
Manzume 5 — Mülāḳāt itmek üzre nigār-ı nev-bahāra
Sisli dağ, meleklerin serdiği yeşil seccadeler gibi tarlalar, tef çalan çağlayan, bülbüle kulak vermeyen serçeler; bahar tablosu en kâmil güzelliğin gizliliğini sorar.

Sisli dağ, meleklerin serdiği yeşil seccadeler gibi tarlalar, tef çalan çağlayan, bülbüle kulak vermeyen serçeler; bahar tablosu en kâmil güzelliğin gizliliğini sorar.

Cûdî'nin Düğün Evi gazeli: perili dağ gibi düğün evi, def çalan şakacı defçi, "erkeklere karşı zafer" diyen kadınlar, kuşla avlanan kuş, süslenen kızcağızlar ve itme ile çekme.

Hece ölçüsüyle yazılmış tek şarkı: kara çarşaflı, beyaz elli bir güzel, "bu gidiş halka zararlı" uyarısı, bulut altındaki güneş gibi yüz ve "aman ammân" diye haykıran âşık.

Yer ile gök bir sağanakta birleşir, zerreler tandır gibi açılır, ördekler korkar; Yağmur müseddesi İbnü'l-Arabî'nin suda fenâsını anar, Allah'tan başka her şey akıp gider.

Yirmi yıl önce şarap şairlerine taş olarak yazılmış mesnevi: mahkeme diliyle iddia ve ispat, İmrü'l-Kays'tan İbnü'l-Fârız'a şahitler ve "işte kalem, işte âlem levhası" çağrısı.

Cûdî'nin İntizâr manzumesi: kocasını bekleyen gelin, "tiz gelin gelin" söz oyunu, tortusuz gözyaşı ve saç telini telgraf, gözyaşını zarf, gözünü pul yapan bir mektup.

Sonu sönük bir hilal, şehitler, dağ başında nöbet tutan aç nefer, babasını bekleyen çocuk: "ağlarım" redifli şiirde şair, gönül tanıdığı olmadığı için mendiline ağlar.

Muhammed Kâhya'nın köy namazı Vatikan'a karşı: sırmalı ayin elbisesi, uzak gök gürültüsüne benzeyen kilise nağmesi ve tersâ ile ters oyunu, Ma'arrî'den genişletilmiş bir polemikte.

Takvası övülen Zenbilli Ali Efendi ile haçlı ordusunu kışkırtan bir din adamı: İlliyyîn ile Siccîn, Tûbâ ile zakkum karşıtlıklarıyla kurulmuş sert bir polemik kıt'ası.

Cûdî'nin Himmet-i Lâ Tuhût manzumesi: "salâh-âver-i dîn" diye anılan Selâhaddîn, bir avuç askerle yenilen milyonlar, göklerden bir zafer takı ve düşmanlarının bile şahit olduğu fazilet.

"Medeniyet demek" diye başlayan alaycı tanımlar, kadınların toplumsal yeri tartışması ve koparılan çiçek benzetmesi: "Latîfe" başlıklı dört beyitlik nâ-tamâm gazel.

Cûdî'nin "Latîfe" başlıklı dekadan taşlaması: billur gülüş, yasemin renkli zaman, pembe emel, şeffaf nağme, yeşil rüya ve sıcak helvaya dönen sıcak dudak.

Dekadan ifadelerini tırnak içinde açıklayan alaycı bir sözlük: ay aydınlığı, evlenme iması, "leylaklar açarken" ve "zambak öpse" sözlerinin yaşlara çevrilen yorumu.

Rubâ'iyyât bölümü de divan gibi hamdle açılır, ama Arapça: "ni'me'l-mevlâ", her şeyi avucunda tutan en yüce, "hasbî" ve ahiret ile dünyada Allah'a bırakılan iş.

Cûdî'nin Farsça yakarış rubaisi: üç kez tekrarlanan "bârî Hudâ" hitabı, kalpten ve dilden ayrılmayan ad, bugün rahmetle var edilen kulun yarın için rahmet dileği.

Rubailerin ilk Türkçesinde kul düşe kalka kapıya gelir; umudu, bir üfleyişle topraktan Âdem ile Havva'yı var eden kudrete ve günah derdine deva olan lütfa dayanır.

Cûdî'nin Peygamber'e hitap eden rubaisi: Âdem'in oğlu iken Âdem'i doğuran nur, yaratılışın Fâtiha'sının besmelesi ve ceza gününün sonundaki âmin.

Dağda başlayan vahiy, "onun sözü ancak vahiydir" ayeti ve yeryüzünün sabit dağlarını birer minbere çeviren imge: Peygamber'e seslenen Arapça dörtlük, yeri döşeyen Allah'ı anar.

Peygamber'in ruhundaki hayret veren kuvvet, "Kur'an'ı almaya nasıl dayandın?" sorusu ve Arapça "ahsente, bûrikte, bin maşallah" tebriki: vahyin ağırlığı üzerine bir rubai.

"Veccehtu" ile başlayan bir yöneliş, teslim ve salât; güneşin ve dolunayın boy ölçüşemediği bir güzellik. Peygamber'e ikinci Arapça rubainin son mısraı kesinleşmez.

Cûdî'nin Kur'an ile İncil'i karşılaştıran rubaisi: kendini dirilerden sayan Kur'an ve hadis, "İsa diridir" sözüne karşı ne İncil'i ne kendisi meydanda olan bir miras.

Yıldıza tapmayan şair, Yıldız suresini okuyup yere kapanır: Necm suresinin secde ayeti, Arap ileri gelenlerini mest eden i'câz ve sure rubailerinin başlangıcı.

Cûdî'nin Necm suresine ikinci rubaisi: vahiy göğünde yanan bir kandil olan sure, müşriklerin bile secdeye kapandığı i'câz ve müminin saygı alnını yere sürmesi gerektiği sonucu.

Bakara'nın tek bir aşrındaki hikmet on levhaya sığmaz: inişiyle Tevrat'ın yere düştüğü sure ve Musa'nın yere attığı levhalar arasında kurulmuş bir sayı oyunu.

Cûdî'nin Tâhâ suresine yazdığı rubai: yüceliğine hayret edilen sure, "âyet-i kübrâ" sözü ve dinlerken göğe uçan ruh ile yere inen gökler arasında kalan bir hayret.

Tertemiz sahifeler, elçi meleklerin elleri, yalnız temiz ellerin dokunduğu ve şerefli yazıcıların nurla yazdığı kitap: Mushaf'ı öven Arapça rubai Abese ayetlerini yankılar.

Cûdî'nin rubailer arasındaki tek beyti: Yaratan varken halka sığınmanın anlamsızlığı, hâlık ile halk ses yakınlığı ve sığınağı harap olanlara dair kısa bir tecrübe sözü.

İsa'nın mucizesi gözleri açmıştır, Kur'an ise belagatiyle gönül gözünü fetheder: Âl-i İmrân suresine yazılan rubai, i'câz düşüncesini bir göz imgesiyle kurar.

Cûdî'nin Yâsîn suresine yazdığı rubai: gönle ve cana gıda olan nur, "Kur'an'ın kalbi" hadisi ve o kalbin ağırlığını taşıyan Cebrail'in kanadına yöneltilen övgü.

Lâhût âleminden insanlara armağan, Levh-i Mahfuz'un süsü: Kur'an'a seslenen rubaide kitap yere inince yeryüzü göklerin kıskanacağı bir yere dönüşür.

Cûdî'nin Türkçe ve Arapça mısralardan kurulan tek beyti: iman ile keşfedilen ön ve ard, Allah'a yönelip O'ndan başkasına sırt çeviren bir tevbe ve teslimiyet sözü.

Namazda Hakk'a yönelip halka sırt çeviren saflar kalbe taşınır: içte de Allah'a dönük topluluklar, geride kalan yabancıların safları ve cemaate benzetilen bir gönül.

Cûdî'nin ölümün eşitleyiciliği üzerine Arapça rubaisi: hükümdarlar, peygamberler, Hakk'a tapanlar ve Ye'ûk ile Yeğûs'a tapanlar; zamanın yün gibi didip yere serptiği bütün bir insanlık.

Zamanın kucağına düşen de kucağından düşen de ağlar: dünyaya selam ile veda aynı gözyaşında birleşir; rubaiye göre bu dünyada gelen de giden de ağlar.

Cûdî'nin insanın üç yetisi üzerine rubaisi: iyiliği isteyen ruh, doğruyu arayan akıl, güzele bakan his ve ruh ile akıl olmadan güzeli bile göremeyen göz.

Coşkun ilhamlı bülbül, açmayan fütûh gülü, gözyaşları saçılan ibret geçidi ve yaralı gönle yâr olması istenen ruh: her mısraı "ağla" diye biten bir yas rubaisi.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.