Yeşilırmak'ın güney kıyısında, geniş bir çınarlığın ortasında yükselen Sultan II. Bayezid Külliyesi, Amasya'nın şehzadeler çağından kalan en büyük yapı topluluğudur. Merkezde iki minareli bir cami, batısında medrese, doğusunda aşevi bulunur; güneydoğuda bir şehzade türbesi, kuzeybatıda ise on dokuzuncu yüzyılda eklenmiş küçük bir muvakkithane yer alır. Vakfiyeye göre külliyenin birimleri arasında bir mektep ve Kızılırmak üzerinde bir köprü de vardı. Bugün ayakta olmayan bu yapılar ile avludan kaybolan depo, ahır ve mutfak birimleri, külliyenin kendi ekmeğini pişiren, kendi atını doyuran, kendi suyunu dağıtan küçük bir yerleşim olarak tasarlandığını gösterir.

Külliye hakkındaki bilgiler her noktada birbirini doğrulamaz. Başlangıç tarihi, hattatın adı, mimarın kimliği, yan mekânların işlevi ve türbedeki şehzadenin ölüm biçimi konusunda farklı anlatımlar dolaşır. Kaynaklar uyuşmadığında görüşler yan yana konmuş, hüküm verilmemiştir.

Kuruluşu ve Tarihçesi

II. Bayezid 1454'te yedi yaşında Amasya sancakbeyliğine gönderilmiş ve şehzadelik yıllarının büyük bölümünü bu şehirde geçirmişti. 1481'de tahta çıktığında Amasya'ya kalıcı bir eser bırakmak istedi. Külliye, sancakbeyliği yaptığı şehre duyulan bu minnetin taşa dökülmüş hâlidir; kimi anlatılar yapıyı saltanatın nasip olmasına bir şükran olarak niteler. Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi bunu Heşt Behişt'in yazarı İdris-i Bitlisî'ye (ö. 1520) dayandırır ve Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'ında ile Nişancızâde Mehmed'in Mir'âtü'l-kâinât'ında da aynı bilginin tekrarlandığını kaydeder. Bu anlatıya göre inşaat sultan tarafından Şehzade Ahmed'e havale edilmişti. O sırada Amasya sancakbeyi olan Ahmed yaklaşık otuz yıl bu görevde kalmış, şehrin en uzun süre görev yapan şehzadesi olmuştur.

Külliye açılınca Sultan Bayezid Camii şehrin cuma camisi oldu. Bu görevi o zamana kadar, Nesturî manastırından çevrildiği anlatılan ve Fethiye diye anılan eski cami üstlenmişti. Yer seçimi için Füsun Aytekin, Ferruh Toruk'a dayanarak arazinin hem putperest dönemde hem on üçüncü yüzyılda kentin dinî ve sosyal yaşamında önemli olduğunu, Selçuklu zamanında musalla olarak bilindiğini ve seçimin bu yüzden tesadüfen yapılmamış olabileceğini yazar. Bu yorum bir çıkarımdır, belgeye dayanmaz. Eyice ise külliyenin, ırmak kıyısında bulunduğundan başka hakkında hiçbir şey bilinmeyen bir Meryem Ana Kilisesi'nin yerinde yükseldiği iddiasını destekleyecek herhangi bir ipucu bulunmadığını yazar.

Başlangıç Tarihi

Külliyenin bitiş tarihi kesindir. Caminin cümle kapısı üzerindeki ve iki yan duvarındaki üç parçalı sülüs kitabeye göre yapı Receb 891'de, yani Temmuz 1486'da tamamlanmıştır. Başlangıç tarihi ise tartışmalıdır. Hüsameddin inşaatın 886 Receb ayında, yani Eylül 1481'de, Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından başladığını yazar; Semavi Eyice'nin TDV maddesi bu tarihi aktarır. Bazı çalışmalar 1482-1486 aralığını verir, kimi yayınlar 1485-1486 der, II. Bayezid üzerine yazılan bir başka madde ise külliyeyi 1481-1486 arasına yerleştirir. Temmuz 1486'da tamamlanan külliyenin temelinin 1481'de atıldığı ileri sürülmüştür, ancak birkaç yıl daha geç bir başlangıç da kaynaklarda geçmektedir. Aradaki fark, yalnızca camiden mi yoksa bütün birimlerden mi söz edildiğine bağlı olabilir; kaynaklar bu ayrımı açıkça yapmaz.

Kitabenin Hattatı

Taçkapının üzerindeki üç satırlık mermer kitabe çoğu kaynakta hattat Ali b. Mezid'in eseri olarak anılır. Bir turizm ansiklopedisi ise taçkapı kitabesini Şeyh Hamdullah'a bağlar. İki ad birbirini tutmaz; öne çıkan ve daha sık anılan ad Ali b. Mezid'dir.

Vakfiye ve Sıbyan Mektebi

Külliyenin vakfiyesi Cemâziyelevvel 901'in ortasında, yani Ocak 1496'da yazılmıştır (Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, defter 2113). Vakfiyeye göre külliye şu birimlerden oluşur: cami (vakfiyede "imaret-i amire"), imaret, medrese, sıbyan mektebi ve bir köprü. Köprü Çorum'un Osmancık ilçesinde, Kızılırmak üzerindedir; II. Bayezid üzerine yazılan TDV maddesi de sultanın Osmancık'ta Kızılırmak üzerinde bir köprü yaptırdığını kaydeder. Abdulkadir Dündar'ın dikkat çektiği bir ayrıntı vardır: vakfiyede "imaret" sözcüğü esas olarak camiyi anlatır, bugün aşevi diye bildiğimiz yapıyı anlatmaz. Erken Osmanlı kitabelerinde bu terim tabhaneli camiler ve külliyelerin tamamı için de kullanılmıştır; Dündar Bursa'daki Hüdavendigâr, İznik'teki Nilüfer Hatun, Edirne'deki Yıldırım Bayezid ve Afyon'daki Gedik Ahmed Paşa yapılarını bu kullanımın örnekleri olarak sayar.

Vakfiyede anılan sıbyan mektebi bugün yoktur. Vakfiyedeki ifadeye göre mektep, imaretin yakınında, vadinin doğu yanında yükseliyordu ve çocuklar orada Kur'an öğrenecekti; bu tarif onu çevre duvarlarıyla çevrili ana avlunun dışında bırakır. Hüsameddin onu 890/1485'te yaptırılmış ve 1300/1883'te İbtidâî Mektebi'ne dönüştürülmüş olarak anar. Yapı son yüzyıl içinde hiçbir iz bırakmadan yıkılmıştır.

Mimar Sorunu

Külliyenin mimarı konusunda belge yoktur; kaynaklarda yalnızca birbirinden farklı nitelemeler bulunur. Mimar Hayreddin adı yaygındır; ancak TDV'nin Mimar Hayreddin maddesi, II. Bayezid'in yapılarını ona bağlayan en eski kaynağın çok geç bir tarihçi (Tayyârzâde Atâ Bey, on dokuzuncu yüzyıl) olduğunu ve iddiayı destekleyecek bir belgenin bulunmadığını belirtir. Kimi yayınlar yapıyı "Mimar Şemseddin Ahmed'e yaptırılan" olarak anar. Bir yüksek lisans tezi (Sühan Bayraktar) ise mimarın aynı zamanda II. Bayezid devri mimarbaşısı Hayreddin olduğunu yazar. Hayreddin ve Şemseddin Ahmed adları kaynaklarda geçer, ama hiçbirini belge doğrulamaz.

Külliyenin Planı ve Avlusu

Külliye, Eyice'ye göre yaklaşık 160 x 120 metrelik bir dış avlunun ortasında yer alır. Avlunun merkezinde cami, sağında (kıble yönüne bakıldığında batıda) medrese, solunda (doğuda) aşhane-imaret bulunur. Edirne'deki II. Bayezid külliyesi gibi, Amasya'dakini de bir akarsu, Yeşilırmak çevreler. Yapıların işlevsel birimleri dönemin yerleşim anlayışına uygun olarak nehre dik ve birbirine paralel akslar üzerinde sıralanmıştır. Dündar'a göre Osmanlı'nın kuruluş dönemi külliyeleri belirli bir eksen düzeni olmadan dağınık kurulurken, fetihten Sinan dönemine kadarki külliyelerde cami orta ekseni belirler ve öteki yapılar yan eksenlere dizilir; Amasya külliyesi bu düzenli kuruluşun örneklerindendir. Camiyi İstanbul ve Edirne'deki II. Bayezid camilerinden ayıran bir ayrıntı, revaklı bir iç avlusunun bulunmamasıdır; bunun yerine yapılar ağaçlı, duvarla çevrili geniş bir bahçenin içinde durur.

Topkapı Sarayı Arşivi'ndeki Belge

Dündar, 1997'de Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'nde (D. 10232) külliyeyi anlatan üç sayfalık bir belge saptamış ve 2003'te yayımlamıştır. Belge harekeli nesih hattıyla yazılmıştır; kimin tarafından, hangi amaçla kaleme alındığı bilinmez ve tarihi yoktur. Arşiv fişi onu on beşinci yüzyıl sonuna yerleştirir. Dündar bu tarihlemeyi iki gerekçeyle destekler: kâğıdın beş kollu taç filigranı benzerleriyle on beşinci yüzyılın son çeyreğine uyar ve belgede 1513'te yapılan Şehzade Osman Türbesi'nden hiç söz edilmez. Metin külliye bittikten sonra yazılmış görünür ve yapıları ilk hâlleriyle anlatır. Dışarıda kalan sıbyan mektebinden de Amasya'daki öteki Bayezid yapılarından da bahsetmez; Dündar bunu, bilgilerin yalnızca çevre duvarlarıyla çevrili avluya ait olmasına bağlar.

Belgenin avluya ilişkin bölümüne göre çevre duvarının uzunluğu 1200 zira'dır ve ırmak tarafındaki duvarın üstü oturmak için yonma taşla döşenmiştir. Avluya ırmak yanında iki, şehir yönünde bir, Gök Medrese yönünde bir ve matbahın arkasında erzak ile yem taşımak için bir kapı açılır; Aytekin avlunun altı kapılı olduğunu yazar, Dündar ise belgeyi beş kapı olarak yorumlar ve bunlardan caminin güney tarafındakinin kaybolduğunu belirtir. İmaretin önünde bir kapıdan ötekine, yonma taşla döşenmiş, dört zira' genişliğinde ve 350 zira' uzunluğunda bir kaldırım uzanır. Cami revakının her direği hizasına bir servi, büyük şadırvanın dört yanına dörder servi dikilmiştir; ayrıca tespih ağaçları, ırmak kenarına kavaklar ve kıble yönündeki bahçeye yüz otuz aşılama ağaç vardır. Medresenin, imaretin ve matbahın önleri ile arkaları ip gerilse bir parmak fazla ya da eksik çıkmayacak kadar hizalıdır; belge bu düzeni böyle anlatır. Avluya at girmesin diye çevre sıkı korunmuştu.

Avlunun yeşili de tasarımın parçasıdır. Şadırvanın iki yanındaki çınarların cami inşaatı sırasında dikildiği ve 500 yılı aşkın süredir gölge verdiği söylenir; başka bir çalışmada ise iki minare hizasındaki yaşlı çınarların külliyeyle yaşıt olduğu yalnızca tahmin edilir. Yaş konusunda belge yoktur; belgenin kendisinde servi, kavak ve tespih ağacı anılır, çınar anılmaz.

Belgedeki avlu ölçüleri üzerine bir not düşmek gerekir. İmaret avlusunun uzunluğu 350, genişliği 250 zira' olarak verilir ve 1200 zira'lık çevre bu iki ölçüyle uyuşur. 0,758 metrelik zira' hesabıyla bu rakamlar kabaca 265 x 190 metreye denk gelir; Eyice'nin verdiği 160 x 120 metre bundan epeyce küçüktür. Aradaki farkı açıklayan bir kaynağa rastlanmadı; karşılaştırma yalnızca rakamların çevrilmesiyle yapılmış bir hesaptır.

Cami

Cami, yan mekânlı ya da zaviyeli cami geleneğinin seçkin örneklerinden biridir; Bursa tipi ters T planlı camilerin soyundan gelir. Harem kısmı, geçişleri tromplarla sağlanan, birbirini izleyen iki kare kubbeli mekândan ve yanlarda üçer kubbeli kanatlardan oluşur.

Plan ve Kubbeler

İlk kubbe diğerinden küçüktür ve yaklaşık 13 metre çapındadır; kıble bölümünü örten ikinci kubbenin çapı yaklaşık 15 metredir. İkisini ayıran büyük kemer 2,37 metre genişliğindedir. Dündar'a göre belgedeki "üç zira'" ölçüsü bu rakama yakındır, Albert Gabriel ise aynı kemer için 1,41 metre vermiştir. Kubbelerin sekizgen kasnaklarında 16'şar pencere bulunur; kubbe içleri ve pencere kemerleri kalem işleriyle süslüdür.

Belge caminin ölçülerini şöyle verir: içten içe uzunluğu 42 zira', mihrap önü mekânının doğu-batı genişliği 21 zira', arka mekânın genişliği 33 zira'. Dündar bunları sırasıyla yaklaşık 31,8, 15,9 ve 25 metre olarak çevirir. İ. Aydın Yüksel'in verdiği bugünkü iç ölçü 30,53 x 29,97 metredir; belgedeki ölçülerle genel olarak uyuşur, yalnız arka bölümün doğu-batı ölçüsünde yaklaşık beş metrelik bir fark görülür. Duvar kalınlığı belgeye göre üç zira', yani yaklaşık 2,27 metredir. Kandiller için her kubbede üçer daire oluşturacak biçimde 153 zincir sarkıtıldığı da belgede yazılıdır.

Pencereler, Kapılar ve Ahşap İşçiliği

Ahşap pencere kanatları on beşinci yüzyıl kündekâri işçiliğinin güzel örnekleri arasında sayılır. Eyice camideki ahşap kapı ve pencere kanatlarının işçilik bakımından çok üstün olduğunu, ana kapı kanatlarının geometrik desenle geçmeli yapıldığını, pirinç kuşakları ve kabaralarının durduğunu, alt sıra pencere kapaklarının hepsinde aynı desenlerin uygulandığını ve çoğunun üst bölümlerinde ağaç oyma tekniğiyle işlenmiş yazılı panoların bulunduğunu yazar. Yan girişlerin kanatları yok olmuştur.

Belgede yirmi bir vitraylı dikdörtgen pencere ve ahşap kanatlı on pencere sayılır; bugün vitraylı pencerelerin sayısı yirmi altıdır (on altısı mihrap önü mekânında, ikisi arka kubbenin altında, dörder tanesi yan kanatlarda) ve ahşap kanatlı pencereler yirmiye çıkmıştır. Belgeye göre camide ahşap kanatlı bir büyük, iki küçük kapı vardı ve küçük kapılardan ikisi, on iki yuvarlak rozetli demir dış kapılarla donatılmış sekilere açılırdı. Bu üç kapıdan bugün yalnızca kuzeydeki son cemaat yerinden arka mekâna açılan büyük kapı kalmıştır. Kapıların önündeki sekilerin belgede "suffe" diye anılması, Dündar'a göre Anadolu Türk evindeki odalara açılan ortak mekânın, yani sofanın kökenine ışık tutan bir ayrıntıdır.

Son Cemaat Yeri ve Taçkapı

Kuzeydeki son cemaat yeri, mermer sütunlara oturan beş kemer ve beş kubbeyle örtülüdür. Altı yuvarlak mermer sütunun taşıdığı sivri kemerlerin başlıkları mukarnaslıdır. Belgeye göre revak 50 x 9 zira' ölçüsündeydi (yaklaşık 37,9 x 6,8 metre); Yüksel bugünkü ölçüyü 38,85 x 7,26 metre olarak verir. Pencere üstlerinde mavi-beyaz çini panolar bulunur; ana mekândan son cemaat yerine açılan mermer çerçeveli dört pencerenin alınlıklarında, kalem işi nakışlarla çevrili lacivert zemin üzerine beyaz sülüs hatla çini yazılar yer alır.

Belge bu bölümün süslerini epeyce ayrıntılı anlatır: kubbelerde mukarnaslar, kemer alınlarını dolaşan altıgen geçmeli bir şerit ve bu şeride geçirilmiş yeşim taşı, kemer köşeliklerinde rumi yapraklar, kızıl taş kakmalı bir daire ve bir minareden öbürüne uzanan, aynalı hatla yazılmış Fetih Sûresi. Bunların bugün görünmemesinin nedeni, son cemaat yerinin 1939 depreminde tamamen çökmesi ve 1952-1971 onarımlarında yeniden yapılmasıdır. Bugünkü kemerler kırmızı, beyaz ve gri mermerdir; yeşim taşı yalnızca cümle kapısının gömme sütuncelerinde görülür. Eyice, son onarımda revak kemerlerinin çok hatalı biçimde onarıldığını yazar.

Mukarnaslı taçkapı, Bayezid'in öbür camilerinde olduğu gibi gösterişli bir görünüme sahiptir. Üç çerçeve içinde nişin mukarnaslı tepeliği ve çift renkli mermerden giriş kemeri vardır; kitabe bu kemerin arasına yerleştirilmiştir. Belgede mukarnasların uçlarındaki sarkıtlar "avize" diye anılır ve üçünün büyük, on sekizinin küçük olduğu söylenir. Bu sarkıtlar bugün de yerindedir.

Minareler

Caminin iki köşesinde, girişleri son cemaat yerinden olan tek şerefeli minareler yükselir. Doğudaki minarenin gövdesi dikine yivli, batıdaki zikzak taş dekorludur. Eyice batıdaki minareyi, uçlarında zambak motifleri bulunan zikzak çizgilerle bezeli kırmızı kakmalı olarak tarif eder ve bu süslemeyi başka hiçbir minarede görülmeyen bir özellik sayar; yivli minarenin gövdesini eski Türk minare geleneğine uygun, kırmızı ve beyaz çubuklardan oluşan bir gövde olarak anlatır. Şerefe çıkmaları mukarnaslıdır. Belgedeki ifade ise "biri kule, biri onaltıgen"dir; Dündar yivli olanı kuzeydoğuda, onaltıgen olanı kuzeybatıda bulunan minarelerle eşleştirir.

Mihrap, Minber ve Mahfiller

İçeride süs azdır. Mihrap mütevazı ve mukarnaslıdır; minber beyaz mermerdendir ve çok sadedir, yalnızca merdiven korkuluğunun iki yanında küçük birer rozet ile üçgen yan satıhlarda daha büyük birer rozet taşır. Belgeye göre mihrap ak mermerden, minber ise "kilvekâri" diye anılan sade bir teknikle işlenmişti ve ak mermerden bir kapısı vardı; bu kapı bugün yoktur. Yüksel, minberin batı aynalığında on kenarlı, 0,64 metre çaplı geometrik bir taş rozet ve korkuluğun yanlarında 0,30 metre çaplı siyah-beyaz mermer rozetler bulunduğunu yazar.

Cümle kapısının iç yanında, konsollara dayalı dar bir mahfil bulunur; ona kapının iki yanındaki payelerin içindeki helezonî merdivenlerle çıkılır. İnce siyah sütunlara oturan müezzin mahfili de sadedir; sekizer köşeli beş siyah mermer sütuna binen, ahşap korkuluklu ve yerden yaklaşık 2,5 metre yüksekliktedir. Belge bu mahfilden söz etmez ve Yüksel onun sonradan yapıldığını ileri sürer.

Tabhane Odaları Tartışması

Yan mekânlar külliyenin planında ayrı bir yer tutar. Eyice, bu bölümlerin dışarıyla bağlantılı iki kapısı bulunduğunu ve kıble mekânının ilk kubbeli kısımdan bir kademeyle ayrıldığını göz önüne alarak bunların esasında tabhane odaları olduğu görüşündedir; Bayezid'in öteki iki büyük külliyesinde de tabhanelerin bulunması bu ihtimali destekler. Eyice ayrıca imaretin planında misafirlerin barınacağı tabhaneye uygun yer bulunmadığını, bu yüzden tabhanelerin caminin iki yanındaki kubbeli mekânlarda aranması gerektiğini yazar ve tonozlarda baca izleri bulunursa sorunun kesin olarak çözüleceğini önerir, çünkü tabhane odaları daima ocaklıdır.

Dündar'ın yayımladığı belge de bu görüşü destekler: cami için "dört tabhane" ve ortalarında "iki suffe" der. Tabhanelerin iç ölçüsü 8 x 8 zira' (yaklaşık 6,06 metre), suffelerin ölçüsü 9 x 9 zira'dır (yaklaşık 6,82 metre). Belgeye göre mihrap ve minberin bulunduğu bölüm cami, arkasındaki bölüm avluya benzer bir ara mekân, doğu ve batı kanatlarının ortasındaki mekânlar suffe, güney ve kuzeylerindeki odalar tabhanedir. Belge tabhanelerin ara mekânlara açık mı kapalı mı olduğunu söylemez; Buna karşılık bazı turizm yayınları yapıda tabhane odası bulunmadığını söyler. Yan mekânların işlevi bu yüzden kaynaklarda aynı biçimde aktarılmaz.

Belgenin Anlattığı, Bugün Görünmeyen Süsler

Belgeye göre ön kubbenin ortasında, müsenna hatla yazılmış "İnne evvele beytin vudi'a..." (Âl-i İmrân 96) ayetinin bulunduğu büyük bir şemse; arka kubbede ise "İnnemâ ya'muru mesâcidallah..." (Tevbe 18) yazılı bir şemse vardı. Ön kubbenin geçiş öğeleri mukarnaslı ve işlemeli, arka kubbenin sade ve şemse motifli kalem işiyle bezeliydi. Ön kubbenin altındaki duvarlarda dört, arkadakinin altında iki büyük şemse daha anılır. Son cemaat yerinde üç büyük ve on sekiz küçük avize yer almıştır. Cami ve medrese kurşunla kaplıydı; mutfak, kiler, fırın, ahır ve muallimhane bölümleri ise kurşun pahalıya çıktığı için kaplanmamıştı.

Bu süsler bugün görünmez. Dündar'a göre 1939 ve 1943 depremlerinden sonra yapılan onarımlar ve 1952-1971 arasındaki Vakıflar onarımı belgede anılan kalem işlerini ve yazıları ortadan kaldırmış, yalnızca kubbelere, eteklerine ve geçiş öğelerine yeni süslemeler yapılmıştır. 1952'den önce çekilmiş fotoğraflar camide bugünkünden çok farklı kalem işleri bulunduğunu gösterir.

Medrese

Camiden batıda, avlu duvarına bitişik, "U" planlı bir yapı yer alır. Sultaniye adıyla da bilinen medrese, caminin yapıldığı tarihlerde inşa edilmiş olmalıdır. Girişin tam karşısında kare planlı, sekizgen kasnaklı kubbeyle örtülü dershane-mescit vardır. Ortasında şadırvan bulunan avluyu üç yandan sütunlu, tonoz örtülü revaklar sarar; revakların gerisinde kubbeli, ocaklı hücreler sıralanır.

Belge medreseyi şöyle tarif eder: dershanenin boyu ve eni on dörder zira' (yaklaşık 10,6 metre), yüksekliği yirmi bir zira'dır; boyları ve enleri beşer zira' olan on yedi hücre ile aynı ölçüde bir "mu'id suffesi" bulunur; hücrelerin önü sekilerle bağlanmıştır; ortada bir şadırvan vardır; içinde bir lüle su akan üç bölmeli bir hela ve bir taharethane yer alır; hücreler ve dershane toplam yirmi kubbeyle örtülüdür. Hücre sayısı konusunda kaynaklar küçük bir fark verir: Eyice ve bazı turizm yayınları on sekiz hücreden söz eder, belge ise on yedi hücre sayar. Dündar bu farkı, hela ve taharethane olarak ayrılan odanın hücre sayılmamasıyla açıklar ve bu odanın medresenin kuzeybatı ucunda, bugün de aynı amaçla kullanılan, öbürlerinden büyük ve revaka açılan penceresi bulunan oda olduğunu düşünür.

Revaklar için belge on altı yekpare taş direk der; bugün on dört sütun kalmıştır. Dündar, revakların en kuzey ucundaki kemerlerin bugün duvara bindiğine, avlu duvarı ile revak duvarları arasında derz sıralarının birbirini izlemediğine ve Gabriel'in son onarım öncesi planında bu duvarın görünmediğine dikkat çekerek, avluyu kuzeyden kapatan duvarın özgün olmadığı ve kemerlerin eskiden gömme sütunlara bindiği sonucuna varır. Bugünkü dershane-mescit 7,90 x 7,83 metre ölçüsündedir ve belgedeki ölçüden epeyce küçüktür; odaların ölçüleri ise bugünkülere oldukça yakındır.

Hüsameddin'e göre medresenin müderrisliği Amasya müftülerine verilmişti ve ilk hocası ünlü Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi'ydi; aynı yazar on dokuzuncu yüzyıl sonuna kadar belli başlı müderrislerin adlarını da vermiştir. Medrese 1591 ve 1668-69 depremlerinde zarar görmüş, 1939 ve 1943 depremlerinde önemli bir bölümü yıkılmış, 1950'lerden 1971'e kadar süren Vakıflar onarımlarıyla ayağa kaldırılmıştır. Bugün Amasya İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılır.

İmaret

Camiden doğuda duran "L" planlı yapı külliyenin aşevidir. Dikdörtgen mekânlarının üstü tonozlu, avluya bakan yüzlerinde sütunlara dayanan, sivri kemerli ve küçük kubbeli revaklar vardır. Yapı uzun süre askerî depo olarak kullanılmış ve belki de değişikliğe uğramıştır; Eyice bu yüzden bazı bölümlerin hangi ihtiyaca cevap verdiğinin anlaşılamadığını yazar. Topkapı Sarayı arşivindeki belge bu belirsizliği büyük ölçüde giderir: imaret orada tek bir adla anılmaz; işlevleri açıkça belirtilen beş ayrı birim olarak sayılır. Dündar'ın okuyuşuyla bu birimlerin ölçüleri ve işlevleri şöyledir.

  • Mut'imehane (yemekhane): 14 x 14 zira' (yaklaşık 10,6 m); önünde, talebenin yemekten çıkınca el yıkayıp su içmesi için bir şadırvan vardı. Bugün yaklaşık 10 x 9 metre ölçüsünde, ortasında kare bir ayak bulunan tonozlu bir mekândır; kuzeydeki revaktan basık kemerli bir kapıyla girilir ve doğusundaki mutfağa bir servis penceresiyle bağlanır.
  • Matbah (mutfak): 18 x 14 zira'; ortasında iki direk, bir yanında üç kubbe; iki "müsafir ocağı" ve her kazana ayrı bir lüleden akan su. Bugün 10,87 x 17,25 metre ölçüsündeki mekânın güney yarısı tepeleri açık, fenerli üç kubbeyle, kuzey yarısı tonozla örtülüdür.
  • Kiler: 16 x 16 zira'; içinde beş gözlü bir dolap bölümü (ikisi pirinç için, üçü başka ihtiyaçlar için). Bugün 8,85 x 10,22 metre ölçüsündedir, duvarlarında altlı üstlü otuz dört dolap nişi bulunur.
  • Fırın: 16 x 14 zira'; içinde iki gözlü anbar ve ocağında kazganına su akıtan bir lüle. Günümüze ulaşan ocak batı duvarındadır, mekân ortadan bir kemerle ikiye ayrılmıştır; belgedeki dolap nişi bugün yoktur.
  • Ahır: 24 x 16 zira'; kapısının önünde, misafirlerin atlarına su vermek için bir çeşme vardı ve çeşmenin suyu mahalleye de yeterdi. Çeşmeden bugün iz kalmamıştır. Mekân bugün 16,50 x 11,30 metre ölçüsündedir ve iki yuvarlak kemerle desteklenen beşik tonozla örtülüdür; kuzeydeki kapı bir atın rahatlıkla girebileceği yükseklik ve genişliktedir.

Hüsameddin'in verdiği bilgilerden, belgedeki fırın ve ahır bölümlerinin on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılın başlarında tabhane (misafirhane) ve askerî silah deposu olarak kullanıldığı anlaşılır. Ahırın üst örtüsü ve revakı 1939 depreminde çökmüş, muhtemelen 1940'larda onun yerine helalar yapılmış, 1952-1971 onarımlarında bu helalar kaldırılarak bugünkü revak kurulmuştur. Evvelce çok harap olan aşhane-imaret ve tabhane daha sonra onarılarak yurt yapılmıştır.

Beş birimin önünde belgeye göre on bir taş direkli ve on iki kubbeli bir revak uzanıyordu; revak bugün de on bir sütunludur, ancak on kubbelidir. Dündar bu farkı onarımlardaki değişikliğe ya da kubbe sayısının bir fazla yazılmasına bağlar. Matbahın arkasında odun için bir ev (dört bin yük odun alırdı), onarım malzemeleri için bir ev, 300 müd arpa alan bir anbar ve 150 müd buğday alan bir anbar daha yer alırdı. Hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Vakfın gelirlerine ve imaretin ekonomik düzenine ayrıca değinen ayrı bir yazı sitede bulunduğundan, burada ayrıntıya girilmemiştir.

İmaretin büyük salonunda 2010'dan beri Minyatür Amasya (Maket Amasya) Müzesi yer alır. Müze, 1914'te çekilmiş bir fotoğraftan esinlenerek hazırlanmış tarihî kent maketidir; yapımı 2008'de Amasya Valiliği eliyle başlamış, yaklaşık iki yılda tamamlanmıştır.

Avludan Kaybolan Yapılar

Belgede bunlardan başka, bugün hiçbir izi kalmayan birkaç yapı daha sayılır. Muallimhanenin tabhanesi 10 x 10 zira' (yaklaşık 7,58 m) ölçüsündedir ve 10 x 8 zira'lık bir dış sofası vardır; belge muallimhane hakkında başka bilgi vermez ve avluda yerini de belirtmez. Dündar bunun, Hüsameddin'in on dokuzuncu yüzyıl sonu için ahırın önünde, batıya bakan ve hattatlara ayrılmış bir "Dârü't-ta'lîm" (Islah-ı Medâris Komisyonu odası) olarak tarif ettiği yapı olabileceğini düşünür.

Büyük şadırvanın ayağında, her birinde bir lüleden su akan dört bölmeli bir hela bulunuyordu; suyun akış yönü ve Gabriel'in planı bunun avlunun kuzeydoğusunda olduğunu gösterir. Mut'imehanenin önündeki şadırvan da kaybolmuştur.

Şehzade Osman Türbesi

Caminin güneydoğusunda, kıble duvarı hizasında kare planlı, tek kubbeli bir türbe bulunur. Kesme taş ve üç sıra tuğla hatıllı teknikle yapılmış, önünde ahşap bir giriş saçağı vardır. Kapısı üzerinde ebced hesabıyla 919 (1513) yılını veren, bugün olmayan bir kitabesi vardı. Dündar'a göre Topkapı belgesinin on beşinci yüzyıl sonuna ait olduğunu düşündüren gerekçelerden biri, belgenin bu türbeden hiç söz etmemesidir.

Türbe, Şehzade Ahmed'in oğlu Şehzade Osman'a atfedilir. Kaynaklarda bir çelişki vardır: Eyice, Osman'ın 1513'te Yavuz Selim tarafından öldürtüldüğünü yazar; yerel yayınlar ise onu "küçük yaşta ölen oğlu" diye anar. Eyice ayrıca bugün türbede sanduka bulunmadığını, oysa Uzunçarşılı'nın burada mermer bir sandukadan söz ettiğini belirtir. Bazı rehberler ise türbede tek sandukalı bir mezar bulunduğunu yazar.

Şadırvan ve Duvar Resimleri

Caminin kuzey avlusundaki şadırvan, 12 ahşap sütunun taşıdığı sivri kemerlere oturur; dışta kurşun kaplı piramit biçimli sivri bir külahla, içte bağdadi kubbeyle örtülüdür. Eyice şadırvanın esasının eski olduğunu, ancak geç devirlerde yenilendiğini yazar. Belgeye göre on beşinci yüzyıl sonunda bu yerde "ali", yani büyük diye nitelenen bir şadırvan vardı ve havuzunun çapı sekiz, ortasındaki çanağın çapı iki buçuk zira'ydı; Dündar'a göre bugünkü şadırvanın havuzu ve çanağı özgündür, örtüsü ise on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına aittir.

Kubbedeki resimlerin ustası, Ayşe Nermin Uz Taşkesen'e göre Zileli Emin adlı halk ressamıdır; resimlerde imza bulunmaz ve atıf üslup özelliklerinden yapılır. Kubbe göbeğindeki altı kollu yıldızın kolları arasında okunan Hicrî 1289 Şaban tarihi, resimlerin Ekim 1872'de yapıldığını gösterir; bu, aynı sanatçının Merzifon'daki Kara Mustafa Paşa Camii şadırvanından (1875) üç yıl öncesidir ve Merzifon'daki kubbede sanatçının adı yazılıdır. Zileli Emin'in Amasya Gümüşlü Camii'nde, Merzifon'daki Sofular ve Paşa camilerinde, Zile'de Şeyh Ethem ve Şeyh Nasreddin yapılarında ve bazı Tokat konaklarında da çalıştığı bilinir.

Resimler 2006'da restore edilmiştir. Kubbenin özgün sıvası iki katmandır: altta tuğla tozlu pembe horasan harcı, üstte bir iki santim kalınlığında beyaz ince sıva. Resimler toprak boya pigmentleriyle, yani demir oksit kırmızı, oksit sarı, krom oksit yeşil, ultramarin mavi, siyah ve gri renklerle yapılmıştı. Şadırvan ırmak kıyısında ve neme açık bir yerde durduğundan boyalar ve sıva yer yer dökülmüştü; sıva malzemesi ODTÜ'de analiz edilmiş, ahşap bağdadi çıtalarla sıva arasındaki boşluklara enjeksiyonla harç verilmiş, izleri ve eski fotoğrafları belli olan bölümler koruma kurulunun onayıyla tamamlanmış, iz bulunmayan bölümler olduğu gibi bırakılmıştır.

Kubbe göbeğinde altı kollu yıldızı 16 dilimli bir çarkıfelek kompozisyonu çevreler. Kubbe eteğindeki yazı kartuşlarında altı büyük şemse madalyonda "Namaza acele ediniz, vakti geçebilir; tevbede acele ediniz, ölüm gelmeden önce" anlamındaki hadis, küçük oval madalyonlarda ise Ra'd Sûresi'nin 24. ayeti yazılıdır. Resim şeridi, İstanbul'dan Amasya'ya taşınmış bir görüntü sunar: buharlı bir gemi, bir yelkenli ve dubalarla taşınan iki köprüyle Haliç; Uz Taşkesen'e göre bu köprüler eski Galata ve ilk Unkapanı köprüleridir ve yakındaki kırmızı bayraklı kule büyük ihtimalle Galata Kulesi'dir. Ardından Süleymaniye, Beyazıt ve Ayasofya camilerinin arasından yükselen Beyazıt Kulesi ile tarihî yarımada panoraması gelir. Meyve ağacının yanında başında saat sekizi gösteren taçlı bir kadran bulunan bir taht ve içinde bir gül vardır; Uz Taşkesen bunu Osmanlı hanedanının sekizinci padişahı II. Bayezid'e bir gönderme olarak yorumlar. Bu yorum bir varsayımdır, yazıyla desteklenmez.

Şeridin geri kalanında günlük yaşamdan sahneler sıralanır: ibrik içinde çiçek demeti, tahtırevan araba, ağaçta kuş evi, su dolapları, tarım aletleri, hurma ve limon ağaçları, hokka ve divit ile yazı çekmecesi, kale ve top arabası, Anadolu'ya yeni gelmiş bir tren, lokomotifi ve iki vagonuyla. Su dolapları, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Amasya'nın bağ ve bahçelerini, ipek fabrikasını ve un değirmenlerini besleyen sulama düzenini, yabancı seyyahların da yazdığı bir görüntüyü yansıtır. Daha önce çatal ve bıçak sanılan nesnelerin restorasyon sırasında tırmık, kürek, dirgen, tırpan ve yaba gibi tarım aletleri olduğu anlaşılmıştır. Baldaken türbe için Seyyid Ahmed Rifâî türbesi ihtimali öne sürülür; tasvirlerin hepsi için kesin bir açıklama yapılamamıştır.

Muvakkithane

Caminin kuzeybatısında, medresenin kuzeyinde tek odalı, kareye yakın dikdörtgen bir yapı vardır. Namaz vakitlerinin güneş ve aletlerle belirlendiği yer burasıdır. Giriş kapısı üzerindeki beş satırlık talik yazılı manzum kitabeye göre Kapancızâde (Aytekin'in yazımıyla Kaptancızâde) Hacı Hüseyin Zeki Efendi tarafından Hicrî 1256'da (1840) yaptırılmıştır. Bazı kaynaklar 1842 der; Hüsameddin 1258 tarihini verir ve Gabriel ile Aslanapa da 1258 (1842) yazar. Yapı üzerinde ikinci bir kitabede 1255 tarihi okunur. Bütün bu tarihler 1840 civarında toplanır. Hacı Hüseyin Zeki Efendi muvakkithane ile birlikte bir kütüphane ve şadırvan yaptırmış, mülkünü de vakfetmiştir.

Eyice yapıyı "Tanzimat üslubu", Günsel Renda ise "Ampir üslubu" olarak niteler. Üç basamakla çıkılan girişte iki ahşap sütun üzerinde büyük bir Bursa kemeri vardır; kırma çatılı yapının ön yüzünde ve yanlarında üçgen alınlıklar S profilli saçaklarla gövdeye oturur ve ön alınlıktaki madalyonda iki "Maşallah" yazılıdır. Renda'ya göre sütunlu revak ve kare plan Osmanlı'da türbe ve kütüphane yapılarında da uygulanmış, ancak bunların çoğu kubbeyle örtülmüştür; sütunlu ve üçgen alınlıklı cepheler ise II. Mahmud döneminde kagir kamu yapılarında yaygındır.

İç mekânın güney ve kuzey duvarında ikişer, doğu duvarında bir pencere vardır. Girişin karşısındaki batı duvarında barok süslemeli bir niş ve iki yanında küçük dolaplar bulunur; yapı kütüphane olduğu dönemde bu dolaplarda kitaplar, muvakkithane olduğu dönemde zaman ölçer aletler saklanmıştır. Renda, on dokuzuncu yüzyılda Avrupa yapısı saatlerin yaygınlaşmasıyla yapının hem ezan vakitlerini bildirdiğini hem de saat ayarı ve saat tamiri işlerini üstlendiğini düşünür. Tavan eteğinde yaklaşık 30 santim genişliğinde bir resim şeridi çepeçevre dolanır (bir tez şeridi 70 santim olarak verir): ağaçlar arasında evler, cami, türbe, otağ, köprü, kale, kır manzaraları ve çardaklar. Batı duvarındaki nişte perde motifiyle çerçevelenmiş havuzlu bir bahçe tasviri vardır. Pencerelerin üzerindeki barok kartuşlu madalyonlarda dört halifenin, Hasan ile Hüseyin'in adları yazılıdır; güney duvarda Âl-i İmrân Sûresi'nin Zekeriyyâ'nın mihraba girişini anlatan ayeti okunur.

Güney duvardaki şeridin ortasında külliyenin kendisi resmedilmiştir: beş bölümlü son cemaat yeri, iki minare ve kubbenin yanındaki iki kule. Resimde muvakkithane ve şadırvan yer almaz; Aytekin bunu muvakkithanenin henüz yapılmakta olduğuna işaret eder biçimde yorumlar. Doğu duvardaki şeritte merkezde yüksek duvarlı, geniş kubbeli bir cami görülür ve bunun Amasya Gümüşlü Camii olduğu düşünülür; sağında Amasya Kalesi'nden esinlenmiş olabilecek bir kale vardır. Merdivenle çıkılan, sütunlu bir yapı için Renda namazgâh ihtimalini anar. Aytekin'e göre bu resimler minyatür geleneğinden kopmaz, Batılı resim anlayışını da benimser; önemli sayılan yapılar daha büyük gösterilmiş, ağaçlarla derinlik verilmeye çalışılmıştır. Aytekin, Anadolu muvakkithaneleri arasında geç dönem duvar resimlerinin günümüze ulaştığı tek örnek olarak bu yapıyı gösterir.

Resimlerin ustası bilinmez. Arık, ressamın Mehmed Emin Kutsal olduğunu aktarmıştır; Renda bu bilgiyi düzeltir, Kutsal'ın yalnızca bazı boyaları onardığını ve onarımın o sırada Amasya Müzesi'nde görevli Muammer Ülker'in gözetiminde özgün renklere bağlı kalınarak yapıldığını yazar. Aytekin, üslup farkı nedeniyle muvakkithane resimlerinin Zileli Emin'e de ait olmadığı, başkent üslubunu iyi bilen bir halk sanatçısının eseri olduğu kanısındadır ve süslemeleri on dokuzuncu yüzyıl ortasına tarihler. Yapı bir dönem kütüphane, bir dönem mescit olarak da kullanılmıştır; bugün cami görevli odasıdır.

Yapı 1960-61'de Vakıflar tarafından onarılmış, 2016-2019 restorasyonunda ise Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü çalışmıştır. Aytekin, 2022 ve 2023'teki incelemelerinde mevcut durumu Renda'nın 1976 makalesi ve sonraki tezlerdeki fotoğraflarla karşılaştırmış; vazolu çiçeklerin ve çiçek sepetinin sıvanarak kapatıldığını, ağaçların ve tepelerin birçoğunun değiştirildiğini, doğu şeridindeki kubbe alemlerinin silindiğini, gökyüzünün yeniden boyandığını ve batıdaki tüfek ile kılıcın yalnızca top arabasına indirgendiğini yazmıştır. Aytekin bu müdahaleleri ICOMOS ilkelerine göre doğru bulmaz; bu, makalenin yazarına ait bir değerlendirmedir ve restorasyonu yürüten kurumun görüşü kaynaklarda yer almaz.

Sonradan Eklenenler

Külliye yüzyıllar boyunca yeni hayratlarla genişledi:

  • 1782-83: Hacı Ali Ağa, kışın sıcak su ile abdest alınabilsin diye caminin ırmak tarafına musluklar ve su ısıtma yeri yaptırdı.
  • 1813: Ayşe Hatun bir şadırvan yaptırdı (Dündar dipnotunda 1812 verir).
  • 1820-21: Hacı Osman Ağa bir sebil yaptırdı; Dündar bu sebilin caminin batısında bir kar sebili olduğunu ve yaptıranın Hassa teberdarlarından Kâtipzâde Hacı Osman Ağa olduğunu yazar.
  • 1840: Kapancızâde Hacı Hüseyin Zeki Efendi muvakkithane-kütüphane ile bir şadırvan ekletti.
  • 1909-1911: Yamuk Osmanzâde ailesi vasiyeti üzerine avlu duvarı dibine bir kütüphane ve özel olarak getirilmiş su için yeni bir şadırvan yapıldı. Dündar, 1911'de Mehmed Hamdi Efendi'nin İbtidâî Mektebi'nin batısındaki duvarın önüne bir şadırvan yaptırdığını da kaydeder.

Depremler, Taşkınlar ve Onarımlar

Amasya bir deprem ve taşkın şehridir; külliye de bunu defalarca yaşadı. Dündar, şehrin deprem kuşağında yer almasının yapıların özgün biçimleriyle günümüze ulaşmasını güçleştirdiğini yazar.

  • Kasım 1590 (999 Muharrem): Zelzele camiye büyük zarar verdi; kubbe ve kemerler, imaretin kubbeleri kısmen yıkıldı ve hemen onarıldı. Dündar'ın makalesi aynı depremi 1591 olarak anar.
  • 1668-69: Kubbeler yıkıldı, iki minare eğrildi, imaret ve tabhanenin kubbeleri çöktü. Mütevelli Merzifonî İbrahim Ağa bir yıl içinde bütün hasarı giderdi.
  • 1939: Erzincan depremi, son cemaat yerinin bazı kemer ve kubbelerini yıktı. Cami 1952'ye kadar ibadete kapalı kaldı. Medrese de bu depremde zarar görmüştür.
  • 1943: Dündar'ın dipnotuna göre Çorum'da meydana gelen ikinci büyük deprem yapılara yeniden zarar verdi.
  • 1952-1971: Vakıflar Genel Müdürlüğü onarımları; son cemaat yeri tamamen yenilendi, imaretin ahırındaki çöken revak yerine helalar yapılmış, sonra bunlar kaldırılıp bugünkü revak kurulmuştur. Eyice 1960'lardaki tamirin "başarılı olduğu söylenemez" olduğunu yazar; kemerlerin hatalı onarıldığını belirtir.
  • 1980: Yeşilırmak taşkını; cami içinde 70 cm yüksekliğinde bir birikinti oluştu. Eyice külliyenin, Edirne'dekine benzer biçimde, ırmağın taşkınlarından zaman zaman zarar gördüğünü ve hâlâ gördüğünü yazar.
  • 2016-2019: Vakıflar Tokat Bölge Müdürlüğü restorasyonu. Çalışma sürerken Vakıflar arşivinden caminin 1939 sonrası özgün fotoğrafları ortaya çıkmış ve proje güncellenmiştir. Muvakkithane duvar resimlerine yapılan müdahaleler ise sonradan tespit edilmiştir.

Ziyaret Bilgileri

Külliye Amasya il merkezinde, Yeşilırmak kıyısında, istasyona giden Ziya Paşa Bulvarı üzerinde, Hacı İlyas Mahallesi'ndedir ve Şehzadeler Gezi Yolu'nun kıyısında yer alır. Şehir merkezinden yürüyerek ulaşılabilir. Cami ibadete açıktır; namaz vakitlerinde ve kıyafet konusunda cami görevlilerinin yönlendirmesine uymak gerekir. Restorasyon sonrası açık saatler değişebileceğinden önceden sormakta yarar vardır. Minyatür Amasya Müzesi imaretin içindedir; çalışma saatleri ve giriş ücreti zamanla değiştiği için güncel bilgi müzeden ya da Amasya Müzesi'nin resmî sayfasından alınmalıdır.

Külliyede ayrıntılı bakılacak yerler arasında iki farklı minare, taçkapının mukarnasları, ahşap pencere kanatları, şadırvan kubbesindeki 1872 tarihli resimler, muvakkithanenin iç şeridi ve imaretin tonozlu mekânları sayılabilir. Aynı yılların yapılarından biri Mehmed Paşa Camii'dir (1486); batıda, belgenin "Gök Medrese tarafı" dediği yönde Yörgüç Paşa'nın 1431 tarihli külliyesi bulunur. Sitemizdeki ilgili yazılara bakılabilir.

Kronoloji

1454: Yedi yaşındaki Şehzade Bayezid Amasya sancakbeyliğine atanır.

1481 (Eylül): Hüseyin Hüsameddin'e göre külliyenin inşası başlar; başlangıç tarihi tartışmalıdır.

1485: Hüsameddin'e göre sıbyan mektebi yaptırılır (890).

1486 (Temmuz): Kitabeye göre cami tamamlanır (Receb 891).

1496 (Ocak): Külliyenin vakfiyesi yazılır.

1513: Şehzade Osman Türbesi'nin kitabesi bu tarihi verir.

1590 (Kasım): Büyük deprem.

1668-69: Büyük deprem; mütevelli İbrahim Ağa onarır.

1840: Muvakkithane-kütüphane ve ikinci bir şadırvan.

1872 (Ekim): Şadırvan kubbesindeki duvar resimlerinin tarihi.

1883: Sıbyan mektebi İbtidâî Mektebi'ne dönüşür (Hüsameddin).

1939: Erzincan depremi.

1952-1971: Vakıflar Genel Müdürlüğü onarımları.

2006: Şadırvan duvar resimlerinin restorasyonu.

2010: Minyatür Amasya Müzesi imarette açılır.

2016-2019: Vakıflar Tokat Bölge Müdürlüğü restorasyonu.

Kaynakça

Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:

  • Semavi Eyice, "Beyazıt II Camii ve Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 6, İstanbul 1992 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
  • Abdulkadir Dündar, "Bir Belgeye Göre Amasya II. Bayezid Külliyesi", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XLIV/2, 2003, s. 131-172.
  • Füsun Aytekin, "Amasya II. Bayezid Külliyesi Muvakkithanesinin Duvar Resimlerinin Tarih ve Usta Sorunsalı ile Son Restorasyonu Üzerine Bir Değerlendirme", akmb.gov.tr üzerinde yayımlanan makale, s. 150-179.
  • Ayşe Nermin Uz Taşkesen, "Amasya II. Beyazıt Camisi Şadırvanı Duvar Resimlerinin Restorasyonu ve İkonografik Çözümlemesi", Vakıflar Dergisi, 35, Haziran 2011, s. 177-189.
  • "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5 (dergipark.org.tr).
  • Kültür Portalı, "İkinci Bayezid Külliyesi" (kaynak olarak Muzaffer Doğanbaş, Amasya II. Bâyezid Külliyesi, Amasya Valiliği Yay., Ankara 2010 gösterilir), kulturportali.gov.tr. kulturportali.gov.tr
  • Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Sultan II. Bayezid Külliyesi", amasya.ktb.gov.tr.
  • Yusuf Ormankıran, "II. Beyazıt Camii ve Külliyesi", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2020.
  • Amasya Valiliği, "Valimiz Sultan II. Bayezid Külliyesi'nde Büyük Ölçüde Tamamlanan Restorasyon Çalışmalarını Yerinde İnceledi", amasya.gov.tr; Anadolu Ajansı, "Amasya'daki 531 yıllık külliye restore ediliyor".
  • TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bayezid II" ve "Hayreddin, Mimar" maddeleri.
  • Kültür Envanteri (kulturenvanteri.com): II. Bayezid Medresesi, İmareti ve Muvakkithanesi sayfaları; Minyatür Amasya Müzesi (Vikipedi, Türkiye Turizm Ansiklopedisi).
  • Günsel Renda, "Amasya II. Bayezit Külliyesindeki Muvakkithane", Sanat Tarihi Yıllığı, VI (1974-75), s. 181-206; İ. Aydın Yüksel, Osmanlı Mimarisinde II. Bayezid Yavuz Selim Devri, V, İstanbul 1983 (Dündar ve Aytekin aracılığıyla anılan eserler).

Çevrimiçi kaynaklar