Yörgüç Paşazâdeler, II. Murad'ın lalası, Rum beylerbeyi ve vezir Celâleddin Yörgüç Paşa'nın (ölümü 845 [1442]) Amasya'da kalan soyudur. Aile adını, şehrin Osmanlı yönetimine geçişinden sonra Yeşilırmak kıyısında ilk büyük külliyeyi kuran bu devlet adamından alır. Paşanın oğulları ve torunları XV. ve XVI. yüzyılda Varna'dan Çaldıran'a, Mısır'dan Yemen'e kadar uzanan seferlerde sancakbeyi ve beylerbeyi olarak görev yapmış, XVII. yüzyıldan sonra ise ailenin ağırlığı ceddin kurduğu vakfın yönetimine kaymıştır. Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde ailenin adını başlığında taşıyan otuz altı madde vardır; bunlara kronik bölümlerinde ve başka kişilerin maddeleri içinde geçen onlarca kısa kayıt eklenir. Bu kayıtlar bir araya getirildiğinde, aynı vakfın tevliyetini beş yüz yıla yakın bir süre elinde tutmuş, XIX. yüzyılın sonunda bile şehrin belediye reisini ve idare meclisi üyesini yetiştirmiş bir ailenin hikâyesi ortaya çıkar.

Ailenin bilinen en uzun soy zincirleri Hüsameddin'e aittir ve bu zincirler kitabın farklı ciltlerinde her zaman birbirini tutmaz. Aynı kişinin babası bir maddede Ali Bey, başka bir maddede Abdî Bey olarak görünür; aynı savaşın tarihi bir yerde 847, başka bir yerde 848 diye yazılır. Aşağıdaki anlatı bu farkları gizlemeden, mümkün olduğunca kuşak sırasıyla ilerler.

Adı ve Kökeni

Hüsameddin aileyi Amasya'nın eski Atabeg sülâlesine bağlar. Ona göre Selçuklu sultanı II. Mesud'un atabeyi Nâsıreddin Ahmed Bey'in torunlarından üç büyük kol çıkmış, bunlara Hoca Mehmed Paşazâde, Yörgüç Paşazâde ve Hızır Paşazâde denmiştir. Yazar kendi döneminde Hoca Mehmed Paşa ve Hızır Paşa torunlarının ancak kız tarafından sürdüğünü, Yörgüç Paşa evlâdının ise "tamamiyle asabât olarak", yani erkek soyundan kesintisiz yaşadığını not eder. Atabeg vakfının vakfiyesine dayanan bir başka maddede de paşanın babası Muînüddin Abdullah, nâm-ı diğer Abdî Bey'in 802'de [1399-1400] Atabeg vakfının mütevellisi olduğu, 804'te [1402] Timur savaşında şehit düştüğü ve oğullarının İlyas Bey ile Yörgüç ve Hızır Paşalar olduğu yazılıdır.

Hüsameddin bu soyu savunurken sert bir dil kullanır. Solakzâde'nin Yörgüç ve Bayezid Paşaların Türk olmadığı yolundaki rivayetini "yalan yanlış" bulur; dayanağı paşanın vakfiyesinde atalarının Müslüman olduğunun açıkça yazılması, kendisine "sülâletü'l-ümerâ" denmesi ve caminin kapısında "Yörgüç Paşa bin Abdullah el-Atabegî" ibaresinin bulunmasıdır. Bugünkü araştırma daha temkinlidir. Fahameddin Başar, kaynaklarda paşanın şeceresine dair birbirini tutmayan bilgiler bulunduğunu belirtir: bir rivayet onu Nâsırüddin Ahmed'e, bir başkası Gazi Mihal Bey soyuna bağlar. Kitabede, mezar taşında ve vakfiyede babasının adının Abdullah yazılması bu şecereleri şüpheli kılar; baba adından hareketle paşanın Slav asıllı olduğu ve adının Jorgiç'ten geldiği de ileri sürülmüştür. Başar'a göre kitabedeki "atabeg" sıfatı da büyük olasılıkla babaya ait bir unvan olmayıp paşanın kendi lalalığına bir göndermedir. Ailenin adının dayandığı Atabeg bağı bu yüzden Hüsameddin'in kabulüdür, belgeyle kesinleşmiş bir olgu sayılamaz.

Paşanın evliliği de aileyi Amasya'nın en köklü ümerâ hanedanına, Hacı Şâdgeldi Paşa evlâdına bağlar. Hüsameddin onu Hacı Şâdgeldi Paşazâde Mustafa Bey'in damadı olarak tanıtır; Sivas'a giderken yerine bıraktığı Emîneddin Mehmed Paşa'nın paşaya "Enişte Paşa" dediğini ve aralarındaki mektupların Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi'ndeki bir münşeat mecmuasında bulunduğunu, ancak bu mecmuanın bir yangında yandığını yazar. Paşanın eşleri konusunda kitap kendi içinde dağınıktır: bir yerde Safiye Hatun'un adı vakfiyeden aktarılır, bir başka maddede Safiye Hatun Musliheddin Mustafa Bey'in kızı olarak 831'de [1427-28] ölmüş görünür, bir diğerinde ise Mustafa Bey bin Devâtdâr Ahmed Paşa'nın kızı Emine Şâhbulâ Hatun paşanın eşi olarak anılır. Hüsameddin ayrıca Safiye Hatun'u Çelebi Mehmed'in eşi Şâhbulâ Hatun'un kız kardeşi sayarak paşayı padişahın bacanağı yapar; bu akrabalık başka kaynaklarda doğrulanamadı. Başar'ın maddesinde ise Edirne'de vakfı bulunan Çiçek Hatun'un da kayıtlarda paşanın eşi olarak geçtiği belirtilir. Şâhbulâ Hatun'un Amasya'da bir mescit, bir çeşme ve bir mektep yaptırdığını hem Hüsameddin hem de Mustafa Çağhan Keskin'in aile vakfiyelerine dayanan çalışması doğrular.

Kuşaklar Boyunca Aile

Yörgüç Paşa

Ailenin kurucusu, Çelebi Mehmed'in 1414'te on iki yaşındaki oğlu Şehzade Murad'ı Rum vilâyeti beyliğiyle Amasya'ya gönderdiğinde yanına lala olarak verdiği devlet adamıdır. Hüsameddin onun beylerbeyliğini Çelebi Mehmed'in tahta çıktığı 816 [1413-14] yılına koyar, Murad'ın cülusundan sonra da 825 şabanında [1422] Ankara'dan Amasya'ya ikinci kez beylerbeyi olarak geldiğini yazar. Başar ise Düzmece Mustafa isyanının bastırılmasından sonra 826'da [1423] Rum beylerbeyliğine atandığını kaydeder. Paşanın idaresindeki vilâyet Amasya, Sivas, Tokat, Karahisar-ı Şarkî, Canik ve Çorum sancaklarını içine alıyordu.

Beylerbeyliği, bölgedeki başına buyruk beylerle ve çetelerle geçen bir düzen kurma dönemidir. Hüsameddin'in anlattığına göre Çorum ve Osmancık taraflarında halkı yağmalayan Kızıl Koca Oğulları'nı paşa, oğlu Hızır Bey için düzenlenen bir düğün ziyafetine davet ederek Amasya'ya çekmiş, bir gecede yakalatıp Kal'a-i Bâlâ'daki mağaralarda saman dumanıyla öldürtmüştür. Yazar bu olayı kitabın bir yerinde 827, başka bir yerinde 833 yılına bağlar ve dipnotta paşayı zalim bulan tarihçilere, eşkıyanın yüzlerce masumu diri diri ateşe attığını hesaba katmadıkları gerekçesiyle karşı çıkar. Başar da Kızılkocaoğulları'nın dört kardeşin emrinde çeteler olduğunu ve paşanın onları itaat altına aldığını yazar; düğün tuzağı ayrıntısı ise yalnız Hüsameddin'de vardır. Köprü yakınındaki Koca Kayası hâkimi Taşanoğlu Haydar Bey'in teslim alınması da Hüsameddin'de bir yerde 828, bir yerde 833 yılında görülür. Canik'te Alparslanoğlu Hüseyin Bey'in tenkili 830 [1426-27] yılına konur; Başar aynı olayı 1427'ye tarihler, Canik beyinin adını ise Hasan olarak verir.

Bu hizmetlerin ardından paşaya vezirlik verildi. Hüsameddin onun adına "Yörgüç Paşa Akçesi" denen sikke bastırmaya izin aldığını, ancak uzun süren valiliğin ve bu ayrıcalığın paşaya gurur verdiğini, halkın şikâyetleri üzerine 838'de [1434-35] II. Murad'ın onu Edirne'ye çağırdığını anlatır. Başar akçe rivayetini şüpheli sayar. Paşa 839'da [1435-36] Amasya muhafızı olarak geri döndü, Şehzade Alâeddin Ali'nin lalası oldu ve 840 rebiülevvelinde [Eylül-Ekim 1436] Amasya'daki hayratına bütün mülklerini kalabalık bir topluluğun huzurunda vakfetti. Zilhicce 845'te [Nisan-Mayıs 1442] öldü ve camisinin türbesine gömüldü.

Paşanın Oğulları ve Kızları

Başar paşanın Hızır, Yûnus ve Mustafa adlı oğullarını, Sitti ve Hundi Hatun adlı kızlarını ve Lefke'de vakıfları bulunan Molla Îsâ adlı bir oğlunu sayar. Hüsameddin'in dağınık kayıtlarından ise en az altı oğul çıkar: Hızır, Mustafa, Yûnus, Abdî, Ali ve İsa Beyler. Ali Bey'in kendi maddesi yoktur, ama XV. ve XVI. yüzyıl üyelerinin çoğunun soy zinciri ona varır. İsa Bey de yalnız torunlarının künyesinde geçer.

Hızır Bey babasının sağlığında ümerâdan sayılırdı. Hüsameddin'e göre 831'de [1427-28] Samsun sancakbeyi oldu ve aynı yıl Canik üzerine gönderildi; 833'te babasının Niğde taraflarındaki zaferini bildiren fetihnameyi Edirne'ye götürdü. 838'de Şehzade Ahmed'in maiyetinde Amasya muhafızlığına getirildi ve Varna Savaşı'nda şehit düştü. Kardeşi Abdî Bey'in maddesi aynı savaşta Hızır Bey'le birlikte şehit olduğunu söyler. Oysa kitabın vakayinâme bölümü Varna'da şehit düşen Yörgüç Paşazâdeleri "Hızır ve Mustafa Beyler" olarak verir ve savaşı 848 yılına koyar; biyografi maddeleri ise 847 tarihini kullanır. Başar da Varna'da ölen oğulları Hızır ve Mustafa olarak sayar. Varna'da Mustafa Bey'in mi, Abdî Bey'in mi, yoksa her ikisinin mi öldüğü kitaptan çözülemez.

Mustafa Bey ailenin XV. yüzyıldaki en belgeli banisidir. Havza'daki imaretin kapı kitabesi onu "emîr-i kebîr Mustafa Bey bin el-vezîru'l-hatîr Celâlü'l-mille ve'd-dîn Yörgüç Paşa el-Atabek" diye anar ve yapının II. Murad döneminde, fakir ve düşkünler için 833 [1429-30] yılında yaptırıldığını bildirir. Hüsameddin aynı imareti 835'e, vakfiyesini 840'a koyar; imaretin yanındaki küçük hamamı da ona bağlar. Sami Bayraktar, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde Mustafa Bey'e ait 840 [1436-37] tarihli bir vakfiye bulunduğunu, Havza'daki camiden ise bu vakfiyede söz edilmediğini belirtir. Hüsameddin'e göre Mustafa Bey 840'ta Amasya'da, bugünkü Mehmed Paşa Mahallesi'nde zarif bir hamam da yaptırmıştır; Keskin'in derlediği listede de ona Amasya'da bir hamam, Havza'da bir hamam ve bir han düşer.

Yûnus Bey için Hüsameddin tek bir cümle bırakır: paşanın "gözdesi olan mahdûmu" ve Şehzade Alâeddin'in maiyet beylerinden Yûnus Bey 842'de [1438-39] ölmüş, babasının camisi önündeki türbeye gömülmüştür. Oğlu Oruç Bey'in maddesi, babası öldüğünde yetim kalan bu çocuğa Yörgüç Paşa'nın kendi miras payını bağışladığını ve Oruç'un amcası Hızır Bey'in yanında büyüdüğünü anlatır. Kızlardan Hundi Hatun'un mezarı konusunda kitap ikiye ayrılır: türbeler listesinde Yörgüç Paşa türbesinde babası ve Yûnus Bey'le birlikte yattığı söylenir; başka iki yerde ise Receb Mahallesi'ndeki Sultan Mesud türbesinin en dibine gömüldüğü, mezar taşına bakılırsa kız iken öldüğü ve bu türbede paşanın iki kızının yattığı yazılır.

Sultan Mehmed ve II. Bayezid Devrinde Torunlar

Paşanın torunları, Amasya'nın şehzade sancağı olduğu yıllarda şehzadelerin maiyetinde yetişmiş ve onların tahta çıkışıyla yükselmiştir. Bu kuşağın en parlak adı Hızır Bey'in oğlu Süleyman Paşa'dır. Dedesinin sağlığında zeamet almış, Fatih Sultan Mehmed Amasya valisiyken onun maiyetine girmiş, 855'te [1451] cülusla ümerâdan olmuş ve 857'de [1453] Filibe beyi olarak İstanbul'un fethinde bulunmuştur. 860'taki Sırp seferinden sonra Silistre beyi, 864'te [1459-60] Rumeli beylerbeyi, ardından Anadolu beylerbeyi oldu. 873'te [1468-69] Şehzade Bayezid'in yanına Amasya muhafızı olarak geldi; Bayezid 886'da [1481] tahta çıkınca Amasya valisi olan Şehzade Ahmed'in lalası ve işlerinin yöneticisi oldu. 889'da yerini Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'ya bırakıp Semendire beylerbeyi olarak Rumeli'ye geçti ve 896'da [1490-91] orada öldü. Böylece Şehzade Ahmed'in lalalığı, aynı Atabeg sülâlesinin iki kolu, Yörgüç ve Hızır Paşazâdeler arasında el değiştirmiş oldu.

Hızır Bey'in öteki oğulları Umûr Bey ile Hasan Bey de ümerâ arasında anılır. Umûr Bey İstanbul'un fethinde ümerâdan olmuş, 873'teki Gürcistan seferinde Amasya valisi Şehzade Bayezid'in yanında bulunmuş ve 878'de [1473] Uzun Hasan muharebesinde ölmüştür. Hasan Bey 894 [1489] dolaylarında öldü. Yûnus Bey'in oğlu Oruç Bey de amcasının ölümünden sonra zeamete geçmiş, ümerâya yükselmiş ve 893'te [1488] Mısır seferinde ölmüştür; mülklerini vakfettiği için bunlar Yörgüç Paşa vakfına katılmıştır.

Abdî Bey'in oğulları için kitap kısa kayıtlar verir. Üveys Bey zeametten ümerâya geçmiş ve 890 [1485] civarında ölmüştür; kardeşi olarak Yûsuf Bey anılır. Süleyman Bey Amasya'da Şehzade Bayezid'e yakınlık kurup maiyet ümerâsından olmuş, cülusta Balıkesir sancakbeyi, 893'te Kayseri beyi olmuş, 896'da Şehzade Ahmed'in maiyetiyle Amasya'ya dönmüş ve 900 [1494-95] dolaylarında ölmüştür. Ali Bey'in oğullarından Hasan Bey ise Bayezid'in maiyetinde İstanbul'a gitmiş ve 893'teki Mısır seferinde kaybolmuştur. İsa Bey kolundan Hüseyin Bey bin İsa Bey 902 [1496-97] civarında, yeğeni Hüseyin Bey bin Ali Bey bin İsa Bey 907 [1501-02] civarında ölmüştür; bu iki kayıt başka kişilerin maddelerinin sonuna eklenmiş kısa notlardır.

Çaldıran Kuşağı

XVI. yüzyılın başında taht kavgası aileyi ikiye böldü. Kardeşler İskender, İshak ve Enîs Beyler önce Amasya valisi Şehzade Ahmed'in ümerâsındandı. İshak Bey, Hüsameddin'in deyişiyle "A'câm'ın nüfuz ve tasallutu yüzünden" 913'te [1507-08] Trabzon'a gidip Şehzade Selim'e sığındı ve 918'de [1512] Selim tahta çıkınca Trabzon beyi oldu. Enîs Bey de Selim'e intisap edip cülusta mîrlivâ oldu. İskender Bey cülusta Niğde sancakbeyi, kuzenleri arasında sayılan Üveys Bey bin Abdullah Bey de Kayseri sancakbeyi idi. Dördü de 920'de [Ağustos 1514] Çaldıran'da şehit düştü. 918 yılının olayları anlatılırken Yörgüç Paşazâde Enîs Bey'in Amasya'yı koruyan beyler arasında, Samsun sancakbeyi Yörgüç Paşazâde Mehmed Bey'in sancağının askeriyle onlara katılanlar arasında olduğu, Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey'in ise yeni beylerbeyinin gelişiyle Amasya alaybeyi yapıldığı da kaydedilir.

Bu kuşağın soy zincirleri kitabın en karışık yeridir. İskender Bey'in kendi maddesi onu "Abdî Bey demekle meşhur Abdullah Bey bin Ali Bey bin Yörgüç Paşa"nın oğlu yapar. Oğlu Hürrem Paşa'nın maddesi aynı kişiyi "İskender Paşa bin Abdî Bey bin Ali Bey bin Yörgüç Paşa" diye verir. Öteki oğlu Ahmed Paşa'nın maddesinde ise zincir "İskender Bey bin Abdullah Bey bin el-Hâc Yûsuf Bey bin Abdî Bey bin Yörgüç Paşa" biçimini alır. Üveys Bey'in babası da "Abdullah Bey bin Ali Bey bin Abdî Bey" diye yazılır. Ali ile Abdî'nin yer değiştirdiği bu zincirler, aynı adların kuşaktan kuşağa tekrarlandığı bir ailede kâtiplerin ya da yazarın karıştırdığı kayıtlara işaret eder; hangisinin doğru olduğu mevcut kaynaklarla belirlenemez. Başar'ın saydığı oğullar arasında Ali ve Abdî Beylerin bulunmaması da işi güçleştirir.

Ailenin bu dönemdeki en uzak yolculuğunu Ali Bey'in torunu Hüseyin Bey bin Hasan Bey yaptı; Hasan Bey'in kendi maddesi ise Hüseyin Bey'i onun oğlu olarak değil kardeşi olarak anar. Şehzade Selim'e intisap ederek 896'da onunla Trabzon'a gitti, cülusta Hüdavendigâr, 921'de [1515] Aydın sancakbeyi oldu. 923'te [1517] Mısır seferine katıldı, fetihten sonra Cidde sancakbeyi olarak Hicaz'a gönderildi ve Mekke şeriflerini ve ileri gelenlerini padişahın ihsanlarıyla kazanarak Cidde'yi iyi yönetti. Selim'in ölümüyle ertelenen Yemen seferine 927'de Kanuni'nin fermanıyla çıktı, Hudeyde'ye indi, San'a'da Kemal Bey'i sıkıştırdı ve 928'de [1522] Yemen valisi oldu. Dört yıl kadar eyaleti olaysız yöneterek 932 [1525-26] sonlarında öldü. Hüsameddin onu "âlim, fâzıl, müttakî, kerîm" bir zat olarak anar ve yeğeni Mustafa Bey ile kadısı Mahmud Çelebi'nin iyi idaresinin Yemen müverrihi Ziyâeddin Ahmed bin Mûsâ el-Vâsıtî'nin manzum tarihinde şükranla anıldığını yazar.

Çaldıran şehitlerinin oğulları babalarının yerine hızla sancak aldı. Hürrem Paşa Selim'in sarayında yetişmiş, babasının şehadeti üzerine mîrlivâ olmuş, Mısır seferinde bulunmuş, Antalya beyiyken 927'de [1520-21] Canberdi Gazzâlî isyanının bastırılmasına katılmış, ardından Maraş ve Karaman beylerbeyi olmuş ve 933'te [1526-27] Celâlîlerden Zünnûn ile savaşırken şehit düşmüştür. Maddesinde babasının ölümü 820 olarak yazılmıştır; doğrusu, öteki kayıtlarla birlikte okununca 920 olmalıdır. Kardeşi Ahmed Paşa yirmi beş yaşında bir zaimken Çorum sancağıyla ödüllendirildi, 940'ta [1533-34] Erzincan beyiyken Bağdat seferine katıldı, Şehrizor ve Trabzon beylerbeyi oldu, 951'de [1544-45] Şehzade Mustafa'nın maiyetine Amasya muhafızı olarak geldi ve Sivas beylerbeyiyken 959'da [1552] öldü. Kuzenleri arasında Ahmed Bey bin Ali Bey bin Hüseyin Bey, babasının Çaldıran'daki şehadeti üzerine 921'de mîrlivâ olmuş, 943'te [1536-37] Kastamonu sancakbeyi görünmüştür. Ali Bey'in oğlu Mehmed Bey de 927'de Amasya sancakbeyi olarak Zünnûn'a karşı başarı göstermiş ve 928'de Alman seferine gönderilmiştir.

Hasan Bey bin el-Hâc Ali Bey kolu ise bu yüzyılın ortasında ailenin askerî çizgisini sürdürdü. Bu Hasan Bey 927'de Alman seferine gitti, 933'te Celâlîlere karşı savaştı, 941'de [1534-35] Bağdat seferine katıldı ve 947 [1540-41] dolaylarında öldü. Oğlu Mehmed Bey'in oğlu Hasan Paşa, Rumeli savaşlarında yararlık gösterip birkaç kez Amasya alaybeyi oldu, 974'te [1566-67] II. Selim'in cülusundan sonra Canik'ten Kefe beylerbeyliğine geçti, 981'de Şehrizor beylerbeyi oldu ve 983 [1575-76] başlarında öldü.

Yüzyılın ikinci yarısının önde gelen üyesi Hızır Paşa'dır. Babası mîrlivâ Mehmed Bey bin Mustafa Bey Amasya beyiyken 940'ta Celâlî baskınında şehit düşünce Enderun'a alınmış, 953'te [1546-47] mirahur olmuştur. Hüsameddin onun yükselişini Rüstem Paşa'nın sadaretine bağlı bir iniş çıkış olarak anlatır: 956'da sadrazamın hilesiyle Köstendil sancağına çıkarılmış, Rüstem Paşa'nın azlinden sonra 962'de [1554-55] Şam beylerbeyi olmuş, Rüstem'in ikinci sadaretinde yine sancaklara gönderilmiş, onun 968'deki ölümünden sonra Bağdat beylerbeyi olarak ikbale ermiş, 971'de Silistre valisi olmuş ve 975'te emekliye ayrılmıştır. Yazar onun "devşirmelerin haset ve rekabeti yüzünden" daha fazla yükselemediğini söyler. Amasya'nın Şamice Mahallesi'ndeki Hızır Paşa Tekkesi'ni 971'de [1563-64] bu Hızır Paşa yaptırmıştır; Yörgüç Paşa'nın kardeşi olan ve Hızır Paşazâdeler koluna adını veren Hayreddin Hızır Paşa ile karıştırılmamalıdır.

XVII. Yüzyılda Mütevelliler ve Tevliyet Kavgaları

XVII. yüzyılda Yörgüç Paşazâdeler sancakbeyliğinden çok Amasya'nın yerel yönetiminde ve ceddin vakfında görünür. Yörgüç Paşa vakfının mütevellisi Mehmed Bey'in oğlu Hasan Paşa bu geçişin örneğidir. Dergâh-ı âlî çavuşu olarak uzun süre vergi tahsilinde çalıştı, 1019'da [1610] Amasya muhassılı ve Sivas defterdarı oldu, 1021'de [1612] Sivas valisi Cafer Paşa'nın teklifiyle Amasya sancakbeyliğine getirildi; defterdarlık da elinde kaldığı için kardeşi Hakalacı Mustafa Bey onun mütesellimi oldu. Ardından Suğla, Çorum, Erzincan sancakları, Kars ve Batum, sonra Maraş beylerbeyliği geldi. Maraş'ta halkın şikâyetine yol açan davranışları padişah hocası Amasyalı Ömer Efendi'nin himayesi sayesinde örtüldü, 1031'de [1621-22] azledilip Amasya'ya gönderildi ve üç yıl kadar gözden düştü. 1038'de Hüsrev Paşa'nın maiyetinde Irak seferine Şehrizor beylerbeyi olarak katıldı, 1040'ta Amasya'ya dönüp ceddinin vakfının tevliyetiyle emekli edildi ve 1045'te [1635-36] öldü.

Aynı yıllarda vakfın yönetimi aile dışına kaymak tehlikesi geçirdi. Hüsameddin'e göre 1031'de Lâdikli Kurd Ağazâde Mahmûd Bey, kardeşi Bayram Paşa'nın nüfuzuna güvenerek "vakfın şartına aykırı biçimde" tevliyete el koymuştu. Ailenin bir üyesi olan Veli Bey oğlu Hüseyin Bey, altmış dördüncü bölükte kayıtlı bir sipahi olarak buna itiraz etti ve aynı yılın şevvalinde Mahmud Bey'in yerine mütevelli oldu. 1032'de Abaza Mehmed Paşa'ya karşı ayaklananlara katıldığı için azledildi, 1037'de mîrlivâ olarak İran seferine gitti, sonra yeniden mütevelli oldu ve 1048'de [1638-39] öldü. Bir süre sonra tevliyet yine aile dışına, sipahi Himmetoğlu Osman Ağa'ya geçti; 1035'te [1625-26] ise Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey vakfa mütevelli oldu. Hakalacı Mustafa Bey'in vakfa ve vakıftan maaş alanlara haksızlık ettiği gerekçesiyle mahkeme kararıyla azledildiği, yerine Yörgüç Paşazâde Mehmed Bey bin Hasan Bey'in getirildiği, birkaç yıl sonra aynı suçlamayla bu kez Mehmed Bey'in azledilip yerine Hakalacı Mustafa Beyzâde Mehmed Bey'in geçtiği de kaydedilmiştir. Tevliyet aile kolları arasında böylece el değiştirdi; yüzyılın ikinci yarısında Yörgüç Paşa evlâdı arasındaki anlaşmazlık yüzünden vakfa bir süre aile dışından kaymakam mütevelliler atandı.

Bu dönemin öteki üyeleri de çoğunlukla vakıf ve şehir idaresi çevresinde görünür. Mütevelli Mehmed Bey'in oğlu Osman Bey, Hakalacı Mustafa Bey'le dönüşümlü olarak vakfa mütevelli oldu ve 1051'den [1641-42] sonra öldü. Mehmed Bey'in öteki oğlu Hasan Bey çavuş olarak Bağdat, İran ve Girit seferlerinde bulundu, 1063'te [1652-53] ceddinin vakfına mütevelli oldu ve 1069'da [1658-59] Abazaların idamı sırasında öldü. Hasan Bey oğlu Osman Ağa sadrazam Bayram Paşa'nın dairesinde yetişti, ikinci mirahurluk ve kapıcıbaşılık yaptı, 1062'de [1651-52] Amasya mütesellimi oldu ve 1067'den sonra öldü. Hakalacı Mustafa Bey'in oğlu Hüseyin Bey babasının ölümünde vakfa mütevelli oldu ve 1073 [1662-63] başlarında öldü. İskender Bey kolundan Ahmed Bey bin Yûsuf Bey ise zeametten alaybeyliğine ve sancakbeyliğine yükseldi, 1024'te [1615] emekli edildi ve 1055 [1645-46] sonlarında, Hüsameddin'e göre yüz on yaşlarında öldü. 1044'te [1634-35] mütevelli Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey, öğrencilerin çoğalması üzerine caminin avlusunun doğusuna on iki hücreli ahşap bir medrese yaptırdı.

Yüzyılın sonunda Mustafa Bey bin Ali Bey kolunun vakıf yönetimindeki ağırlığı belirginleşir. Bu Mustafa Bey 1086'da [1675-76] ortadan kaybolunca oğlu Süleyman Bey, dedelerinden Mustafa Bey'in Havza'daki imaretinin vakfına mütevelli oldu; 1099'da [1687-88] Amasya'daki Yörgüç Paşa vakfının da mütevelliliğini aldı, ayan meclisine girdi ve 1123'te [1711-12] öldü. Havza vakfının iki buçuk yüzyıl sonra hâlâ banisinin soyundan biri tarafından yönetilmesi, ailenin vakıf düzenini ne kadar sıkı koruduğunu gösterir. Aynı yıllarda Mustafa Bey bin Mehmed Bey'in oğlu Osman Bey 1114'te [1702-03], Mustafa Bey'in oğlu Hasan Bey 1118'de [1706-07] mütevelli ve ayan meclisi üyesi olarak öldüler.

XVIII. Yüzyılda Ayan Ailesi

XVIII. yüzyılda ailenin üyeleri adlarının başında "es-Seyyid" ve "el-Hâc" unvanlarıyla görünür ve Amasya'nın hâciyân ve ayan meclislerinde yer alır. Hüsameddin bu seyyidlik unvanının nereden geldiğini açıklamaz; aynı dönemde sâdât ayanının şehrin büyük vakıflarının tevliyetlerine el uzattığından da söz eder. Tevliyet artık birkaç amcazadenin ortak yürüttüğü bir göreve dönüşmüştür. Yörgüçoğlu Hacı Ömer Bey bin Mustafa Bey 1141'de [1728-29] ölünce oğlu Hacı Ahmed Bey ile amcazadeleri Hacı Mustafa Bey bin Osman Bey ve Mehmed Bey bin Mehmed Bey vakfa ortak mütevelli oldular. Ahmed Bey hâciyân ve ayan meclislerine üye ve bir kez hacıbaşı oldu, 1162'den [1748-49] sonra öldü. Kitapta aynı adı ve unvanı taşıyan ikinci bir Ahmed Bey, el-Hâc Ömer Bey bin el-Hâc Osman Bey'in oğludur; kardeşi Ali Bey'le birlikte mütevelli oldu ve 1197 [1782-83] başlarında öldü.

Bu ikinci Ahmed Bey'in oğlu Hasan Bey, yüzyılın sonunda ailenin şehirdeki en yüksek mevkiine ulaştı. 1197'de babasının yerine mütevelli oldu, ayan meclisine girdi, bir kez hacıbaşı oldu ve 1212 muharreminde [Haziran 1797] baş ayan ve "muhtâr-ı belde" seçildi. 10 Şevval 1216'da [Şubat 1802] öldü; vakfın tevliyeti o tarihte ortağı Yörgüçoğlu Abdullah Bey'e tek başına verildi. Osman Bey kolundan "Oğul Bey" lakaplı Hâfız es-Seyyid el-Hâc Mustafa Bey'in oğlu Osman Bey "Oğul Beyzâde" diye tanındı; babasının ölümünde vakfa mütevelli oldu, birkaç kez hâciyân ve ayan meclislerine girdi, hacıbaşı ve baş ayan oldu ve 1217'de [1802-03] öldü. 1150'de [1737] hacıbaşı seçilen Yörgüçoğlu Hacı Hâfız Mustafa Bey'in bu Oğul Bey olması muhtemeldir; ancak bu bir çıkarımdır.

XIX. Yüzyıl ve Sonrası

XIX. yüzyılda aile ilmiye ve askerlik yoluyla da görünür. Seyyid Hüseyin Bey bin Ahmed Bey'in oğlu Emîn Mehmed Efendi Amasya'da okuduktan sonra İstanbul'da imtihanla kadılık yoluna girdi, bazı devlet adamlarına kethüdalık ederken müderris oldu, 1229 recebinde [Haziran-Temmuz 1814] Süleymaniye Dârülhadisi müderrisliğinden Halep mollalığına geçti ve 1234'te [1818-19] öldü. Hasan Bey'in oğlu Hüseyin Bey 1223'te [1808-09] vakfa mütevelli, 1231'de ayan meclisi üyesi oldu ve 1236 şabanında [Mayıs-Haziran 1821] öldü.

Ailenin kitapta izlenebilen son kuşağı, Tanzimat dönemi Amasya'sının idari kurumlarına uzanır. Eski Amasya mütesellimi ve kapıcıbaşı es-Seyyid el-Hâc Osman Bey'in oğlu Hüseyin Bey 1238'de [1822-23] doğdu. Devletin eşrafzadelerden subay yetiştirmeye çalıştığı yıllarda 1256'da [1840-41] askere yazıldı, birkaç ay talimden sonra yüzbaşı, 1258'de binbaşı oldu. Taburu başka yere nakledilince 1263'te askerlikten ayrıldı. 1285'te [1868-69] kardeşi Ali Bey'le birlikte Yörgüç Paşa vakfına mütevelli oldu, 1291'de [1874-75] Amasya belediye reisi, 1293'te idare meclisi üyesi oldu ve 1295 cemaziyelâhirinde [Haziran 1878] öldü. Oğlu Hasan Hüsnü Bey de 1318'de [1900-01] mütevelli olmuştur. Hüsameddin'in bu bilgisi, Yörgüç Paşa'nın 840'ta kurduğu vakfın yazarın kendi zamanında da paşanın soyundan biri tarafından yönetildiğini gösterir.

Yapılar, Vakıflar ve Mahalle

Ailenin Amasya'daki merkezi, Yeşilırmak'ın güney kıyısında, bugünkü Gökmedrese Mahallesi'ndeki Yörgüç Paşa Camii'dir. Kapı kitabesine göre cami Atabeg Yörgüç Paşa tarafından 834'te [1430] yaptırılmıştır; Hüsameddin de paşanın başlattığı cami, medrese ve imaretin bu yıl tamamlandığını ve büyük bir törenle açıldığını yazar. Emine Naza Dönmez yapıyı tabhaneli, zaviyeli camiler grubuna koyar; giriş eyvanının yanındaki kapalı bölümün günümüze ulaşmayan medresenin dershanesi olduğu düşünülür, eyvanın öbür yanında ise üç yönden mermer korkuluklarla çevrili, dışarıya açık türbe bulunur. Türbede paşa ve ailesine ait dört mermer sanduka vardır. Hüsameddin bu türbede paşanın, oğlu Yûnus Bey'in ve kızı Hundi Hatun'un yattığını söyler. Yazar ayrıca vakfiyeye dayanarak caminin içindeki ve önündeki taş hücrelerin aslında medrese olarak yapıldığını aktarır; mütevelli Mustafa Bey'in 1044'te avluya eklediği ahşap medrese de 1271 [1854-55] dolaylarında yıkılıp bahçeye dönmüştür. Kitapta Yörgüç Paşa müderrislerinden pek çoğunun sonradan Amasya müftüsü olduğu görülür; bu medresenin şehrin ilmiye basamakları arasında saygın bir yeri olduğu buradan çıkarılabilir, ancak bu bir çıkarımdır.

Paşanın vakfı şehrin dışına da yayılıyordu. Başar'a göre vakfiyelerden ve tahrir defterlerinden Amasya'da bir cami, medrese, imaret ve iki hamam, Tokat'ta bir hamam ve han, Gümüş'te bir cami, Havza'da bir imaret, Kavak'ta bir cami ve İskilip'te bir hamam yaptırdığı anlaşılır; Amasya, Gümüş, Kavak ve Köprü'deki camilerle Tokat'taki hamam günümüze ulaşmıştır. Hüsameddin Köprü'deki "Orta Cami" denen yapının Yörgüç Paşa Camii olduğunu ve 834 tarihli vakfiyede "Kedeğra şehri yakınındaki Köprü köyünde" kayıtlı bulunduğunu, Gümüş'te paşanın 833'te yaptırdığı büyük caminin sonradan Rüstem Paşa tarafından yenilendiğini ve "Çinili Cami" adını aldığını yazar. Keskin'in hesabına göre aile, imaret, zaviye ve medreselerine gelir sağlamak için Amasya çevresinde dört han, bir bedesten, birçok dükkân, altı değirmen ve on bir hamam yaptırmıştır; bunların paşaya düşen kısmı Amasya'da bir han, on yedi dükkân ve bir hamam, Tokat'ta bir han ve hamam, Gümüş ve İskilip'te birer hamamdır.

Havza'daki imaret, ailenin ikinci büyük vakfıdır. Yapının doğuya bakan kapısında, mermer üzerine celî sülüsle yazılmış kitabe şöyle der:

Büyük sultan ve ulu hakan, fethin babası, Osmanoğlu diye tanınan Mehmed Han oğlu Sultan Murad'ın devleti günlerinde, kıymetli vezir, dinin ve milletin büyüğü Atabek Yörgüç Paşa'nın oğlu büyük emir Mustafa Bey, yoksullara ve düşkünlere ait bu mübarek imaretin yapılmasını emretti ve onu hicretin 833 yılında kurdu.

Bayraktar, Ahmet Şimşirgil'e dayanarak imaretin tahrir defterlerinde zengin vakıfları bulunduğunu, Mehmet Öz'ün araştırmasından da imarete Vezirköprü yöresinden gelir sağlandığını aktarır. Kubbeleri bir depremde yıkılıp düz bir örtüyle yenilenen yapı 1982'den beri aşevi olarak kullanılmaktadır. Aynı tez, Hüsameddin'e dayanarak Havza'daki Yörgüç Paşa Camii'nin 925'te [1519] Karaman beylerbeyi Şâdi Paşa tarafından yenilendiğini kaydeder; Mustafa Bey'in 840 tarihli vakfiyesi ise bu camiden söz etmez. Amasya'da Mustafa Bey'in 840'ta Mehmed Paşa Camii'nin batısına yaptırdığı hamam, kitapta semtin başlıca işaretlerinden biri olarak anılır.

Yörgüç Paşa vakfının belgeleri de kitabın çeşitli yerlerine dağılmıştır. Hüsameddin vakfiyenin 870'te [1465-66] Divan-ı Hümayun'a gönderildiğini ve Edirne kadısı Sirâceddin bin Sa'deddin Ali tarafından tasdik edildiğini vakıf idaresindeki kayıtlarda gördüğünü yazar. Vakfiyede bugünkü Akbilek bağlarının "Hekim Bahçesi" diye geçtiği, paşanın burayı Çelebi Mehmed ve Şehzade Murad'ın hekimbaşısının oğlu Alâeddin Ali Çelebi'den alıp 840'ta vakfettiği de bu kayıtlardandır. Paşanın eşi Şâhbulâ Hatun'un Sofîzâde Mahallesi'ndeki mescidin yanına yaptırdığı mektep ve çeşme de aile vakıflarının şehir içindeki küçük ama uzun ömürlü bir parçasıydı; Hüsameddin mektebin kendi zamanında harap durumda bir sıbyan mektebi olarak ayakta olduğunu söyler, yapım yılını ise bir yerde 841, başka bir yerde 843 olarak verir. Yazarın biyografi bölümü aynı adı taşıyan iki hatunu ayırmakta zorlanır: Sofular Mahallesi'ndeki mescit ve mektep bir maddede Çelebi Mehmed'in eşi Şâhbulâ Hatun'a, paşanın eşi Emine Şâhbulâ Hatun'un mektebi ise başka bir maddede Şamice Mahallesi'ne bağlanır.

Soy Ağacı

Aşağıdaki ağaç yalnız Hüsameddin'in verdiği baba-oğul bağlarından kurulmuştur. Kitabın birbirini tutmayan zincirleri ayrıca işaretlenmiştir; aynı adı taşıyan farklı kişiler ve kuşak aralarında kopukluklar bulunduğu için ağaç ailenin tamamını göstermez.

  • Muînüddin Abdullah (Abdî Bey), Atabeg vakfı mütevellisi, ö. 804 [1402]
    • Şücâeddin İlyas Bey
    • Hayreddin Hızır Paşa (Hızır Paşazâdeler kolunun atası)
    • Celâleddin Yörgüç Paşa, ö. 845 [1442]
      • Hızır Bey, ö. Varna 847/848 [1444]
        • Süleyman Paşa, ö. 896 [1490-91]
        • Umûr Bey, ö. 878 [1473]
        • Hasan Bey, ö. 894 [1489] civarı
      • Mustafa Bey, Havza imaretinin banisi
      • Yûnus Bey, ö. 842 [1438-39]
        • Oruç Bey, ö. 893 [1488]
      • Abdî Bey, ö. Varna 847 (kitabın bir rivayetine göre)
        • Üveys Bey, ö. 890 [1485] civarı
        • Süleyman Bey, ö. 900 [1494-95] civarı
        • el-Hâc Yûsuf Bey → Abdullah Bey → İskender Bey (Ahmed Paşa maddesindeki zincir)
      • Ali Bey
        • Abdullah (Abdî) Bey (İskender Bey maddesindeki zincir)
          • İskender Bey, ö. Çaldıran 920 [1514]
            • Hürrem Paşa, ö. 933 [1526-27]
            • Ahmed Paşa, ö. 959 [1552] → Yûsuf Bey → Ahmed Bey, ö. 1055 [1645-46]
          • İshak Bey, ö. Çaldıran 920
          • Enîs Bey, ö. Çaldıran 920
        • Hasan Bey, ö. 893 [1488]
          • Hüseyin Bey, Yemen valisi, ö. 932 [1525-26]
          • el-Hâc Ali Bey → Hasan Bey, ö. 947 [1540-41] → Mehmed Bey → Hasan Paşa, ö. 983 [1575-76]
      • İsa Bey
        • Hüseyin Bey, ö. 902 [1496-97] civarı
        • Ali Bey → Hüseyin Bey, ö. 907 [1501-02] civarı
      • Hundi Hatun ve Sitti Hatun
  • XVII. yüzyıl mütevellileri (Yörgüç Paşa'ya bağlanan ara kuşakları verilmez)
    • Mütevelli Mehmed Bey
      • Hasan Paşa, ö. 1045 [1635-36]
      • Hakalacı Mustafa Bey → Hüseyin Bey, ö. 1073 [1662-63]
      • Osman Bey, ö. 1051 [1641-42] sonrası
      • Hasan Bey, ö. 1069 [1658-59]
    • Mustafa Bey bin Ali Bey → Süleyman Bey, ö. 1123 [1711-12]
  • XVIII.-XIX. yüzyıl kolu
    • el-Hâc Osman Bey → el-Hâc Ömer Bey → es-Seyyid el-Hâc Ahmed Bey, ö. 1197 [1782-83]
      • es-Seyyid el-Hâc Hasan Bey, ö. 1216 [1802]
        • Hüseyin Bey, ö. 1236 [1821]
        • Osman Bey → Hüseyin Bey, ö. 1295 [1878] → Hasan Hüsnü Bey
      • Hüseyin Bey → Emîn Mehmed Efendi, ö. 1234 [1818-19]
    • Osman Bey → Hâfız Mustafa Bey (Oğul Bey) → Osman Bey (Oğul Beyzâde), ö. 1217 [1802-03]

Hüsameddin'de Aile Üyeleri

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar