
Gazel 283 — Şol ki biñ cān alur ey dil gül gibi bir ḫandeye
Münîrî bu gazelde turfanda yemişe bahşiş verme âdetinden yola çıkarak nar çiçeği dudağa canını verir; zülfü düşkün gönle bakmayan bir efgende, yanağı gecede bir ateş sayar.

Münîrî bu gazelde turfanda yemişe bahşiş verme âdetinden yola çıkarak nar çiçeği dudağa canını verir; zülfü düşkün gönle bakmayan bir efgende, yanağı gecede bir ateş sayar.

Münîrî bu gazelde sevgiliyi damarlarında oturan bir huriye benzetir, göğüste ölen temrene su damlatan gönlü ve Ferhad'ın gözyaşıyla beslenen dağlı laleleri anlatır.

Münîrî bu gazelde sevgilinin katı gönlünü sert granite benzetir, yüz parça gönlü saç örgülerine dağıtır ve göğüsteki kanı yaraya deva diye sürülmüş kınaya benzetir.

Münîrî bu gazelde "cânâneye" ile "cânâ neye" arasında cinas kurar, gönlü bir tarlaya, sevgilinin benini de harap gönülde hazine arayan birine benzetir.

Münîrî bu gazelde göz açıp kapayıncaya kadar yok olan dünyaya bakmanın yazık olduğunu söyler, gözyaşını sele benzetir ve aşkın cezbesinde gerçek padişahlığı bulur.

Münîrî bu gazelde âhının dumanıyla güneşin aynasının kararmasından korkar, gözyaşlarını cihangir bir hükümdarın ordusuna benzetir ve seher duasına sığınır.

Münîrî "ne fâyide" redifli bu gazelde boşuna çabaları sıralar; yoldan çıkmışa Mekke'de doğmanın, ev hırsızına karşı kapıyı kapatmanın faydası olmadığını söyler.

Münîrî bu gazelde gözlerini gönül evinin iki penceresine, söğüt yapraklarını hançere, sinesini de gönül ödağacının yandığı bir buhurdana benzetir.

Münîrî bu gazelde kanlı gözyaşlarını güle ve laleye çevirir, devletin emekle kazanılmadığını söyler ve sevgilinin dudağını beklerken canının dudağa geldiğini anlatır.

Münîrî bu gazelde suçu göz bebeğine yükler, çene çukurunu dibine gölge düşmüş bir kuyuya benzetir ve güzele bakma günahını ezelî bir alın yazısı sayar.

Münîrî bu gazelde yüz yerinden kırık tövbesini bir kez daha bozar, sarhoşluğunu elest kadehine bağlar ve sevgilinin benini gül bahçesinde deste yapan bir çocuğa benzetir.

Münîrî bu gazelde yel, yelmek ve yıl kelimeleriyle ses oyunu kurar, gamzenin öldürüp dudağın dirilttiğini söyler ve gönlü meclis mumunun pervanesine benzetir.

Yalnız Viyana nüshasında bulunan bu gazelde Münîrî sevgilinin ağzını aya düşmüş Süha yıldızına benzetir ve mahlas beytinde adı verilmeyen genç bir şehzadeyi över.

Münîrî bu gazelde sevgilinin güzelliğini iki âlemin perdesini kaldıracak bir güneşe, ayak izinin toprağını sürmeye, gözyaşlarını da sayısız yıldızlara benzetir.

Münîrî bu gazelde sevgilinin benini Âdem'i yoldan çıkaran buğday tanesine, dikilmiş yaralarını yamalı derviş hırkasına, yüzdeki teri de güneşte saklanan çiye benzetir.

Münîrî bu gazelde gözyaşlarını sevgilinin mahallesinde hem dilenci hem yetim sayar ve Duhâ suresindeki yetimi ezmeme, isteyeni geri çevirmeme buyruğunu hatırlatır.

Münîrî bu gazelde murğ-zâr ile murğ-ı zâr arasında cinas kurar, zülfü güzellik ülkesinin perdecisine benzetir ve şehit âşığın mezarını kılıç yapraklı süsenlerle çevirir.

Münîrî bu gazelde servi boyun kıyamet gösteren kerametini anlatır, mumun yanışını bir suçun bedeli sayar ve mezarının üstünde gönül dumanını sancak olarak diker.

Münîrî bu gazelde gülü sevgilinin yanağıyla yarıştırır, "hezâr" kelimesinin bin ve bülbül anlamlarıyla oynar ve sararmış yüzünü gözyaşının yazı yazdığı altın bir levhaya benzetir.

Münîrî bu gazelde zülfün düğümüne zincirlenen gönlü, ölümsüzlük suyunu reddeden âşığı ve levh ile kalemden önce alnına yazılmış aşk kaderini anlatır.

Münîrî bu gazelde amberi kıran kâkülü Hoten miskine yeğler, zülfü sağlam bir ip sayar, servi ile karaağacı sevgilinin boyuna kul eder ve küle dönmeden mumu görmek ister.

Münîrî bu gazelde "gül zârı" ile "gül-zâr" arasında tam bir cinas kurar, zâhidi meyhanenin sırrıyla takılır ve kıl kadar ince bel uğruna canı ortaya koymayı önerir.

Münîrî bu gazelde sararmış yüzünü samanı çeken kehribara, sevgilinin küçücük ağzını güneşte görünen zerreye benzetir ve kafiyeyi baştan sona "-iyyet"li kelimelerle kurar.

Münîrî bu gazelde kötek, yürek, bezek, etek ve bebek gibi Türkçe kafiyelerle rakibin dayağını, ölümün soğuk nefesini ve sevgilinin süssüz güzelliğini anlatır.

Münîrî bu gazelde Muhammed ile Muhammedî, Muhammedî ile Ahmedî arasında söz oyunu kurar; zülfe bağlı kalanla dünya bağlarından soyunanı karşılaştırır.

Münîrî bu gazelde zülfün halkalarını gamzenin okundan korunan bir zırha benzetir, girih ile zırıh kafiyesini işler ve yanaktaki tüyleri Hızır'ın nefesiyle yeşerenlere bağlar.

Münîrî bu gazelde zülfün örttüğü yüzü gündüz tutulan aya, boğumları bağlı neyi kırıkları sarılmış bir yaralıya benzetir ve kısa, halk diline yakın kafiyeler kullanır.

Münîrî bu gazelde kendi gazel söyleyiciliğini Mevlânâ'nın Mesnevî'siyle kıyaslar, sevgilinin sözünü Pehlevî diline benzetir ve hilal kaşı yeni aya bağlar.

Münîrî bu gazelde güneşi sevgilinin güzelliği önünde toprak eder, ayı "müşteri" kelimesiyle hem alıcı hem yıldız yapar ve zülfün şah tüyünü cennet bahçelerine gölge saldırır.

Münîrî bu yedi beyitlik gazelde servi boyun gölgesini "üftâde" kelimesiyle âşık yapar, sevgiliyi külahı yan yol kesici bir Türk'e benzetir ve hüzün kulübesine çağırır.

Münîrî bu gazelde güzellik hazinesini bekleyen yılanı zülfe benzetir, aşkın adı bile duyulmamış belalarını sayar ve gökteki yıldızları âhının yaktığı kabarcıklar diye görür.

Münîrî "gibi" redifli bu gazelde âhıyla gökleri tutuşturur, gamzeleri gönlü delip yaran bir tarağa benzetir ve ölümünden sonra da mumun çevresinde dönen bir pervane olur.

Münîrî "gibi" redifli bu gazelde gözü gönül evinin kapısı yapar, nal izini mihraba, gözyaşını dolap testisine ve titreyen yaşı yanağın güneşinde kıpırdayan civaya benzetir.

Münîrî bu gazelde beni gönül kuşunu tuzağa düşüren yem tanesine benzetir, elif boyun âşığı dâl gibi büktüğünü anlatır ve "al" kelimesiyle hile ile kırmızı arasında cinas kurar.

Münîrî bu gazelde "bitmek" fiilinin sona ermek ve çıkmak anlamlarıyla oynar, ayva tüyüne rağmen sevgiliden vazgeçmez ve mahallenin köpeğinin bile kendisini unuttuğunu söyler.

Münîrî bu gazelde zülfü lâm ile dâl, kaşı nûn yapıp "ledün" kelimesini yazar, gözyaşını selden Ceyhun'a büyütür ve sararan yüzün sevgiliye sunulunca altına döndüğünü söyler.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.