
Rubâî 71 — Bilmem ki cehūl olması mı itdi ẓalūm
Ahzâb suresindeki "zalûm ve cehûl" nitelemesi: cehaletin mi zulme, zulmün mü cehalete sebep olduğu sorusu ve ilimle uğraştığı hâlde değişmeyen insan.

Ahzâb suresindeki "zalûm ve cehûl" nitelemesi: cehaletin mi zulme, zulmün mü cehalete sebep olduğu sorusu ve ilimle uğraştığı hâlde değişmeyen insan.

Korku ve ümitten geçmek, sağken ölümü içmek ve keşif ile zevkin neyle ayırt edileceği sorusu: tasavvufun iki iddiasına bir kelâm hocasının şüphesi.

Keşif ve zevk tartışmasının devamı: "âlemi küçümsüyorsun" itirazı, laf u söz olmadan anlaşılamayacak nakiller ve vehimle zevk sanmaya karşı söze dayanan akıl.

Otuz yıllık öğretmenliğin sonunda bir sitem: dış dünyada eşit pay alan nur ile karanlık, iç dünyada üstün gelen kınanacak hâl ve sözü anlamayan öğrenciler.

Gurbette evlenenin aşına su katılması, birinin övdüğünü ötekinin yermesi ve evliliğin yazılıp silinen bir taş tahtaya benzetilmesi: "Mudhike" başlıklı bir şaka.

Köyde yaşama öğüdü, şehirdeki "madam" bolluğu ve tahsil için Avrupa'ya gönderilen gençlere dair açık saçık bir kelime oyunu: "Diğer" başlıklı güldürü.

Oynayan çocuğu incitmeme öğüdü, büyüklerin kendi oyun günlerini hatırlaması ve çocuklar için oyunun genel bir kanun, "kânûn-ı umûmî" sayılması.

Dünyadaki nasibi elde etme öğüdü, Kasas suresindeki "nasibini unutma" ayeti ve "dünya neme lazım" tavrına karşı en çetin mesele olarak geçim.

Meclisin ahengine dem tutmak, insan yolunu tutmak, ahirette yer tutmak ve yolculuktan önce davranmak: "tut" redifiyle kurulmuş Türkçe bir deyim oyunu.

Çocuğa dünyanın iyisini ve kötüsünü önceden anlatma öğüdü ve çocuğu, düzeltilmesi geciktirilmemesi gereken bir nüshaya benzeten bir öğretmen bakışı.

Bilginin bile tam kavrayamadığı rızık anlamı ve taneyi, toprağı, suyu, güneşi, havayı ve insan gücünü yaratmak olarak rızık vermek: Rezzâk adı üzerine.

İnsanın kendi türüne nasıl davrandığına dair bir şart cümlesi ve burada haşereler, orada mahşer azabı arasında huzur bulamayan insan; ilk beyti kesinleşmeyen bir rubai.

Peygamber'in livâü'l-hamd sancağı olan iman, altındakilere yaydığı safa gölgesi ve bu sancağa gönüllü yazılanın mahşer saltanatına adaylığı.

Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'yi anan kıt'a: önce mezar toprağını öpme önerisi, ardından gelen düzeltme ve yüceliği bir kişiye değil şeriata bağlayan son mısra.

Günden güne yok olan farz ve sünnet, hastalıkla deliliğe yoldaş olan akıl, en uzak hedef olarak duyu şehveti ve masal sayılan cennet safası: karamsar bir çağ eleştirisi.

Dışı süslü içi karışık bir çiçek demeti ve üflenip yapılan, parıltısız sönen şeffaf balon: küfrü sabun köpüğünden bir balona benzeten rubai.
![Rubâî 86 — Şübbān ki çocuḳlu[ḳ]dan olurlar bīdār](https://amasya05.com/storage/gallery/1c54740c8cfec9381fbf778479e8c731.jpg)
Çocukluktan uyanıp eski çevreden bıkan gençler, Batı'ya meyleden yenilikçiler ve yeni sandığı bir tarikatta karar kılanlar: gençlik dizisinin ilk rubaisi.

Kadim bir kanun olarak teceddüd, hükmünün en açık görüldüğü gençler ve çevreden ışık alıp insanda yeni duygular doğuran gençlik: yenileşme üzerine.

Bedendeki kana benzeyen emel, gençlikte kuvvetli yaşlılıkta sarılık gibi solgun ve her afete kalkan olan kanın kuvveti: gençlik dizisinin son rubaisi.

Kendi rahatıyla mutlu olamayan, çevresini refah içinde görmek isteyen ve bir susuzun âhı karşısında Fırat suyunu azap sayan bir şair.

İki saç örgüsü gibi kavuşan gök ile toprak, Leylâ adındaki gece, göz kırpan yıldızlar, lamba tutan ay ve birer birer sıvışan seyirciler: şakacı bir gece kıt'ası.

Bolluk kaynağı isteyen hırslı ile set çeken hasetçi ve hayvanı hırslı bir beden, insanı yücelik bağışlayan bir ruh olarak tanımlayan iki soru.

Saba ile dalgalanan yeşillik, o güzelliğe hasret çeken yeşil etek ve eteklerinin dokunuşuyla iz bırakan gülüşen periler: rüzgârın çimendeki izleri.

Evde Kur'an okuyan küçük oğul Sâfî, ince ve hüzünlü sesindeki nağmeler ve sinirlere dokundukça babasının ruhuna can veren bir dinleyiş.

Mevlid kadar ziyaretçisi olan mezar, Fatiha okunmadan geçilemeyen yazar, mevlidhan kuşlar ve bülbül sesinde tekbir: Mevlid ve sahibi üzerine vezin dışı bir rubai.

Sevgilinin yüzünün yansımasıyla aydınlanan göz, gül bahçesine dönen gönül ve göz bebeğine oturan çocuk çevresinde saf tutan kirpikler: Farsça bir göz rubaisi.

Kıskanç şairler zümresi, şiir gibi rağbet görmeyen insaflı şair ve düzgün sözlerin arkasındaki düşünceyi yoklama öğüdü: şairler üzerine vezin dışı bir rubai.

Allah'ın nurlarını yansıtan bir ayna olan tabiat ve bir zerreyi bile güneş gibi gösteren parlaklık: "tab'ıñ" redifli, muhatabı belirtilmemiş bir övgü.

Önceki bir Farsça rubainin yeni yazımı: gül bahçesine dönen gönül, göze kondurulan öpücük ve dudağın ateşiyle titreyen göz bebeği, "merdümek".

Sağken şairler mecmuasında bulunmama kararı, mahşerde de görülmek istenmeyen yüzler ve meş'ar, ma'şer, mahşer ses oyunu: antolojiye karşı bir dörtlük.

Aşka yeterince heveslenmiş gönül, kara kâkül sevdasının sonu, yumuşak bir gözyaşıyla temizlenen geçmiş ve bütüne hüküm veren güzel son: gönle bir tövbe öğüdü.

Kulak ile ses, göz ile ışık, burun ile koku, nimeti nimetle değerli kılan Allah ve gıdadan önce yaratılan iştah: yaratılıştaki uyum üzerine bir kıt'a.

Sevilmediği için ağlayan güzel gözlü bir kıza yazılmış güfte: "ağlasın" redifiyle ağlaması gerekenleri sayan teselli ve gözyaşıyla ağırlaşmış mahmur nergis göz.

"Sakın" redifli siyasi bir kıt'a: başka milletlere güvenilmemesi ve ahitle güven vaat edilse bile silah teslim edilmemesi uyarısı, dönemin polemik diliyle.

Eski bir körüğe benzeyen göğüs, kara katran yerine beyaz süt isteyen hasta ve ilacı yukarı kaledeki sütçü yörükten gelen şair: öksürük için doğaçlama bir kıt'a.

Akla yatkın ama sebatı sarsamayan sözler, "mü'minim billâh" ve kesin bilginin kaynağı olarak "Allah dedi, Resul dedi" sözü: tabiatçılara karşı bir iman beyanı.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.