
Rubâî 35 — Cūyende-i esbāb-ı beḳā ehl-i ḥayāt
Ölüm ve arzu: kalıcılığı arayıp ölümün yüzünden kaçan insan, yokluğun elçisi olan arzular ve lezzetler evini lezzetle gelerek yıkan ölüm üzerine bir dörtlük.

Ölüm ve arzu: kalıcılığı arayıp ölümün yüzünden kaçan insan, yokluğun elçisi olan arzular ve lezzetler evini lezzetle gelerek yıkan ölüm üzerine bir dörtlük.

Mahsulü alınmış bağ, gelen yaprak dökümü, sönmeye başlayan kandil ve "eyvah, çerağımdaki yağım bitdi" diye biten bir ömür: yaşlılık üzerine bir dörtlük.

Kederli gönüllerde solgun bir mehtap olan ümit ve güneşin şiddetli şevkinin veremediği ılımlı gamın zevki: mehtap ile güneşi karşılaştıran bir rubai.

Sabahı alkışlayan hayat ehli, her gün bir adım daha atan ölüm devi ve kaynağı karanlıkların pınarı olan güneş: gün doğuşuna ters bakan bir rubai.

Tükenen nefes, âh edecek takati kalmamış göğüs, gözde kalan biraz nur ve ölümde bile kesilmeyen vuslat ümidi: bir ölüm döşeği rubaisi.

Saba yelinde vecde gelen yapraklar ve dallar, ahenkle okunan ölçülü bir şiir gibi tabiat ve beşiğin sallanışı gibi her yaprakta uyuyan sevda.

Aynı saba sahnesinden ikinci bir ruh hâli: nazlı bir eğilme ve ölçülü hareketler gösteren dallar ve öpüştükçe çarpıntıyla dolan yapraklar.

Zahid ile rind arasında: dindar olunca sertleşen, rindliği seçince hor görülen bir insan ve her yolun kendine özgü bela bağından bıkış üzerine Farsça bir rubai.

Bilginin gerçek anıtı mezarı değil eseridir: kâmil bir bakışın ziyareti ve bin cahilin toprak öpmesinden değerli bir okuyuş üzerine bir rubai.

Kendini beğenmiş şeriat gösterişçileri, dini hor gösteren rindler ve fasıklar, ikisini birleştiren tezebzüb ve Fâtiha kelimeleriyle bir doğru yol duası.

Eserle anılan ad ve bir Fatiha, mezar üstündeki tekke, kubbe ve sanduka ve adı gelir kapısına çeviren türbe yiyiciler: türbe kültürüne Farsça bir eleştiri.

Dinin kuvveti ve kavmin izzeti olarak irfan, cehalete fayda vermeyen namaz ve oruç ve farzları kılan gafili uyurgezere benzeten bir öğretmen bakışı.

İlim tahsil etmeyenin "konuşan hayvan"a inen tarifi, irfanı kadar konuşan her ağız ve sürekli düzeltilmesi gereken bir terazi olarak bilgi.

Ateşli hastanın idraki gibi vehim olan bilgiler, "efendim" hitabındaki ince alay ve "bana malum oldu ki hiçbir şey malum değil" sözü.

Bir şeyi iki sayfada göstermeyen Allah, yeni yeni görünen eserler ve bu yeniliği ancak inceliğe dikkat edenin görebilmesi: tecelli üzerine bir rubai.

İcazetle çerağ olmak sanısı, yanık ve beyni donmuş bir sûhte, zincirleme vehimler ve ilimden uzak düşmüş bir diploma sahibi: icazetli cahile bir hiciv.

Eşyanın özünü göremeyenin gündüzü olan yeldâ gecesi, meşeye aşılanamayan hurma ve "özüm uymaz özüne" diye biten, biraz yorgun ve biraz alaycı bir veda.

Kendine yakın olanı büyük gören insan, gözün önüne kaldırılan parmak ve parmaktan alçak görünen uzak dağ: bir perspektif bilgisinden çıkan ahlak dersi.

Tam okunamayan bir ilk beyit ve topraktan yaratılmış insana can bağışlayan sözün nereden geldiği sorusu: konuşmanın mucizesi karşısında yaratılıştan gelen hayret.

Hakikati araştırırken yanılan akıl, bugün hak görünüp yarın boş çıkan fikirler ve "eserler tabiatın değil Allah'ındır" hükmü: tabiatçılığa karşı bir rubai.

Allah'ın kılıcının kıpırtısı olan kader, bulutundan coşan boşluk ve ilahî tesirle "ben okyanusum" diyen her damla: vahdet-i vücûd düşüncesi dört mısrada.

Yaratan'ın anlamından birer harf olan zerreler, her türde parlayan başka bir anlam ve sıfatların özeti olan "kevn-i câmi'" insan: kâinat kitabı üzerine bir rubai.

Türlülük ve çiftlik, mutlakta özelleştirme arayışı ve sıfatların hakikatini ancak İslam'ın bildiği yolundaki sert hüküm: ilahî sıfatlar üzerine bir kelâm rubaisi.

Çoluk çocuk izi olmayan o mutlu zamanın özlemi ve sakin oturan adamı dolabını çevirip kucağına çeken devran: evlilik ve dünya rubailerinin ilki.

Dalga dalga kurulan bela sürüsü, tecride yürütülen alaylar ve gıyabi bir nikâhla dünyaya eş edilen şair: dünya ile evlilik üzerine hicivli bir dörtlük.

Toprağa bağlanarak onu aydınlatan ilahî bir tecelli nuru ve görünür âlemde kendini göstermek için ona aynalık eden birkaç eski beden: ruh ve beden üzerine.

Gonca ağızlı ve yumuşak sözlü olmayan bir kadın, Hızır olsa bile kaçacak koca ve cennet olsa bile hüzün evine dönen ev: evlilik dizisinin sert bir halkası.

Sevgisiz bir kadın olan dünyadan doğan baş ağrısı evlatlar ve dünyayı namahrem bilip selam vermeden gelip geçen Allah erleri: evlilik benzetmesinin en sert hâli.

Sevgilide aranan bütün niteliklerin yokluğu, ruh hafifliği olmayan ama iffetli bir eş ve gönül hatırı için yüklenilen bir yük: dizinin daha yumuşak bir dörtlüğü.

Zehirle geçen bir hayat, eş olan hayat yılanı ve dert ortağı olmayıp derde dönüşünce Âdem'e bile yük olan Havva: evlilik rubailerinin sonuncusu.

Sevgilide aranan niteliklerden yoksun ama iffetli bir eş, önceki bir dörtlüğün yeniden yazımı ve "nasibe bu çıktı, yâ hû" diye gelen kabul.

Misafirini lütufla alıp kahırla kovan dost görünüşlü düşman ve bugünkü gülümsemesine aldanılmaması gereken, insanı çıplak ve ağlayarak kovan cihan.

Yaprağı, meyvesi, bülbülü, gülü ve dikeni olan dünya bahçesi ve bahar çiçeklerinin yanında yılanı da bulunan bir gezinti yeri: "var" redifli bir rubai.

Hiçbir âşığa vuslat vermeyen dünyanın iffeti, salınışına bakıp onu hafifmeşrep sanan gaflet ehli ve geleneksel benzetmenin tersine çevrilmesi.

Oku ve kirişi, nuru ve ateşi olan bir sâhire ve hayrı ile şerri, faydalısı ile zararlısı bir arada olan zıtların aynası cihan: dünyayı büyücüye benzeten rubai.

Tek bir neşeden doğup birbirinin yolunu kesen erkekler ve kadınlar, kendi hastası ve hekimi olan insan ve kendindeki zehir ile panzehir üzerine vezin dışı bir dörtlük.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.