
Rubâî 58 — Billāh ne ḫoşdı o saʿādetli zamān
Çoluk çocuk izi olmayan o mutlu zamanın özlemi ve sakin oturan adamı dolabını çevirip kucağına çeken devran: evlilik ve dünya rubailerinin ilki.

Çoluk çocuk izi olmayan o mutlu zamanın özlemi ve sakin oturan adamı dolabını çevirip kucağına çeken devran: evlilik ve dünya rubailerinin ilki.

Dalga dalga kurulan bela sürüsü, tecride yürütülen alaylar ve gıyabi bir nikâhla dünyaya eş edilen şair: dünya ile evlilik üzerine hicivli bir dörtlük.

Toprağa bağlanarak onu aydınlatan ilahî bir tecelli nuru ve görünür âlemde kendini göstermek için ona aynalık eden birkaç eski beden: ruh ve beden üzerine.

Gonca ağızlı ve yumuşak sözlü olmayan bir kadın, Hızır olsa bile kaçacak koca ve cennet olsa bile hüzün evine dönen ev: evlilik dizisinin sert bir halkası.

Sevgisiz bir kadın olan dünyadan doğan baş ağrısı evlatlar ve dünyayı namahrem bilip selam vermeden gelip geçen Allah erleri: evlilik benzetmesinin en sert hâli.

Sevgilide aranan bütün niteliklerin yokluğu, ruh hafifliği olmayan ama iffetli bir eş ve gönül hatırı için yüklenilen bir yük: dizinin daha yumuşak bir dörtlüğü.

Zehirle geçen bir hayat, eş olan hayat yılanı ve dert ortağı olmayıp derde dönüşünce Âdem'e bile yük olan Havva: evlilik rubailerinin sonuncusu.

Sevgilide aranan niteliklerden yoksun ama iffetli bir eş, önceki bir dörtlüğün yeniden yazımı ve "nasibe bu çıktı, yâ hû" diye gelen kabul.

Misafirini lütufla alıp kahırla kovan dost görünüşlü düşman ve bugünkü gülümsemesine aldanılmaması gereken, insanı çıplak ve ağlayarak kovan cihan.

Yaprağı, meyvesi, bülbülü, gülü ve dikeni olan dünya bahçesi ve bahar çiçeklerinin yanında yılanı da bulunan bir gezinti yeri: "var" redifli bir rubai.

Hiçbir âşığa vuslat vermeyen dünyanın iffeti, salınışına bakıp onu hafifmeşrep sanan gaflet ehli ve geleneksel benzetmenin tersine çevrilmesi.

Oku ve kirişi, nuru ve ateşi olan bir sâhire ve hayrı ile şerri, faydalısı ile zararlısı bir arada olan zıtların aynası cihan: dünyayı büyücüye benzeten rubai.

Tek bir neşeden doğup birbirinin yolunu kesen erkekler ve kadınlar, kendi hastası ve hekimi olan insan ve kendindeki zehir ile panzehir üzerine vezin dışı bir dörtlük.

Ahzâb suresindeki "zalûm ve cehûl" nitelemesi: cehaletin mi zulme, zulmün mü cehalete sebep olduğu sorusu ve ilimle uğraştığı hâlde değişmeyen insan.

Korku ve ümitten geçmek, sağken ölümü içmek ve keşif ile zevkin neyle ayırt edileceği sorusu: tasavvufun iki iddiasına bir kelâm hocasının şüphesi.

Keşif ve zevk tartışmasının devamı: "âlemi küçümsüyorsun" itirazı, laf u söz olmadan anlaşılamayacak nakiller ve vehimle zevk sanmaya karşı söze dayanan akıl.

Otuz yıllık öğretmenliğin sonunda bir sitem: dış dünyada eşit pay alan nur ile karanlık, iç dünyada üstün gelen kınanacak hâl ve sözü anlamayan öğrenciler.

Gurbette evlenenin aşına su katılması, birinin övdüğünü ötekinin yermesi ve evliliğin yazılıp silinen bir taş tahtaya benzetilmesi: "Mudhike" başlıklı bir şaka.

Köyde yaşama öğüdü, şehirdeki "madam" bolluğu ve tahsil için Avrupa'ya gönderilen gençlere dair açık saçık bir kelime oyunu: "Diğer" başlıklı güldürü.

Oynayan çocuğu incitmeme öğüdü, büyüklerin kendi oyun günlerini hatırlaması ve çocuklar için oyunun genel bir kanun, "kânûn-ı umûmî" sayılması.

Dünyadaki nasibi elde etme öğüdü, Kasas suresindeki "nasibini unutma" ayeti ve "dünya neme lazım" tavrına karşı en çetin mesele olarak geçim.

Meclisin ahengine dem tutmak, insan yolunu tutmak, ahirette yer tutmak ve yolculuktan önce davranmak: "tut" redifiyle kurulmuş Türkçe bir deyim oyunu.

Çocuğa dünyanın iyisini ve kötüsünü önceden anlatma öğüdü ve çocuğu, düzeltilmesi geciktirilmemesi gereken bir nüshaya benzeten bir öğretmen bakışı.

Bilginin bile tam kavrayamadığı rızık anlamı ve taneyi, toprağı, suyu, güneşi, havayı ve insan gücünü yaratmak olarak rızık vermek: Rezzâk adı üzerine.

İnsanın kendi türüne nasıl davrandığına dair bir şart cümlesi ve burada haşereler, orada mahşer azabı arasında huzur bulamayan insan; ilk beyti kesinleşmeyen bir rubai.

Peygamber'in livâü'l-hamd sancağı olan iman, altındakilere yaydığı safa gölgesi ve bu sancağa gönüllü yazılanın mahşer saltanatına adaylığı.

Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'yi anan kıt'a: önce mezar toprağını öpme önerisi, ardından gelen düzeltme ve yüceliği bir kişiye değil şeriata bağlayan son mısra.

Günden güne yok olan farz ve sünnet, hastalıkla deliliğe yoldaş olan akıl, en uzak hedef olarak duyu şehveti ve masal sayılan cennet safası: karamsar bir çağ eleştirisi.

Dışı süslü içi karışık bir çiçek demeti ve üflenip yapılan, parıltısız sönen şeffaf balon: küfrü sabun köpüğünden bir balona benzeten rubai.
![Rubâî 86 — Şübbān ki çocuḳlu[ḳ]dan olurlar bīdār](https://amasya05.com/storage/gallery/1c54740c8cfec9381fbf778479e8c731.jpg)
Çocukluktan uyanıp eski çevreden bıkan gençler, Batı'ya meyleden yenilikçiler ve yeni sandığı bir tarikatta karar kılanlar: gençlik dizisinin ilk rubaisi.

Kadim bir kanun olarak teceddüd, hükmünün en açık görüldüğü gençler ve çevreden ışık alıp insanda yeni duygular doğuran gençlik: yenileşme üzerine.

Bedendeki kana benzeyen emel, gençlikte kuvvetli yaşlılıkta sarılık gibi solgun ve her afete kalkan olan kanın kuvveti: gençlik dizisinin son rubaisi.

Kendi rahatıyla mutlu olamayan, çevresini refah içinde görmek isteyen ve bir susuzun âhı karşısında Fırat suyunu azap sayan bir şair.

İki saç örgüsü gibi kavuşan gök ile toprak, Leylâ adındaki gece, göz kırpan yıldızlar, lamba tutan ay ve birer birer sıvışan seyirciler: şakacı bir gece kıt'ası.

Bolluk kaynağı isteyen hırslı ile set çeken hasetçi ve hayvanı hırslı bir beden, insanı yücelik bağışlayan bir ruh olarak tanımlayan iki soru.

Saba ile dalgalanan yeşillik, o güzelliğe hasret çeken yeşil etek ve eteklerinin dokunuşuyla iz bırakan gülüşen periler: rüzgârın çimendeki izleri.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.