'dir, oğulları da Mehmed Rıfat ve Abdullah Abdî Beylerdir.
Ailenin XVIII. yüzyıl sonundaki en yüksek rütbeli üyesi Hacı Osmân Paşa'dır. Hüsameddin onu "alaybeyi Yeğen Ahmed Bey bin Mehmed Bey bin el-Hâc İsmâîl Bey'in mahdûmu ve Halîl Paşa'nın yeğenzâdesi" diye tanıtır; bu soy zinciri Yeğen Ahmed Bey'i Hacı İsmâil Bey'in torunu yapar ve Yeğen Ahmed Bey maddesindeki zincirle uyuşmaz. Hacı İsmâil Bey maddesinin sonuna eklenmiş soy şeması da Osmân Paşa'yı İsmâil Bey kolunda gösterir. Osmân Paşa, babası mütesellimken Amasya sancağından toplanan bin süvarinin başında Rus savaşına gitti ve kapıcıbaşı oldu. 1186 [1772] yılında mîr-i mîrânlıkla dalkılıç askerinin başbuğu oldu, Çankırı'dan Maraş'a birçok sancak ve eyalette bulundu, 1204 [1790] yılında Silistre muhafızıyken vezir oldu. Ruslar Silistre'yi alınca 1206 [1791/92] yılında azledilip Keşan'da oturtuldu.
Savaştan sonra Rumeli eşkıyasını bastırmakla görevlendirildi, 1210 [1795/96] yılında Vidin muhafızı ve Silistre valisi oldu. Maiyetindeki Arnavutların taşkınlıkları yüzünden 1213 [1798/99] yılında Rumeli'den çıkarılmak istendiyse de bu başarılamadı; 1214 [1799] yılında Rumeli valisi oldu, 1215 [1800/01] yılında yeniden Silistre'ye döndü. Hüsameddin'in kitabının son maddesi olan Osmân Paşa biyografisi burada kesilir; eserin on ikinci cildi yarım kalmıştır. Hikâyenin sonunu vakayi kısmı tamamlar: Anadolu valiliğinden 1218 [1803] rebiülâhirinde Erzurum valiliğine geçen Osmân Paşa'nın "serkeşâne" tavırları yüzünden idamına ferman çıkmış, Erzurum eyaleti Caniklizâde Tayyâr Mahmûd Paşa'ya verilmişti. Aynı yılın cemaziyelevvelinin on sekizinde iki paşanın kuvvetleri karşılaştı; Muş mutasarrıfı Murâd Paşa'nın da katıldığı çarpışmada Osmân Paşa yenildi ve Murâd Paşa'nın eliyle öldürüldü.
Osmân Paşa'nın idamı, çevresindeki herkesi etkiledi. Oğlu Rahmî Mehmed Bey babasının yükseldiği yıllarda kapıcıbaşılık rütbesi almıştı; 1218'de kardeşi Ahmed Kâmil Paşa ile birlikte Amasya'da oturmaya mecbur edildi ve 1249 [1833/34] yılında öldü. Ahmed Kâmil Paşa'nın eşi, Amasyalı vezir Kutoğlu Hüseyin Paşa'nın kızı Ayşe Hânım'dı; Hüsameddin onun babasının, kayınpederinin ve kocasının birbiri ardınca öldürüldüğünü, kendisinin Eski Kethüdâ Mahallesi'ndeki konağında dul olarak yaşadığını yazar. Yeğen Ahmed Bey'in oğlu Hacı Rıfat Mehmed Efendi, Amasya'da medrese tahsili görmüş bir âlimdi; "ammizâdesi" Osmân Paşa'nın himmetiyle Bâbıâli'ye girdi, kethüda kaleminde yetişti, Osmân Paşa'nın divan kâtibi oldu ve hâcegân rütbesi aldı. Paşanın idamından sonra Amasya'ya çekilip yeniden ders vermeye başladı ve 1228 [1813] zilhiccesinde öldü. Divanı olan bir şairdi; Hüsameddin onun bir gazelini, Rızâ Paşa kütüphanesindeki bir mecmuadan Kilisli Rifat Efendi'nin aracılığıyla elde ederek maddesine almıştır.
Osmân Paşa'nın dairesinde yetişen bir başka akraba, Osmân Paşa'nın yakınlarından Halîl Ağa'nın oğlu Hıfzı Mehmed Efendi'dir. Hüsameddin onun Halîl Paşa'nın "ammizâdelerinden" olduğunu ve Halîl Paşa'nın dairesinde yetiştiğini yazar. Bâbıâli'de kethüda kalemi serhalifesiyken Osmân Paşa'yla yazışması duyulunca 1218 [1803] yılında kaleminden çıkarıldı. Sonra çeşitli kâtipliklerde bulundu, Hâfız Ali Paşa'nın divan kâtibi oldu ve 1239 [1823/24] yılında Üsküdar'da öldü. Osmân Paşa'nın dairesinde yetişenler arasında, Gürcüzâde Mustafa Paşa'nın kölesi Gürcü İbrâhim Ağa'nın oğlu Şevket Süleyman Efendi de vardı; kitap onu aile adıyla anar, ancak maddesine göre babası ailenin kölesi olduğundan ailenin kan bağıyla bağlı bir üyesi sayılamaz.
Kaptan-ı Derya Hâfız Ali Paşa
Halîl Paşa'nın oğlu Seyyid Hâfız Ali Paşa, ailenin İstanbul'da en yükseğe çıkan üyesidir. Hüsameddin'in mahalleler bahsine göre Hacı İlyas Mahallesi'nde doğmuştur. Ocak İmâmızâde Hıfzı İbrâhim ve Mustafa Paşalarla akrabalığı sayesinde Bâbıâli'de kethüda kalemine girdi, sonra silahdar Lâdikli Seyyid Abdullah Ağa'nın kethüda kâtibi olarak hâcegân zümresine katıldı. Bir süre Caniklizâde Tayyâr Mahmûd Paşa'nın divan kâtipliğini yaptı. 1212 [1797/98] yılında sadrazam olan Gürcü Yûsuf Ziyâ Paşa'ya intisap ederek İstanbul'a geldi; maliye tezkirecisi, küçük ruznamçeci ve şehremini oldu. 1219 [1804] yılında Tayyâr Mahmûd Paşa'nın Amasya'yı zorla ele geçirmesinde parmağı olduğu düşünülerek azledildi.
1221 [1806] yılında iltizam yoluyla Amasya mütesellimi oldu. 1222 [1807] yılında III. Selim'in tahttan indirilmesinden sonra Amasya sancağı Tayyâr Mahmûd Paşa'ya verilince onun adına ikinci kez mütesellim oldu; Tayyâr Paşa sadaret kaymakamı olunca mîr-i mîrânlıkla Çorum mutasarrıfı, aynı yılın zilkadesinde de vezaretle Sivas valisi oldu. II. Mahmud'un tahta çıkışı ve Tayyâr Paşa'nın idamıyla 1223 [1808] yılında vezareti alınıp Bursa'da oturmaya gönderildi. Gürcü Yûsuf Ziyâ Paşa'nın ikinci sadaretinde İstanbul'a giderek uğradığı haksızlığı anlattı ve 1224 [1809] zilhiccesinde vezaretle kaptan-ı derya oldu. Sadrazamın azlinden sonra 1226 [1811] yılında denizcilikten anlamadığı gerekçesiyle bu görevden alındı.
Bundan sonra memuriyetleri imparatorluğun dört bir yanına yayıldı. Girit valiliği ve Tırnova mutasarrıflığından sonra 1227 [1812] yılında Silistre, 1228 [1813] yılında Niş, 1229 [1814] yılında Vidin valisi oldu; 1231 [1816] yılında Şam valiliğiyle emîrü'l-hac, 1234 [1819] yılında Erzurum valisi ve şark serdarı oldu. "Hiddetli mizacı" yüzünden 1235 [1820] yılında serdarlıktan alındı ve Diyarbekir, Trabzon, Maraş, Rakka gibi eyaletlerde dolaştırıldı. 1243 [1827/28] yılında Akdeniz Boğazı serdarı olarak Kal'a-i Sultâniye'de oturdu. Ertesi yıl boğazdan kaçan askerlere yol gösterenleri ferman beklemeden idam ettirmesi II. Mahmud'u kızdırdı; emekliye ayrılıp Gelibolu'ya gönderildi ve 1244 [1829] şevvalinde orada öldü.
Hüsameddin onu tedbirli, iktidarlı, sadık ve sert mizaçlı biri olarak tanıtır. Oğulları Mikdâd Ahmed Paşa, İbrâhim Edhem ve Hasan Tahsîn Beylerdir; kethüdası Rüstem Ahmed Ağa'nın iki oğlu da dergâh-ı âlî kapıcıbaşısı olmuştu. Oğullarından Edhem İbrâhim Bey babasının gölgesinde sadaret mektubî kalemine girip yetişti, 1247 [1831/32] yılında babasının ölümünden sonra bazı vezirlerin kapı kethüdası oldu ve 1268 [1851/52] yılında öldü. Öbür oğlu Tahsîn Hasan Bey 1257 [1841] yılında İstanbul'a giderek Mâbeyn-i Hümâyûn'a girdi, kapıcıbaşı oldu ve Gürcü Mehmed Necîb Paşa'nın oğlu Mahmûd Nedîm Paşa'nın kethüdası olarak yükseldi. Mahmûd Nedîm Paşa'nın 1288 [1871] yılındaki ilk sadaretinde vekil-i umûru oldu ve Hüsameddin'e göre Amasya'yı vilayet yaptırdı. 1293 [1876] yılında öldü ve Topkapı'da gömüldü.
Son Kuşaklar
Halîl Paşa'nın öteki oğlu Seyyid Said Mehmed Bey, babasının ölümünde kardeşleriyle birlikte Torumtay vakfına mütevelli oldu, ağabeyi Hâfız Ali Paşa'nın hazinedarlığını yaptı, kapıcıbaşı oldu ve 1238 [1822/23] yılında öldü; Üsküdar'da gömülüdür. "Deli Bey" lakaplı kardeşi Seyyid Hacı Mustafa Bey'in oğlu Seyyid Halîl Bey 1282 [1865/66] yılında öldü; Hüsameddin, 1274 [1858] yılında Amasya'da ölen bir valinin Hacı İlyas Mahallesi'nde "Gürcüzâde Deli Mustafa Bey'in konağında" oturduğunu da yazar.
Mustafa Paşa'nın öbür oğlu Seyyid Mehmed Bey'in oğlu Seyyid Hacı İbrâhim Bey, amcası Halîl Paşa'nın hazinedarı ve kethüdası olarak vilayet vilayet dolaştı; 1211 [1796/97] yılından sonra birkaç kez baş âyan oldu. 1222 [1807] yılında amcazâdesi Hâfız Ali Paşa tarafından Amasya mütesellimi yapıldı, Hâfız Ali Paşa'nın kaptanlığında kethüdası oldu ve kapıcıbaşılık rütbesi aldı. Paşanın azlinden sonra Bursa mübayaacısı oldu ve 1227 [1812] yılında orada öldü. Kardeşi Abdî Bey amcası Halîl Paşa'nın maiyetinde bulundu; Halîl Paşa'nın ölümünden sonra âyan meclisine girdi, 1222 [1807] şevvalinde amcazâdesi Hâfız Ali Paşa tarafından birkaç aylığına Amasya mütesellimi yapıldı, sonra Osmancık voyvodası oldu ve 1231 [1815/16] civarında orada öldü. Abdî Bey maddesi babası İbrâhim Bey'i doğrudan Mustafa Paşa'nın oğlu sayar ve Halîl Paşa'yı Abdî Bey'in amcası yapar; Seyyid Hacı İbrâhim Bey maddesinde ise İbrâhim Bey, Mustafa Paşa'nın torunudur.
Seyyid Hacı İbrâhim Bey'in oğlu Şerîf Mehmed Bey, babasının ölümünden sonra âyan meclisine üye oldu ve yıllarca nüfuz sahibi olarak kaldı. 1245 [1829/30] yılında âyanlık kaldırılınca Bağ-ı Helkis Mahallesi'ndeki büyük konağında oturdu, babasından kalan serveti iyi idare etti ve bir süre idare meclisinde bulundu; 1256 [1840] yılından sonra öldü. Oğullarından Mehmed Ali Bey'in oğlu Sâlih Bey de Torumtay vakfına mütevelli olmuştur.
Bu son kuşaklarda kitap iki üyenin yerini farklı biçimlerde gösterir. Eşref Abdurrahman Bey, kendi maddesine göre divan-ı hümayun hâcegânından harem kethüdası Süleyman Ağazâde Hacı Şerîf Mehmed Efendi'nin oğludur; annesi Halîl Paşa'nın kızı olduğu için "Gürcüzâde" diye anılmıştır. Halîl Paşa'nın dairesinde başladı, divan-ı hümayun kaleminde yetişti, dayısı Hâfız Ali Paşa'nın kethüdası oldu ve 1227 [1812] yılında âyan meclisi üyesiyken öldü. Seyyid Hacı İbrâhim Bey maddesi ise onu İbrâhim Bey'in oğulları arasında sayar. Benzer biçimde Eşref Mehmed Bey kendi maddesinde Hacı Şerîf Mehmed Efendi'nin oğlu Seyyid Süleyman Şâkir Bey'in oğlu olarak, Şerîf Mehmed Bey maddesinde ise Gürcüzâde Şerîf Mehmed Bey'in oğlu olarak geçer. İki maddedeki oğul ve torun adları (Abdurrahman, Süleyman, Ahmed; torun Osmân Münir) aynıdır. Eşref Mehmed Bey, Hâfız Ali Paşa'nın dairesinde yetişti ve 1258 [1842] yılından sonra öldü.
Ailenin kitaptaki en geç izi bir vakıf yöneticisine aittir. Hüsameddin, Torumtay'ın yaptırdığı Gökmedrese Camii'nin kitabesi sökülmüş kapısının üzerine 1316 [1898/99] yılında mütevelli "Gürcüzâde Mehmed Necîb Bey" tarafından bir onarım kitabesi konduğunu, aynı kişinin 1314 [1896/97] yılında Hacı İlyas Mahallesi'ndeki Şehzâdegân Türbesi'ni de onarttığını yazar. Mehmed Necîb Bey'in soy ağacındaki yeri kitapta belirtilmez.
Kitaptaki Çelişkiler ve Aynı Lakaplı Başka Kişiler
Hüsameddin ailenin hemen her kuşağı için bilgi verir, fakat bu bilgiler maddeden maddeye her zaman uyuşmaz; başlıcaları yukarıda yeri geldikçe gösterildi. Mukaddimede ailenin "üç mîr-i mîrân, iki vezîr" çıkardığı söylenip Halîl Paşa, Hâfız Ali Paşa, Hıfzî Mehmed Paşa ve Mikdâd Ahmed Paşa adları sayılır. Biyografilerde vezir olarak geçen Hacı Mustafa Paşa ile Osmân Paşa bu listede yer almaz; "Hıfzî Mehmed Paşa" adıyla bir paşaya da biyografilerde rastlanmaz.
Kitapta "Gürcü" ya da "Gürcüzâde" lakabıyla anılan pek çok kişi bu aileye mensup değildir. Bunların bir kısmı Amasyalı efendilerin azatlı Gürcü kölelerinden yetişmiştir: Sultan Bayezid Camii imamı Gürcü İmâm Hasan Efendi ve onun soyundan gelen "Gürcü İmâmzâdeler", Ahîzâde Sa'dî Çelebi'nin kölesi İskender Ağa, Hacı Beyzâde Ahmed Paşa'nın köleleri Piyâle Bey ve Sührâb Ağa, Sührâb Mehmed Ağa ile oğlu Sührâb Paşa bu türdendir. Bir kısmı da Gürcistan'dan, Kars ve Batum'dan gelip Amasya'da yerleşmiş ayrı ailelerdir: Hüftâdî Ahmed Bey'in akrabası Cân Mirza Paşa ile Deli Gürcü Hüsrev Bey, Ahıskalı Sarı Gürcü Süleyman Ağa, Şavşatlı Karslı Hüseyin Efendi, Batumlu müftü Hilmi Osmân Efendi, Cezayir ocağında yetişen kaptan-ı derya Seydî Ali Paşa böyledir. Vezir Gürcü Mehmed Paşa da ailenin bir üyesine efendilik etmiş, fakat aileden olmayan bir devlet adamıdır.
Yapılar, Vakıflar ve Mahalle
Gürcüzâdelerin adı kitapta kendi yaptırdıkları bir cami ya da medreseyle anılmaz; ailenin vakıf hayatındaki ağırlığı, yönettikleri eski bir vakıftan gelir. Seyfeddin Torumtay'ın XIII. yüzyılda kurduğu ve vakfiyesinde Gökmedrese diye anılan cami-medrese ile karşısındaki 677 [1278/79] tarihli türbe bu vakfın merkezidir. Gürcüzâdeler XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Torumtay'ın kız tarafından torunları sıfatıyla vakfa ortak oldular, 1135 [1722/23] yılından sonra tevliyeti tek başlarına yürüttüler ve XIX. yüzyılın sonuna kadar bu görevi sürdürdüler. Mütevelliler Hacı İsmâil Bey, Hacı İbrâhim Bey, Hacı Mustafa Paşa, Hıfzî Mehmed Bey, Halîl Paşa, Said Mehmed Bey ve kardeşleri, Sâlih Bey ve Mehmed Necîb Bey'dir. Caminin bugün yalnızca 1316 [1898/99] tarihli bir onarım kitabesi taşıdığı başka araştırmalarla da doğrulanır; Hüsameddin bu kitabenin Gürcüzâde Mehmed Necîb Bey'in onarımına ait olduğunu bildirir.
Ailenin yaşadığı yerler kitapta daha belirgindir. Hacı İbrâhim Bey'in konağı Hacı İlyas Mahallesi'nin ırmak tarafını baştan başa kaplıyordu; Hüsameddin, müfessir Hacı Hızır Efendi'nin bu mahallede Maydanoz Köprüsü'nün başında, ırmak kenarındaki bahçeli ve havuzlu evinin sonradan Hacı İbrâhim Bey tarafından satın alınıp genişletildiğini de kaydeder. Hâfız Ali Paşa bu mahallede doğmuş, XIX. yüzyılın ortasında Deli Mustafa Bey'in konağı da yine burada bulunuyordu. Hâfız Ali Paşa'nın Amasya'daki büyük konağı ise Helkis Bağçesi Mahallesi'ndeydi. Hüsameddin'e göre Mikdâd Ahmed Paşa'nın oğulları Mehmed İzzet ve Osmân Nûrî Beyler paşanın servetini sefahatle harcadılar; konak ve bahçe 1281 [1864/65] yılında mutasarrıf Ziyâ Paşa tarafından satın alındı, bahçesine büyük bir hükümet konağı yapıldı, harem dairesi de telgrafhane ve belediye dairesi oldu. Şerîf Mehmed Bey'in büyük konağı da aynı semtte, Bağ-ı Helkis Mahallesi'ndeydi. Osmân Paşa'nın gelini Ayşe Hânım, Eski Kethüdâ Mahallesi'ndeki konağının karşısında, Abdüllâtif Efendi Kütüphanesi'nin kuzey köşesinde yaldızlı çiçeklerle süslü "Telli Pınar" adlı bir çeşme yaptırmış ve 1232 [1816/17] yılında mülklerini bu çeşmeye vakfetmişti; Hüsameddin kendi zamanında ne kütüphaneden ne de çeşmeden iz kaldığını yazar.
Soy Ağacı
Aşağıdaki ağaç Hüsameddin'in maddelerinden kurulmuştur. Kitap bazı halkaları farklı biçimlerde verdiği için en çok tekrarlanan biçim esas alınmış, tartışmalı halkalar parantez içinde belirtilmiştir.
- Büyük Gürcü Ali Bey (Karslı; alaybeyi 1019, mirlivâ 1022)
- Gürcü Hazinedâr İbrâhim Paşa (ö. 1056); oğulları Ali, Mehmed, Mustafa Beyler
- Mirlivâ Mustafa Bey (kimi maddelerde İbrâhim Paşa'nın oğlu)
- Ahmed Bey (idam 1068/69)
- Halîl Bey (ö. 1096)
- İbrâhim Bey (ö. 1104)
- Ali Bey (Hacı İbrâhim Bey maddesine göre)
- Mehmed Bey, Torumtay mütevellisi (ö. 1114 ya da 1116; annesi Dursun Bey'in kızı)
- Hacı İsmâil Bey (ö. 1137)
- Hacı Mehmed, Ömer, Ahmed Ağalar; Osmân Paşa maddesine göre Mehmed Bey'in oğlu Yeğen Ahmed Bey ve onun oğlu vezir Hacı Osmân Paşa (ö. 1218)
- Hacı İbrâhim Bey (ö. 1158)
- Vezir Hacı Mustafa Paşa (ö. 1167 ya da 1169)
- Seyyid Halîl Paşa (ö. 1211)
- Seyyid Said Mehmed Bey (ö. 1238)
- Kaptan-ı derya Seyyid Hâfız Ali Paşa (ö. 1244); oğulları Mikdâd Ahmed Paşa, Edhem İbrâhim Bey (ö. 1268), Tahsîn Hasan Bey (ö. 1293)
- Seyyid Hacı Mustafa Bey, "Deli Bey"; oğlu Seyyid Halîl Bey (ö. 1282)
- bir kızı; oğlu Eşref Abdurrahman Bey (ö. 1227)
- Seyyid Mehmed Bey
- Seyyid Hacı İbrâhim Bey (ö. 1227); oğulları Şerîf Mehmed Bey (ö. 1256 sonrası) ve Abdî Bey (ö. 1231 civarı)
- Seyyid Halîl Paşa (ö. 1211)
- Hıfzî Mehmed Bey (ö. 1173)
- Hacı Halîl Bey (ö. 1168 sonrası); oğlu İbrâhim Bey
- Ali Bey (ö. 1157); Yeğen Ahmed Bey maddesine göre oğlu Hacı Ahmed Bey (ö. 1190), onun oğulları Rıfat Mehmed Efendi (ö. 1228) ve Abdullah Abdî Bey
- bir kızı, Ocak İmâmı Seyyid Halîl Efendi'nin eşi; oğulları Hıfzı İbrâhim Paşa (ö. 1194) ve Seyyid Mustafa Paşa
- Vezir Hacı Mustafa Paşa (ö. 1167 ya da 1169)
- Hacı İsmâil Bey (ö. 1137)
- Mehmed Bey, Torumtay mütevellisi (ö. 1114 ya da 1116; annesi Dursun Bey'in kızı)
- Küçük Gürcü Ali Bey (alaybeyi 1050'ler)
- Mustafa Bey
- Dâyezâde İbrâhim Paşa (ö. 1133); oğulları "Elçi Paşazâde" Mustafa ve Abdullah Beyler
- Mustafa Bey
Hüsameddin'de Aile Üyeleri
- İbrâhim Paşa-Gürcü Hazinedâr (c. 6): Büyük Gürcü Ali Bey'in oğlu, 1029'da Amasya sancakbeyi, sonra Kars, Sivas, Kastamonu ve Maraş valisi.
- İbrâhim Bey-Gürcüzâde (c. 6): Mirlivâ Mustafa Bey'in oğlu, 1099 olaylarında takibata uğrayan ve 1104'te ölen mirlivâ.
- İbrâhim Paşa-Dâyezâde (c. 6): Küçük Gürcü Ali Bey'in torunu, annesi III. Ahmed'in dadısı olan silahdar, nişancı ve Viyana elçisi.
- İbrâhim Bey-Gürcüzâde el-Hâc (c. 6): Torumtay mütevellisi, yıllarca Amasya baş âyanı ve mütesellimi, 1158'de İran cephesinde öldü.
- İbrâhim Bey-Gürcüzâde es-Seyyid el-Hâc (c. 6): Mustafa Paşa'nın torunu, Halîl Paşa'nın kethüdası, 1222'de Amasya mütesellimi.
- Ahmed Bey-Gürcüzâde (c. 6): Mustafa Bey'in oğlu, Eskişehir sancakbeyi, Abaza Hasan Paşa isyanında idam edildi.
- Ahmed Bey-Gürcüzâde Yeğen el-Hâc (c. 6): Halîl Paşa'nın yeğeni, Amasya alaybeyi ve mütesellimi, 1190'da öldü.
- Edhem İbrâhim Bey-Gürcüzâde es-Seyyid (c. 7): Hâfız Ali Paşa'nın oğlu, sadaret mektubî kaleminde yetişen kapı kethüdası.
- İsmâil Bey-Gürcüzâde el-Hâc (c. 7): Torumtay vakfının tevliyetini uzun davalarla kazanan baş âyan, 1137'de öldü.
- Eşref Abdurrahman Bey-Gürcüzâde (c. 7): Halîl Paşa'nın kız torunu, Hâfız Ali Paşa'nın kethüdası.
- Eşref Mehmed Bey-Gürcüzâde (c. 7): Hâfız Ali Paşa'nın dairesinde yetişen, 1252'de meclis üyesi olan eşraf.
- Tahsîn Hasan Bey-Hâfız Alî Paşazâde (c. 8): Hâfız Ali Paşa'nın oğlu, Mahmûd Nedîm Paşa'nın vekil-i umûru.
- Hâfız Alî Paşa-Gürcüzâde es-Seyyid (c. 8): Halîl Paşa'nın oğlu, 1224'te kaptan-ı derya, sonra Şam, Erzurum ve birçok eyalette vali.
- Hıfzı Mehmed Bey-Gürcüzâde (c. 9): Hacı İbrâhim Bey'in oğlu, müderris ve Torumtay mütevellisi.
- Hıfzı Mehmed Efendi-Gürcüzâde (c. 9): Osmân Paşa'nın yakını Halîl Ağa'nın oğlu, Bâbıâli kâtibi.
- Halîl Bey-Gürcüzâde (c. 9): Mirlivâ Mustafa Bey'in oğlu, Viyana seferinden yaralı dönen zeamet sahibi.
- Halîl Bey-Gürcüzâde el-Hâc (c. 9): Hacı İbrâhim Bey'in oğlu, Zanalızâde Ahmed Paşa'nın silahdarı ve kapıcıbaşı.
- Halîl Paşa-Gürcüzâde es-Seyyid (c. 9): Mustafa Paşa'nın oğlu, Amasya mutasarrıfı, Tutrakan ve Kars muhafızı, Van valisi.
- Rahmî Mehmed Bey-Gürcüzâde es-Seyyid (c. 10): Vezir Osmân Paşa'nın oğlu, babasının idamından sonra Amasya'da yaşadı.
- Rıfat Mehmed Efendi-Gürcüzâde el-Hâc (c. 10): Yeğen Ahmed Bey'in oğlu, divan sahibi şair ve Osmân Paşa'nın divan kâtibi.
- Sa'îd Mehmed Bey-Gürcüzâde, es-Seyyid (c. 10): Halîl Paşa'nın oğlu, Torumtay mütevellisi ve Hâfız Ali Paşa'nın hazinedarı.
- Şerîf Mehmed Bey-Gürcüzâde (c. 11): Seyyid Hacı İbrâhim Bey'in oğlu, Bağ-ı Helkis'teki konağında yaşayan âyan.
- Abdî Bey-Gürcüzâde (c. 12): Halîl Paşa'nın maiyetinde yetişen, 1222'de Amasya mütesellimi, sonra Osmancık voyvodası.
- Osmân Paşa-Gürcüzâde el-Hâc (c. 12): Silistre, Rumeli ve Anadolu valisi vezir, 1218'de Tayyâr Mahmûd Paşa'nın kuvvetlerine yenilip öldürüldü.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn [Yasar], Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi e-kitap baskısı: c. 1 ve 4, s. 118, 129, 142, 182, 543–685 (https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page182.html); c. 6–8, s. 39, 44–46, 51, 57–58, 63, 70–71, 165, 194, 203, 209, 277, 311, 313, 337, 418, 453, 487, 558–559, 617, 620, 627 (https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page57.html); c. 9–12, s. 59–61, 119, 131, 135–142, 205, 224–225, 272, 308, 331, 392–393, 415, 460–462, 471, 474, 596–597, 608, 614 (https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page140.html).
Kitaplar
- Selda Kalfazade, "Gökmedrese Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul 1996, s. 140–142.
- "Mehmed Paşa, Gürcü", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2003.
Diğer kaynaklar
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Torumtay Türbesi". amasya.bel.tr






