Hâbilzâdeler, Amasya'nın en eski ve en uzun ömürlü ailelerinden biridir. Hüsameddin'e göre soy, Selçuklu devrinde Amasya ümerâsından Güdül Bey'e çıkar; adını XIII. yüzyılın ortasında emîrü's-sevâhil olan Şücâeddîn Hâbil Bey'den, Osmanlı devrindeki nisbesini ise XIV. yüzyılın sonunda Amasya ricâli arasında görünen torunu Celâleddîn Hâbil Bey'den alır. Bu soydan Eretnalılar devrinde Sivas'ı yöneten Emîr Şeyh İzzeddîn Hasan Bey, 742 [1341-42] yılında Amasya'yı alıp altı yıl müstakil bir emirlik süren Tuli Han ve Tokat'ta zaviyesiyle tanınan Ahî Dayı İbrâhim Bey çıkmıştır. Osmanlı döneminde aile kılıç ehlinden kalem ehline geçmiş; II. Bayezid zamanında Rumeli kadılkudâtlığına yükselen Seydî Ali Çelebi'nin oğulları "Seydî Alizâde" adıyla kadılık, defterdarlık ve şehir kethüdâlığı yapmış, Pirinççi Mahallesi'ndeki darülhadis bu kolun eseri olmuştur.
Kitapta "Hâbilzâde" adını taşıyan herkes bu soydan değildir. XVII. yüzyılın ortasında Amasya müftüsü olan vâiz Hâbilzâde Mehmed Efendi'nin hattat ve kurrâ oğulları ile XVI. yüzyılın sonunda "Âdemoğulları" diye anılan Âdem Bey'in evi de aynı adla kaydedilmiştir; her ikisinin Güdül Bey soyuna bağlandığını gösteren bir bilgi yoktur. Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nde bu üç eve ait otuz madde vardır; bunlara vekayi bölümlerinde ve başka kişilerin maddelerinde geçen onlarca kayıt eklenir. Kayıtlar XIII. yüzyılın ortasından XIX. yüzyılın başına kadar uzanır ve Amasya'da altı yüzyıl boyunca aynı adı taşıyan bir sülâlenin izini sürmeye imkân verir. Maddelerin çoğu kısadır, bazıları birbirini tutmaz; yine de baba adları zincir hâlinde verildiği için ana kol on yedi kuşak boyunca kurulabilmektedir.
Adı ve Kökeni
Hüsameddin ailenin kökünü Selçuklu Sultanı I. Mes'ûd'un kız tarafından torunu sayılan Türkânşâh'a ve onun babası Emîr Şehâbeddevle Güdül Bey'e bağlar. Türkânşâh'ın oğlu Tuli Bey, Amasya'yı yöneten Şehzade Celâleddîn Sencer Şah'ın atabegi idi ve 613 [1216-17] yılında öldü. Tuli Bey'in iki oğlundan Mübârizeddîn Halîfe Alp'in soyuna "Halfet Gâzioğulları", Bedreddîn İbrâhim Bey'in oğlu Hâbil Bey'in soyuna "Hâbiloğulları" denmiştir. Hüsameddin bu iki büyük sülâleden "hayli ricâl-i ilmiyye ve seyfiyye" yetiştiğini yazar. İbrâhim Bey, Alâeddîn Keykubâd devrinde kardeşiyle birlikte melikü'l-ümerâ olmuş ve 637 [1239-40] yılında Baba İshak savaşında ölmüştür.
Aile adında iki ayrı Hâbil vardır ve bunları karıştırmamak gerekir. Birincisi İbrâhim Bey'in oğlu emîrü's-sevâhil Şücâeddîn Hâbil Bey'dir; Moğol nüfuzu altındaki Selçuklu devletinde 653 [1255-56] yılında kıyılar emirliğine getirildiği, 655 [1257-58] yılında genç Sultan Alâeddîn Keykubâd'ın yanında Mugan'a giden heyette bulunduğu vekayi bölümünde anlatılır. Bu Hâbil'in oğlu İzzeddîn Hasan Bey ve torunu Tuli Han döneminde aile "Hâbiloğlu" diye anıldı. İkincisi, Tuli Han'ın torunu Celâleddîn Hâbil Bey'dir; 798 [1395-96] yılında Amasya ricâli arasında görünür. Osmanlı devrinde maddelerin başlığına giren "Hâbilzâde" nisbesi bu ikinci Hâbil'in oğulları Hasan, Sa'îd ve Abdülhalîm Beylerden itibaren kullanılmıştır. Hüsameddin, Tuli Han maddesinde "Amasya'da Hâbilzâde Sülâlesi meşhûrdur" der ve soyun kendi zamanına kadar yaşadığını ekler.
Celâleddîn Hâbil Bey'in torunlarından türeyen kollar, Hüsameddin'in sayımıyla "Hâbilzâde, Seydî Alizâde, İskenderzâde ve Şa'bânzâde" kollarıdır. Seydî Alizâde adı Rumeli kadılkudâtı Seydî Ali Çelebi'den, İskenderzâde adı onun torunu defterdar İskender Çelebi'den, Şa'bânzâde adı ise XVII. yüzyılın başında mütesellim kâimmakamı olan Şa'bân Ağa'dan gelir. Kitapta bu kolların üyeleri kimi zaman "Seydîzâde", kimi zaman "Seydî Alîzâde" diye yazılmıştır. Hüsameddin ayrıca "Kadızâdeler de bunlardan bir kol olacakdır" der; bu bir tahmindir ve kitapta delili verilmez.
Aynı adlar başka ailelerde de geçtiği için bazı ayrımlar yapmak gerekir. Kanuni devrinde iki kez Rumeli kazaskeri olan ve "Kızıl Molla" diye tanınan Seydî Alizâde Abdurrahman Efendi (ö. 983 [1575-76]), Amasya müftüsü Beyzâde Seydî Ali Efendi bin Ahmed Çelebi'nin oğludur ve bu soydan değildir. Habîb-i Karamânî'nin halifesi Şeyh Seydî Ali Çelebi ile oğlu Habîb Efendi, Taşanoğullarından Seydîzâde Arslan Bey, Merzifonlu Seydîzâde Eyyûb Ağalar ve Köprülü Şa'bânzâde Hüseyin ve Sa'deddîn Efendiler de ayrı ailelerdir. Amasya a'yânından Şa'bânzâde Abdürrezzâk Efendi'nin (ö. 1212 [1797-98]) bu Şa'bânzâdelerle bağı kitapta kurulmadığı için yazıya alınmamıştır.
Müftü Hâbilzâde Mehmed Efendi'nin ailesi ise ayrı tutulmalıdır. Hüsameddin onun babasını ve dedesini vermez. Mehmed Efendi'nin yaşadığı yıllarda Amasya'da başka "Hâbil"ler de vardı: Seydî Alizâde Ahmed Çelebi'nin oğlu Hâbil Çelebi, 1030 [1620-21] yılında Budin kadısı olan Hâbilzâde Hâbil Efendi ve Âdem Bey'in oğlu Hâbil Bey. Müftünün bunlardan birinin oğlu olması mümkündür, ama bu bir çıkarımdır ve belgesi yoktur. Âdem Bey'in evi için de durum aynıdır: Hüsameddin bu aileyi "Âdemoğulları" diye adlandırır, Hâbil Bey'in oğlu Mûsâ Bey'i "Hâbilbeyzâde" diye anar, fakat Güdül Bey soyuyla bir ilişki kurmaz.
Kuşaklar Boyunca Aile
Emîr Şeyh İzzeddîn Hasan Bey ve Süli Paşa Hatun
Şücâeddîn Hâbil Bey'in oğlu İzzeddîn Hasan Bey, babasının ölümünden sonra zeamet sahibi olarak Selçuklu Sultanı II. Mes'ûd'un hizmetine girdi. Sultanın tahttan indirildiği yıllarda Amasya'da subaşı idi; vekayi bölümünde 685 [1286-87] civarında "Hâbiloğlu İzzeddîn Hasan Bey Amasya'da subaşı" diye geçer. Mes'ûd'un yeniden tahta çıkışında Amasya candarı oldu. 708 [1308-09] yılında sultanın ölümü üzerine bağımsızlık ilan eden Amasya emiri Alakuşoğlu Şemseddîn Ahmed Bey'in muhaliflerine katıldı. Emirler 712 [1312-13] yılının zilkadesinde Ahmed Bey'in konağını sardılar ve onu öldürdüler; ardından Mes'ûd'un şehzadesi Tâceddîn Altunbaş'ı Amasya Simresi'nde tahta oturttular.
Bu olaylardan sonra Hasan Bey Sivas valisi oldu ve "Emîr Şeyh" lakabıyla anıldı. Hüsameddin onun 716 [1316-17] yılına kadar Sivas emiri kaldığını, Anadolu nâzırı İşboğa Noyin'in tayin ettiği beyler arasında bulunduğunu yazar. 717 [1317-18] yılında Sivas eyaleti Çobanoğlu Timurtaş'a verilince vilayeti ona teslim edip ümerâsı arasına girdi. Timurtaş devrinde vezir ve müsteşar mertebesinde nüfuz kazandı ve 727 [1326-27] yılından sonra öldü. Hüsameddin onu "âlim, âdil, müdebbir bir emîr-i nâfizü'l-kelim" diye niteler.
Hasan Bey'in mevkiini koruması için attığı en önemli adım, kızını Timurtaş'ın güvendiği adamı Eretna Bey'le evlendirmesi oldu. Süli Paşa Hatun diye anılan bu kızın nikâhı Sivas'ta kıyıldı. Eretna sonradan Sivas, Kayseri, Amasya ve Tokat'a hükmeden bir sultan oldu ve 753 [1352] yılı muharreminde Kayseri'de öldü. Hüsameddin Eretna'nın oğlu Nâsıreddîn Mehmed Bey'i Tuli Han'ın kız kardeşinin oğlu, yani Süli Paşa'nın oğlu sayar. Eretnaoğulları üzerine yapılan çağdaş araştırma ise Mehmed Bey'in annesinin İsfahan Şah Hatun olduğunu yazar; Hüsameddin'in bilgisi bu noktada doğrulanmamıştır.
Tuli Han ve Amasya Emirliği
İzzeddîn Hasan Bey'in oğlu Zeyneddîn Tuli Bey, babası Amasya'da subaşı iken doğdu ve "Hâbiloğlu" diye tanındı. Timurtaş'ın Sivas valiliği sırasında itibar kazandı, eniştesi Eretna'nın Sivas emirliğinde emîrü's-sevâhil, yani Canik ve Karadeniz kıyılarının kumandanı oldu. Bu sıfatla Eretna'ya karşı gelen Samsun emirini 739 [1338-39] civarında baskınla yenip Amasya'ya çekilmeye mecbur etti. Moğol kumandanı Iranc Noyin'in Amasya havalisine yaptığı yağmalara karşı da Niksar emiri Toganşah Bey'le birlikte direnen beyler arasında sayılır.
741 [1340-41] yılında Niksar emiri Sirâceddîn Doğan Şah'ın Amasya'yı ele geçirmesine öfkelenen Tuli Bey, bütün kuvvetiyle yürüyüp 742 yılının başında şehri aldı ve Doğan Şah'ı kaçırdı. Hüsameddin, Ali Emîrî Efendi'nin elinde gördüğü bir risaledeki "Feth-i Amasya der-dest-i Veled-i Hâbil sene 742" kaydını aktarır. Fatihin Tuli Bey olduğunu ise torunu Kemâleddîn Kâmil Bey'in 791 [1388-89] tarihli vakfiyesindeki soy kaydından çıkarır. Böylece Canik, Amasya ve Çorum sancaklarından oluşan müstakil bir emirlik kuruldu. Tuli Bey kendine "Sultan Tuli Han" dedirtti ve başlangıçta ne Çobanoğlu Şeyh Hasan'ı ne de eniştesi Eretna'yı tanıdı.
Çobanoğlu Küçük Şeyh Hasan'ın Eretna'ya saldıracağı anlaşılınca Tuli Han eniştesinin yanında yer aldı. 744 yılının cemaziyelahirinde [Ekim 1343] Sivas ile Erzincan arasında yapılan ve Hüsameddin'in "Egribük", çağdaş araştırmanın Karanbük diye adlandırdığı savaşta Eretna kesin bir zafer kazandı. Hüsameddin, Amasya valisi Tuli Bey'in bu savaşta Kayseri emiri Kutlu Şah'tan daha çok çalıştığını ve zaferin sebeplerinden biri olduğunu yazar. Zaferden sonra Eretna, Tokat emiri Mühezzebeddîn Ulu Bey'i kaldırıp Tokat'ı da Tuli Han'a verdi. Tuli Han Amasya'da oturdu, Tokat'a oğlu Tâceddîn İbrâhim Bey'i emir olarak gönderdi.
Eretna bu güçlü beyi kendine daha sıkı bağlamak için Tuli Han'ın kızını oğlu Nâsıreddîn Mehmed Bey'e aldı. Tuli Han'ın bir başka kızı da Kutlu Şah'ın oğlu Şihâbeddîn Ahmed Şah ile evlendi. Bu evlilikten doğan Şücâeddîn Tuli Bey, Hacı Şâdgeldi Paşa'nın ölümünden sonra Amasya emirliğine el atmaya kalkmış, başaramayınca Mısır'a kaçarak Memlûk emirleri arasına girmişti. Tuli Han ise Amasya'da altı yıl kadar müstakil emir olarak kaldıktan sonra 747 [1346-47] dolaylarında öldü. Hüsameddin onu "gâyet şecî, müdebbir, mutedil, şanlı bir emîr" diye anar.
Ahî Dayı İbrâhim Bey ve Oğulları
Tuli Han'ın oğlu Tâceddîn İbrâhim Bey, babasının emirliği sırasında Tokat emiri oldu ve bu göreve birkaç kez getirildi. Eretnaoğlu Mehmed Bey'in kayınbiraderi, onun oğlu Alâeddîn Ali Bey'in de dayısı olduğu için kendisine "Ahî Dayı" ya da "Ahî Tayı" dendi. Tokat'ta yıllarca oturdu ve orada adıyla anılan bir zaviye yaptırdı. Eretnaoğlu Ali Bey'in emirliği sırasında, yani 767-782 [1365-1380] arasında öldü.
İbrâhim Bey'in oğulları Kemâleddîn Kâmil Bey ile Celâleddîn Hâbil Bey zaviyenin vakfiyesini düzenlettiler. Hüsameddin'in Tuli Han'ın fatih olduğunu ispat için kullandığı 791 tarihli vakfiye budur. Kardeşlerin yolları burada ayrıldı: Kâmil Bey'in oğulları Tokat'ta kaldı, Hâbil Bey'in oğulları Hasan ve Abdülhalîm Beyler Amasya'ya yerleşti. Amasya'daki Hâbilzâdelerin hepsi Celâleddîn Hâbil Bey'in bu oğullarından gelir.
Hasan Bey, Sa'îd Bey ve Abdülhalîm Bey
Celâleddîn Hâbil Bey'in büyük oğlu Hasan Bey'e, büyük dedesine benzetilerek "Emîr İzzeddîn Hasan Bey" dendi. Yıldırım Bayezid ile Çelebi Mehmed'in hizmetinde bulundu ve 811 [1408-09] dolaylarında öldü. Hüsameddin onu ümerânın meşhurlarından sayar. Oğulları olarak el-Hâc Receb ve Şa'bân Çelebileri, kardeşi olarak Abdülhalîm Bey'i gösterir.
Sa'îd Bey, babasından kendisine düşen Keçilü köyündeki çiftlikte oturdu. 812 [1409-10] yılında düzenlenen Şeyh Şâdî vakfiyesinin altında şahit olarak adı geçer. Çelebi Mehmed zamanında pek çok savaşa katıldı ve ümerâdan sayıldı. Oğlu Tosun Bey'dir. Hasan ve Sa'îd Beylerin maddeleri birbirinin kardeşi olarak Abdülhalîm Bey'i anar; ancak İbrâhim Bey maddesi Celâleddîn Hâbil'in oğulları olarak yalnız Hasan ve Abdülhalîm'i sayar ve Sa'îd'i anmaz. Abdülhalîm Bey hakkında kitapta başka bilgi yoktur.
Receb Çelebi ve İki İlyâs Çelebi
Hasan Bey'in oğulları XV. yüzyılın ortasında kılıç yerine emanet ve a'yânlık görevleriyle görünür. Hâbilzâde el-Hâc Receb Çelebi ümenânın meşhurlarındandı ve 847 [1443-44] yılından sonra öldü; kardeşi Resûl Çelebi aynı yıl Amasya a'yânı arasında kaydedilmiştir. Receb Çelebi'nin oğlu el-Hâc İlyâs Çelebi de Amasya a'yânından olup 870 [1465-66] dolaylarında öldü. Hüsameddin aynı maddede onun amcası olarak bir başka el-Hâc İlyâs Çelebi'den, Hasan Çelebi'nin oğlundan söz eder ve onun 858 [1454] dolaylarında öldüğünü yazar. Aynı adı taşıyan amca ile yeğenin varlığı, sonraki maddelerde hangi İlyâs'ın kastedildiğini her zaman belli etmez.
Şa'bân Çelebi'nin konumu da kitapta tutarsızdır. Hasan Bey maddesi onu Hasan Bey'in oğlu, yani Receb Çelebi'nin kardeşi olarak verir. Kendi maddesinde ise Receb Çelebi'nin oğlu, dolayısıyla İlyâs Çelebi'nin kardeşi olarak görünür. Şa'bân Çelebi, II. Bayezid'in şehzadeliğinde Amasya valisi bulunduğu yıllarda ümenâdan ve divan hâcegânından idi ve 890 [1485-86] yılından sonra öldü. Şehzade Bayezid'in Amasya valiliği 1481'e kadar sürdüğüne göre ikinci rivayet kronolojiye daha uygun düşer; bu bir çıkarımdır.
Sinâneddîn Yûsuf Çelebi ve Pîr Velî Bey
El-Hâc İlyâs Çelebi'nin oğullarından Sinâneddîn Yûsuf Çelebi ilim yolunu tuttu. Okuduktan sonra bir süre ders verdi, sonra naiplik yaptı ve 881 [1476-77] yılında Amasya kassâmı oldu. Ardından kadılık mesleğine geçip çeşitli şehirlerde görev yaptı ve 906 [1500-01] yılından sonra öldü. Hüsameddin onu büyük kadılardan sayar. Maddesi babasını yalnız "el-Hâc İlyâs Çelebi" diye anar ve hangi İlyâs olduğunu belirtmez.
Kardeşi Pîr Velî Bey ise zeamet sahibi bir sipahiydi ve pek çok savaşa katıldı. 917 [1511] yılında Sadrazam Hadım Ali Paşa'nın maiyetinde Celâlî eşkıyasına, yani Şahkulu isyanına karşı yapılan savaşta öldü. Sivas ile Kayseri arasındaki Gökçay'da yapılan çarpışmada Şahkulu öldürülmüş, onun askerlerince kuşatılan Ali Paşa da 2 Temmuz 1511'de bir okla can vermişti. Pîr Velî Bey'in oğlu Şa'bân Bey, torunu Receb Çelebi'dir.
Hüsameddin'in başka bir yerde andığı "Hâbilzâde Receb Efendi bin Şa'bân Çelebi" bu torun olabilir. Kadılık mesleğinde bulunan bu Receb Efendi 990 [1582-83] dolaylarında ölmüş, oğullarından Hâbil Efendi mevâlî rütbesine, Şa'bân Paşa ise beylerbeyiliğe yükselmiştir. 1030 [1620-21] yılında Budin kadısı olan "Amasyalı Hâbilzâde Hâbil Efendi" de büyük ihtimalle bu Hâbil Efendi'dir. Bu iki eşleştirme çıkarımdır.
Seydî Ali Çelebi
Ailenin en parlak âlimi el-Hâc İlyâs Çelebi'nin oğlu Alâeddîn Seydî Ali Çelebi'dir. Amasya'da Mevlânâ Şemseddîn Ahmed Cündî'den ve Şehzade Bayezid'in hocası Mevlânâ Salâhaddîn Mûsâ Çelebi'den okudu. 878 [1473-74] yılında müderris, 893 [1487-88] yılında kadı oldu. 896 [1490-91] yılında İstanbul'a giderek II. Bayezid'in teveccühünü kazandı; Sofya kadılığından sonra Rumeli kadılkudâtı oldu ve bu görevde iken 910 [1504-05] dolaylarında öldü. Hüsameddin onu "meşâhîr-i kudâttan âlim, kâmil, muhibb-i sûfiyye" diye tanıtır.
Seydî Ali Çelebi'nin oğulları Ya'kûb, Osman ve Hızır Çelebiler "Seydî Alizâde" diye anıldı. Ya'kûb Çelebi Edirne mollası oldu ve İmamzâde'nin ilmihal ve ahlâk kitabı Şir'atü'l-İslâm'a yazdığı şerhle tanındı. Bu şerh Mefâtîhu'l-cinân ve mesâbîhu'l-cenân adıyla İstanbul'da birkaç kez basılmış ve Türkçeye çevrilmiştir. Kitabın yazarı çağdaş kaynaklarda "Seyyid Alizâde diye de anılan Ya'kûb b. Seyyid Ali er-Rûmî el-Bursevî" olarak geçer; Bursalı nisbesi Hüsameddin'in onu Amasyalı bir babanın oğlu saymasıyla çelişir gibi görünse de Bursa'da yaşamış olmasından gelebilir. Hüsameddin, Ya'kûb Çelebi'nin evlâdının İstanbul'da kaldığını, öbür kardeşlerin soyunun ise Amasya'da çoğaldığını yazar.
Osman Çelebi ve Darülhadis Kolu
El-Hâc Osman Çelebi, Amasya ve İstanbul âlimlerinden, özellikle Kemalpaşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi'den okuyarak mülâzım oldu. Müderrislik ve kadılık yaptıktan sonra Kastamonu kadılığından ayrıldığı sırada, 944 [1537-38] yılında Amasya kadısı oldu. Şehzade Mustafa Amasya valisi olarak gelince 947 [1540-41] yılında emekliye ayrıldı. Pirinççi Mahallesi'nde bir darülhadis yaptırıp mülk ve arazisini bu medreseye vakfetti ve 952 [1545-46] dolaylarında öldü. Hüsameddin onu ilmî ve ahlâkî faziletleriyle tanınmış, cömert bir zat olarak anar.
Osman Çelebi'nin oğullarından Hasan Çelebi bir süre ders okuttu, sonra Anadolu kazaskeri Muhaşşî Sinan Efendi'nin desteğiyle büyük kadılara karıştı ve 965 [1557-58] yılından sonra öldü. Öteki oğlu el-Hâc Ahmed Çelebi babasının darülhadisinde müderris ve vakfın mütevellisi oldu, ardından kadılık yaptı. 981 [1573-74] yılında darülhadisin vakıflarını genişletti. Kızı Ayşe Hatun da vakfın mütevellisi oldu ve darülhadis 1011 [1602-03] yangınında yanınca onu 1018 [1609-10] yılında yeniden yaptırdı. Tevliyeti oğlu Şa'bân Ağa'ya ve onun soyuna bıraktı. Böylece Osman Çelebi'nin vakfı kızının oğlu yoluyla yeni bir kuşağa geçmiş oldu.
Hızır Çelebi ve İskender Çelebi
Seydî Ali Çelebi'nin üçüncü oğlu el-Hâc Hızır Çelebi Amasya'da okudu, ders verdi ve Yörgüç Paşa Medresesi müderrisi oldu. Sonra kadılık mesleğine girip önemli şehirlerde görev yaptı ve 938 [1531-32] yılında öldü. Oğulları Ali ve İskender Çelebilerdir.
İskender Çelebi ailenin yönünü ilimden maliyeye çevirdi. Amasya valisi Şehzade Mustafa'ya intisap ederek onun defterdarı oldu. 960 [1552-53] yılının şevvalinde şehzadenin öldürülmesinden sonra Sivas defterdarlığına, ardından Amasya darphanesi eminliğine getirildi ve bu görevde uzun süre kaldı. Hesap işlerinde mahir bir adamdı ve 986 [1578-79] yılında öldü. Oğulları Ahmed, Şa'bân, Pîr Velî, İsfendiyâr ve Ya'kûb Çelebilerdir. Ailenin "İskenderzâde" diye anılan kolu bu oğullardan gelir.
İskender Çelebi'nin Oğulları ve Torunları
Büyük oğul el-Hâc Ahmed Çelebi Amasya a'yânının meşhurlarındandı ve birkaç kez şehir kethüdâlığı yaptı; 1004 [1595-96] dolaylarında öldü. Oğulları Yahyâ, Şa'bân ve Hâbil Çelebilerdir. İsfendiyâr Çelebi babasının ölümünde büyük bir zeametle ödüllendirildi, darphane emini ve mukataa emini oldu. 1016 [1607-08] yılında onarılan Amasya'daki Kızlar Sarayı'nın muhafızı olarak yıllarca orada oturdu. Pîr Velî Çelebi de Amasya a'yânındandı ve 1031 [1621-22] yılından sonra öldü.
İsfendiyâr Çelebi'nin oğlu Şâpur Çelebi, gençliğindeki güzelliği yüzünden "Şâh-ı Hûbân Çelebi" diye ün saldı ve şairlerin şiirlerine bu adla girdi. Hüsameddin, şair Şeyhzâde Abdî Efendi'nin ona tutkun olanların başında geldiğini ve şu beytin onun hakkında söylendiğini kaydeder:
Derd-i aşkıyla perîşân hâlim / Merhamet etse n'ola Şâpûrum
Şâpur Çelebi babasının ölümünden sonra Kızlar Sarayı muhafızlığını üstlendi ve sarayda oturdu; 1053 [1643-44] yılından sonra öldü. Sarayın baba ile oğul eliyle altmış yılı aşkın bir süre korunması, Hüsameddin'in iç kaledeki saraya halk arasında verilen "İsfendiyâr Sarayı" adının kaynağı hakkındaki yorumunu da açıklar.
Şa'bân Ağa ve Şa'bânzâdeler
Seydî Alizâde Şa'bân Ağa sipahiydi ve pek çok savaşa katıldı. Birkaç kez Amasya kethüdâyeri ve Amasya sancağı mütesellimi, Sivas vilayetinde cizye tahsildarı, bir süre Tokat voyvodası ve Amasya beytülmal emini oldu. 1054 [1644-45] dolaylarında öldü ve Hüsameddin onu a'yânın meşhurları arasında sayar. Kendi maddesi onu İskender Çelebi'nin oğlu yapar. Ancak vekayi bölümünde, 1035 [1625-26] yılında mütesellim kâimmakamı olan sipahi kethüdası Şa'bân Ağa için verilen not onu "Şa'bân Ağa bin el-Hâc Ahmed Çelebi bin İskender Çelebi", yani İskender Çelebi'nin torunu olarak tanıtır ve şer'iye sicillerinde "Şa'bân Ahmed Amasiyye" diye kaydedildiğini söyler. Ahmed Çelebi'nin oğulları arasında bir Şa'bân'ın bulunması ikinci rivayeti destekler. Hüsameddin bu Şa'bân Ağa'yı Şa'bânzâdelerin büyük atası sayar.
Şa'bân Ağa'nın soyundan, "Seydî Alizâde Şa'bân Ağazâde" diye anılan ve Amasya mütesellimliği yapmış Mehmed Ağa'nın oğlu Şa'bân Ağa, Köprülü Mehmed Paşa'nın sadareti yıllarında Enderun'a girdi. Has oda ağaları arasına yükseldi. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa zamanında ilerleyemedi; 1095 [1683-84] yılının muharreminde sadrazam olan Kara İbrâhim Paşa'nın desteğiyle Mora muhassılı ve Rumeli payesiyle Mora muhafızı oldu. Vergi kalıntılarını toplarken gösterdiği sertlik yüzünden aynı yılın zilkadesinde azledildi. 1096 [1684-85] yılında İstanbul gümrük emini oldu, 1098 sonunda azledilip hapsedildi, bir ay sonra serbest bırakılıp koyun emini oldu ve 1100 [1688-89] yılında görevden alındıktan sonra öldü. Amasya'da uzun süre kalem ve emanet işleriyle yaşayan bir ailenin bir ferdinin İstanbul saray hizmetinde vezirlik rütbesine yaklaşması, ailenin XVII. yüzyıldaki ilişkilerini gösterir.
Hüsameddin'de Geçen Öbür Hâbilzâdeler
Vekayi bölümlerinde kolu belirtilmeden "Hâbilzâde" diye anılan iki kişi daha vardır. Amasya a'yânından Hâbilzâde Veli Bey, 1052 [1642-43] yılının rebiülevvelinde Bağdatlıoğlu Osman Ağa'nın azli üzerine şehir kethüdâsı oldu. Amasyalı Hâbil Beyzâde Veli Paşa ise 1074 [1663-64] yılının başında, Niğbolu muhafızı Vezir Kara Kadızâde İbrâhim Paşa ve onun kayınpederi Şâmîzâde Mehmed Paşa ile birlikte orduda idam edildi; malları müsadere olunarak satıldı. Kitapta Veli Paşa'nın "ammizâde" ilişkisi iki yerde farklı biçimde ifade edilir ve onun hangi Hâbil'in torunu olduğu açık değildir. Hüsameddin'in Kadızâdelerin de Hâbiloğullarından bir kol olabileceği yönündeki tahmini bu birliktelikle ilgili olabilir; bu bir çıkarımdır.
Müftü Hâbilzâde Mehmed Efendi
XVII. yüzyılın ortasında Amasya'nın tanınmış vaizlerinden biri Hâbilzâde Mehmed Efendi idi. 1060 [1650] yılı başında şehirde ilim yayan fazılların yanında anılan meşhur vaizler arasında onun da adı geçer. Sultan Bayezid Camii'nin kürsü şeyhi iken 1073 [1662-63] yılının saferinde Müftü el-Hâc Ömer Efendi'nin yerine Amasya müftüsü oldu, fakat aynı yılın cemaziyelevvelinin yirmi üçüncü günü öldü. Kürsü şeyhliği Kıbrıs'tan gelen Müfessir Hızır Efendi'ye, müftülük Sultaniye müderrisi İsmâil Efendi'ye geçti. Öğrencileri arasında Köprü müftüsü Kara Müderriszâde Ahmed Efendi ile şair Rummânzâde Âdil Mehmed Efendi bulunur. Kızlarından biri Amasya a'yânından ve birkaç kez şehir kethüdâlığı yapmış Nasuhzâde Hamza Ağa ile evlendi.
Mehmed Efendi'nin üç oğlu da hattattı ve hepsi Amasya'nın meşhur hattatı Fazlullah Efendi'den yazı meşk etti. En büyükleri olduğu anlaşılan Ehlullah Efendi, hattat Derviş Ali'den ve Fazlullah Efendi'den çeşitli yazıları, ders-i âm Hâfız Mehmed Efendi'den kıraat ilmini öğrendi. Şeyh Mehmed Ağa Darülkurrası'nın şeyhi Sun'ullah Efendi'den vücûh-ı kıraati aldı ve kendi maddesine göre 1087 [1676-77] yılında üstadının ölümü üzerine bu darülkurrânın şeyhi oldu. Bir yandan yazı, bir yandan kıraat öğreterek 1113 [1701-02] yılında öldü. Kitabın öbür maddeleri bu geçişi farklı anlatır: şeyhü'l-kurrâ Sun'ullah Efendi'nin maddesi onun 1081 [1670-71] yılında öldüğünü söyler, Şeyhzâde Hâfız Selîm Efendi'nin maddesi ise darülkurrâ şeyhliğinin 1087 şevvalinde Selîm Efendi tarafından "hemşîrezâdesi Hâfız Ehlullah Efendi"ye bırakıldığını yazar. Bu son kayda göre Ehlullah Efendi'nin annesi, "Yâ Vedûd Tekkesi" diye bilinen Selâmet Hatun Tekkesi'nin şeyhi Sun'ullah Efendi'nin kızıdır. Ehlullah Efendi ayrıca Hızır Paşa Mahallesi'ndeki tekkede 1110 [1698-99] yılına kadar şeyhlik yaptı. Kız kardeşinin oğlu Ebûbekir Ağa, babası 1096 [1684-85] yılında ölünce dayısı Ehlullah Efendi'nin vesayetinde büyümüştür.
Şükrüllah Efendi, Hüsameddin'e göre müftünün ikinci oğludur. Hat meşk etti, ilim tahsil ederek ders-i âm oldu. Bir süre Sultan Bayezid vakıflarının kâtipliğini yaptı. Ardından Hâce Ahmed Paşa'nın Darülhattâtîn'inde muallim oldu, sonra kasabalarda naiplik ve kadılık yaptı ve 1103 [1691-92] dolaylarında öldü. Hüsameddin onun yazısının ve kitabetinin güzel, kendisinin güler yüzlü olduğunu Şeyh Alizâde Seyyid Ahmed Rüşdü Efendi'den aktarır.
Sun'ullah Sun'î Efendi ailenin en tanınmış hattatıdır. Gençliğinde bir süre Mevlevî külahı giydi. Bir miktar okuduktan sonra İstanbul'a gitti; silahdar Amasyalı Hacı Efendizâde Ömer Ağa vezirlikle Mısır valisi olunca, yani 1074-1077 [1663-1667] arasında, divan kâtibi olarak onunla Mısır'a gitti. Ömer Paşa'nın azlinden sonra 1078 [1667-68] yılında Edirne'de Celvetî şeyhi Atpazârî Seyyid Osman Fazlı Efendi'ye intisap etti; Hüsameddin onun bu sırada elli yaşına vardığını not eder. Hilafet aldıktan sonra Bursa'daki Nalbandoğlu Tekkesi'nin şeyhi oldu ve 1095 [1683-84] yılında Bursa'da öldü, Pınarbaşı mezarlığına gömüldü. Müstakimzâde Tuhfetü'l-hattâtîn'de onun talik yazısını Derviş Abdî'den meşk ettiğini ve "âsâr-ı hattiyyesi bisyâr" bir şeyh olduğunu yazar. Oğlu Şeyh Mehmed Efendi 1130 [1717-18] muharreminde Üsküdar'daki Selâmî Ali Efendi Tekkesi'nin şeyhi oldu ve 1133 [1721] yılının cemaziyelahirinin yirmi beşinde öldü; onun oğlu Muhyiddîn Efendi'dir.
Ehlullah Efendi'nin Torunları
Ehlullah Efendi'nin oğlu Yahyâ Efendi, Amasya'da Bayezid Paşa İmareti'nin şeyhi oldu ve 1159 [1746] yılının rebiülevvelinde öldü. İmaret şeyhliği önce oğlu Ehlullah Efendi'ye, onun 1171 [1757] yılının saferinde ölümüyle de oğlu Feyzullah Efendi'ye geçti. Yahyâ Efendi'nin bir başka oğlu Fethullah Ağa Amasya alaybeyi oldu. Fethullah Ağa'nın oğlu Abdülhâdî Efendi, İydîzâde Hacı Âkif Mustafa Efendi'nin derslerinde tahsilini tamamladı, İstanbul'a gidip imtihanla müderris oldu ve büyük kadılara karıştı; 1200 [1785-86] yılından sonra öldü. Ehlullah Efendi'nin öbür oğlu Mehmed Hüdâyî Efendi Tokat müderrislerindendi ve oğlu Ehlullah Efendi'nin Tokat'ta pek çok vakfı ve hayratı vardı.
Ailenin en yüksek rütbeye çıkan ferdi Abdülkerîm Efendi'dir. Amasya ve İstanbul'da okudu, 1172 [1758-59] yılında müderris oldu ve uzun yıllar ders verdi. Selanik mollalığıyla mahreç mevleviyetlerine geçti; 1212 [1797-98] yılında Mısır mollası, 1214 [1799-00] yılında Mekke kadısı oldu. Görev süresi bitince dönerken Şam'a vardığında öldü. Mülklerini vakfederek babasının kabrini yaptırdı ve cüzhanlara görev bağladı. Oğlu Mahmûd Nidâî Efendi'dir. Abdülhâdî Efendi'nin maddesi onu Abdülkerîm Efendi'nin akrabası olarak anar.
Abdülkerîm Efendi'nin babası konusunda kitap iki ayrı şey söyler. Kendi maddesine göre babası, Hızır Paşa müderrisi iken Üsküdar'da ölen Veliyyüddîn Efendi bin Mehmed Efendi bin Ehlullah Efendi'dir; buna göre Veliyyüddîn, Mehmed Hüdâyî Efendi'nin oğlu ve Ehlullah'ın torunudur. Ehlullah Efendi maddesinde ise Veliyyüddîn Efendi Ehlullah'ın damadı olarak geçer ve İstanbul'da öldüğü yazılır. Kendi maddesindeki daha ayrıntılı soy kaydı tercih edilmiştir.
Âdem Bey ve Âdemoğulları
Üçüncü ev hakkında bilinenler çok azdır. Âdem Bey, zeamet sahiplerinin meşhurlarından Ali Bey'in oğludur ve 988 [1580-81] yılında Şirvan savaşlarında öldü. Oğulları Hâbil ve Kâbil Beylerdir. Kâbil Paşa, 1008 [1599-1600] yılında başlayan Karayazıcı isyanında beylerbeyi olmuştu. Hâbil Bey'in oğlu Mûsâ Bey'dir. Hüsameddin bu aileye "Âdemoğulları" dendiğini söyler. Maddenin başlığındaki "Hâbilzâde" lakabı Âdem Bey'in kendisinden çok oğlu Hâbil Bey'in soyuna aittir. Kâbil Paşa'nın isyancıların mı yoksa devletin mi beylerbeyi olduğu maddede belirtilmemiştir.
Yapılar, Vakıflar ve Mahalle
Ailenin ilk büyük hayratı Tokat'taki Ahî Dayı Zaviyesi'dir. Tâceddîn İbrâhim Bey'in yaptırdığı bu zaviyenin vakfiyesi oğulları Kâmil ve Hâbil Beyler tarafından 791 [1388-89] yılında düzenlenmiş, Hüsameddin'in döneminde de "Ahî Tayı Zâviyesi vakfı" adıyla bilinmekteydi. Zaviyenin bugünkü durumu hakkında elimizdeki kaynaklarda bilgi yoktur. Celâleddîn Hâbil Bey'in oğullarının Amasya'daki mülklerinden yalnız Sa'îd Bey'in oturduğu Keçilü köyü çiftliği bilinir.
Amasya'daki en önemli eser Pirinççi Mahallesi'nde, dere kenarında, Hacı Hamza Efendi Camii'nin hizasındaki Darülhadis Medresesi'dir. Hüsameddin'in medreseler listesine göre Seydî Alizâde el-Hâc Osman Çelebi bunu 933 [1526-27] yılında darülhadis olarak yaptırmıştır. Bina önce ahşaptı; 1011 [1602-03] yangınında yanınca Osman Çelebi'nin torunu Ayşe Hatun binti Ahmed Çelebi 1018 [1609-10] yılında yeniden yaptırdı, vakfiyesini genişletti ve tevliyeti oğlu Şa'bân Ağa'nın soyuna bağladı. Osman Çelebi'nin kendi maddesi, binanın kadılıktan emekli olduğu 947 yılından sonra yapıldığını düşündürür; listedeki 933 tarihi ile bu arasında uyuşmazlık vardır. Darülhadis XVIII. yüzyılda da işledi; Moramullu İbrâhim Efendi (ö. 1147), Müftüzâde Seyyid İbrâhim Efendi ve 1183'te müderris olan Şeyhzâde İbrâhim Efendi gibi âlimler "Osman Çelebi Darülhadisi" müderrisi olarak anılır. Hüsameddin bu darülhadisi Amasya'nın XVI. yüzyıldaki ilim kurumları arasında, Kaya Paşa'nın cami ve mektebiyle birlikte sayar.
Seydî Alizâdelerin adı Amasya iç kalesindeki saraya da bağlanır. Halk arasında "İsfendiyâr Sarayı" denen bu saray, Osmanlı şehzadelerinin ve hanımlarının konakladığı yerdi. Hüsameddin, adın Candaroğlu İsfendiyar Bey'e bağlanmasını uzak görür; sicillere göre 990 [1582-83] civarından itibaren boş kalan sarayda Seydî Alizâde İsfendiyâr Çelebi'nin uzun süre görevli olarak oturduğunu ve adın büyük ihtimalle ondan geldiğini yazar. İsfendiyâr Çelebi'nin 1016'da onarılan Kızlar Sarayı'nın muhafızı olduğu, oğlu Şâpur Çelebi'nin de aynı görevle orada yaşadığı kendi maddelerinde de geçer.
Müftü Hâbilzâde Mehmed Efendi'nin oğulları ise şehrin kıraat ve tekke hayatında iz bıraktı. Mehmed Paşa Camii'nin güneyinde, Mustafa Bey Hamamı'nın arkasındaki sokakta bulunan Şeyh Mehmed Ağa Darülkurrası, 1073 [1662-63] yılında a'yândan Hacı Efendizâde Şeyh Mehmed Ağa tarafından yaptırılmıştı. Hüsameddin, şeyhü'l-kurrâ Hasan Efendi'den sonra Ehlullah Efendi'nin bu darülkurrânın şeyhi olduğunu yazar. Hızır Paşa Mahallesi'nde Ok Meydanı üzerinde, eski mütesellim "Meydan Ağası" el-Hâc Hızır Ağa'nın 1064 [1653-54] yılında yaptırdığı Halvetî tekkesi de Ehlullah Efendi 1110 yılına kadar burada şeyhlik ettiği için "Ehlullah Tekkesi" diye anılmıştır. Tekkenin sonraki şeyhleri arasında anılan "eş-Şeyh Yahyâ Efendi"nin Ehlullah'ın oğlu Yahyâ olması muhtemeldir; bu bir çıkarımdır. Aynı soy XVIII. yüzyılda üç kuşak boyunca Bayezid Paşa İmareti'nin şeyhliğini elinde tutmuştur.
Soy Ağacı
Ağaç Hüsameddin'in maddelerindeki baba adlarından kurulmuştur. Kitabın kendi içinde çelişen yerlerinde, kişinin kendi maddesindeki bilgi esas alınmıştır.
- Emîr Şehâbeddevle Güdül Bey
- Türkânşâh
- Tuli Bey (ö. 613 [1216-17])
- Mübârizeddîn Halîfe Alp (Halfet Gâzioğulları)
- Bedreddîn İbrâhim Bey (ö. 637 [1239-40])
- Şücâeddîn Hâbil Bey, emîrü's-sevâhil
- Emîr Şeyh İzzeddîn Hasan Bey (ö. 727 [1326-27] sonrası)
- Süli Paşa Hatun, Eretna Bey'in eşi
- Zeyneddîn Tuli Han (ö. 747 [1346-47] dolayı)
- Tâceddîn İbrâhim Bey, Ahî Dayı
- Kemâleddîn Kâmil Bey (soyu Tokat'ta)
- Celâleddîn Hâbil Bey
- Sa'îd Bey
- Tosun Bey
- Abdülhalîm Bey
- İzzeddîn Hasan Bey (ö. 811 [1408-09] dolayı)
- el-Hâc İlyâs Çelebi (ö. 858 [1454] dolayı)
- Resûl Çelebi
- el-Hâc Receb Çelebi (ö. 847 [1443-44] sonrası)
- Şa'bân Çelebi (ö. 890 [1485-86] sonrası)
- el-Hâc İlyâs Çelebi (ö. 870 [1465-66] dolayı)
- Sinâneddîn Yûsuf Çelebi (ö. 906 [1500-01] sonrası)
- Pîr Velî Bey (ö. 917 [1511])
- Şa'bân Bey
- Receb Çelebi
- Şa'bân Bey
- Seydî Ali Çelebi (ö. 910 [1504-05] dolayı)
- Ya'kûb Çelebi, Şir'a şârihi
- el-Hâc Osman Çelebi (ö. 952 [1545-46] dolayı)
- Hasan Çelebi (ö. 965 [1557-58] sonrası)
- el-Hâc Ahmed Çelebi
- Ayşe Hatun
- Şa'bân Ağa
- Ayşe Hatun
- el-Hâc Hızır Çelebi (ö. 938 [1531-32])
- Ali Çelebi
- İskender Çelebi (ö. 986 [1578-79])
- el-Hâc Ahmed Çelebi (ö. 1004 [1595-96] dolayı)
- Yahyâ, Şa'bân ve Hâbil Çelebiler
- Şa'bân Ağa (ö. 1054 [1644-45] dolayı)
- Mecîd Ağa
- Pîr Velî Çelebi (ö. 1031 [1621-22] sonrası)
- İsfendiyâr Çelebi
- Şâpur Çelebi (ö. 1053 [1643-44] sonrası)
- Ya'kûb Çelebi
- el-Hâc Ahmed Çelebi (ö. 1004 [1595-96] dolayı)
- Sa'îd Bey
- Tâceddîn İbrâhim Bey, Ahî Dayı
- Emîr Şeyh İzzeddîn Hasan Bey (ö. 727 [1326-27] sonrası)
- Şücâeddîn Hâbil Bey, emîrü's-sevâhil
- Tuli Bey (ö. 613 [1216-17])
Müftü Hâbilzâde Mehmed Efendi'nin soyu ayrı bir ağaç olarak verilmiştir:
- Hâbilzâde Mehmed Efendi, Amasya müftüsü (ö. 1073 [1662-63])
- Ehlullah Efendi (ö. 1113 [1701-02])
- Yahyâ Efendi (ö. 1159 [1746])
- Ehlullah Efendi (ö. 1171 [1757])
- Feyzullah Efendi
- Fethullah Ağa, alaybeyi
- Abdülhâdî Efendi (ö. 1200 [1785-86] sonrası)
- Ehlullah Efendi (ö. 1171 [1757])
- Mehmed Hüdâyî Efendi
- Ehlullah Efendi (Tokat'ta vakıf sahibi)
- Veliyyüddîn Efendi
- Abdülkerîm Efendi (ö. 1214 [1799-1800] sonrası)
- Mahmûd Nidâî Efendi
- Abdülkerîm Efendi (ö. 1214 [1799-1800] sonrası)
- Yahyâ Efendi (ö. 1159 [1746])
- Şükrüllah Efendi (ö. 1103 [1691-92] dolayı)
- Sun'ullah Sun'î Efendi (ö. 1095 [1683-84])
- Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1133 [1721])
- Muhyiddîn Efendi
- Şeyh Mehmed Efendi (ö. 1133 [1721])
- Bir kız, Nasuhzâde Hamza Ağa'nın eşi
- Ehlullah Efendi (ö. 1113 [1701-02])
Hüsameddin'de Aile Üyeleri
- Zeyneddîn Tuli Bey (c. 3): Tuli Han'ın 742'de Amasya'yı alışını ve 744 Eretna zaferindeki payını anlatan vekayi bölümü.
- İbrâhim Bey-Emîr Bedreddîn (c. 6): Şücâeddîn Hâbil Bey'in babası, 637'de Baba İshak savaşında ölen melikü'l-ümerâ.
- İbrâhim Tâceddîn Bey-Âhî Dayı (c. 6): Tuli Han'ın oğlu, Tokat emiri ve Tokat'taki Ahî Dayı Zaviyesi'nin banisi.
- Âdem Bey-Hâbilzâde (c. 6): 988'de Şirvan savaşlarında ölen zeamet sahibi, "Âdemoğulları"nın atası.
- Ahmed Çelebi-Seydî Alizâde el-Hâc (c. 6): Osman Çelebi'nin oğlu, babasının darülhadisinde müderris ve 981'de vakfını genişleten mütevelli.
- İsfendiyâr Çelebi-Seydîzâde (c. 7): İskender Çelebi'nin oğlu, darphane emini ve Kızlar Sarayı muhafızı.
- İskender Çelebi-Seydî Alizâde (c. 7): Şehzade Mustafa'nın defterdarı, sonra Sivas defterdarı ve Amasya darphane emini, 986'da öldü.
- İlyâs Çelebi-Hâbilzâde el-Hâc (c. 7): Receb Çelebi'nin oğlu, Seydî Ali Çelebi'nin babası, 870 dolaylarında ölen Amasya a'yânı.
- Ehlullâh Efendi-Hâbilzâde (c. 7): Müftü Mehmed Efendi'nin oğlu, hattat ve Şeyh Mehmed Ağa Darülkurrası şeyhi, 1113'te öldü.
- Pîr Velî Bey-Hâbilzâde (c. 7): İlyâs Çelebi'nin oğlu, 917'de Hadım Ali Paşa'nın maiyetinde Şahkulu isyanına karşı savaşırken öldü.
- Pîr Velî Çelebi-Seydî Alîzâde (c. 7): İskender Çelebi'nin oğlu, 1031'den sonra ölen Amasya a'yânı.
- Tuli Bey-Emîr Şemseddîn (c. 8): Güdüloğlu, Sencer Şah'ın atabegi, Halfet Gâzioğulları ile Hâbiloğullarının ortak atası.
- Tuli Han-Zeyneddîn Sultân (c. 8): 742'de Amasya'yı alıp altı yıl müstakil emirlik eden Hâbiloğlu.
- Hasan Bey-Emîr Şeyh İzzeddîn (c. 8): Şücâeddîn Hâbil Bey'in oğlu, Amasya subaşısı ve Sivas emiri, Eretna'nın kayınpederi.
- Hasan Bey-Hâbil Beyzâde (c. 8): Celâleddîn Hâbil Bey'in oğlu, Yıldırım Bayezid ve Çelebi Mehmed'e hizmet eden emir.
- Hasan Çelebi-Seydîzâde (c. 8): Osman Çelebi'nin oğlu, 965'ten sonra ölen kadı.
- Hızır Çelebi-Seydî Alizâde (c. 9): Seydî Ali Çelebi'nin oğlu, Yörgüç Paşa müderrisi ve kadı, 938'de öldü.
- Sa'îd Bey-Hâbilzâde (c. 10): Celâleddîn Hâbil Bey'in oğlu, Keçilü çiftliğinde oturan ve 812'de vakfiye şahidi olan emir.
- Sinâneddîn Yûsuf Çelebi-Hâbilzâde el-Hâc (c. 10): İlyâs Çelebi'nin oğlu, 881'de Amasya kassâmı, sonra kadı.
- Süli Paşa Hâtun (c. 10): Emîr Şeyh Hasan Bey'in kızı, Sultan Eretna'nın eşi.
- Seydî Ali Çelebi-Hâbilzâde Alâeddîn (c. 10): Sofya kadısı ve Rumeli kadılkudâtı, Seydî Alizâdelerin atası, 910 dolaylarında öldü.
- Şâpur Çelebi-İsfendiyaroğlu (c. 11): İsfendiyâr Çelebi'nin oğlu, "Şâh-ı Hûbân" diye anılan Kızlar Sarayı muhafızı.
- Şa'bân Çelebi-Hâbilzâde el-Hâc (c. 11): Şehzade Bayezid'in Amasya valiliğinde ümenâdan ve divan hâcegânından.
- Şa'bân Ağa-Seydî Alizâde (c. 11): Amasya mütesellimi, Tokat voyvodası ve beytülmal emini, Şa'bânzâdelerin atası.
- Şa'bân Ağa-Şa'bânzâde (c. 11): Enderun'dan yetişip Mora muhafızı, İstanbul gümrük emini ve koyun emini olan ağa.
- Şükrüllah Efendi-Hâbilzâde Hâfız (c. 11): Müftü Mehmed Efendi'nin oğlu, hattat, Darülhattâtîn muallimi ve kadı.
- Sun'ullah Sun'î Efendi-Hâbilzâde (c. 11): Müftü Mehmed Efendi'nin oğlu, talik hattatı ve Bursa'da Celvetî şeyhi.
- Abdülkerîm Efendi-Hâbilzâde (c. 11): Ehlullah Efendi'nin torununun oğlu, Mısır mollası ve Mekke kadısı.
- Abdülhâdî Efendi-Hâbilzâde (c. 12): Alaybeyi Fethullah Ağa'nın oğlu, imtihanla müderris olup kadılığa geçen âlim.
- Osmân Çelebi-Seydî Alîzâde (c. 12): Seydî Ali Çelebi'nin oğlu, Amasya kadısı ve Pirinççi'deki darülhadisin banisi.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları: c. 1, Amasya'nın saray, darülkurrâ, medrese ve tekkeleri üzerine bölümler (e-kitap 1-4, sayfa 93, 148, 150, 163, 170); c. 3, s. 405 ve Selçuklu-İlhanlı vekayii (e-kitap 1-4, sayfa 355-356, 366, 381-383, 388, 398, 406); c. 4, vekayi (e-kitap 1-4, sayfa 524, 548, 554, 568, 575, 589); c. 6, s. 14, 28, 41, 53, 60, 66, 93, 146, 148, 175 (e-kitap 6-8, sayfa 15, 29, 42, 54, 61, 67, 94, 147, 149, 176); c. 7, s. 292, 296, 344, 376, 451 (e-kitap 6-8, sayfa 293, 297, 345, 377, 452); c. 8, s. 415, 494-495, 581-582 (e-kitap 6-8, sayfa 416, 495, 582-583); c. 9, s. 84-85, 114 (e-kitap 9-12, sayfa 85-86, 115); c. 10, s. 201-202, 208, 268, 287, 315, 329, 341-342 (e-kitap 9-12, sayfa 202-203, 209, 269, 288, 316, 330, 342-343); c. 11, s. 361, 392-394, 399, 448-449, 471, 501, 534 (e-kitap 9-12, sayfa 362, 393-395, 400, 449-450, 472, 502, 535); c. 12, s. 591, 598 (e-kitap 9-12, sayfa 592, 599). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page406.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page345.html, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page342.html
Akademik çalışmalar
- Kemal Göde, "Eretnaoğulları", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/eretnaogullari
- "İmamzâde, Muhammed b. Ebû Bekir", TDV İslâm Ansiklopedisi (Şir'atü'l-İslâm şerhleri). https://islamansiklopedisi.org.tr/imamzade-muhammed-b-ebu-bekir
- Mehmet İpşirli, "Atik Ali Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/atik-ali-pasa
Çevrimiçi kaynaklar
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page406.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page345.html
- https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page342.html
- https://islamansiklopedisi.org.tr/eretnaogullari
- https://islamansiklopedisi.org.tr/imamzade-muhammed-b-ebu-bekir
- https://islamansiklopedisi.org.tr/atik-ali-pasa
- Türkânşâh






