
Gazel 78 — Çü geldi ortaya muṭrib ki ide ṣoḥbet-i ḫāṣ
Câfer Çelebi Arapça "kıssacı kıssacıyı sevmez" atasözünü vaiz ile meclis şarkıcısına uygular; sevgilinin beni mercimeğe yazılmış bir İhlâs sûresine benzer.

Câfer Çelebi Arapça "kıssacı kıssacıyı sevmez" atasözünü vaiz ile meclis şarkıcısına uygular; sevgilinin beni mercimeğe yazılmış bir İhlâs sûresine benzer.

Tabiatı bile ölçülü olan şairin gazeli: mevzûn kelimesinin boy ve vezin anlamları, mahzûn içindeki hazine, gizli hazine kudsî hadisi ve saklı inci olarak Nigârî.

II. Bayezid'in Edirne'de gazaya hazırlandığı, sefer ertelenince Fatih'in Tuna kıyısında yıktığı kaleleri yeniden yaptırdığı bâbda gazilerin ganimeti üzerine üç beyit.

Münîrî'nin "būse" redifli Farsça gazeli: can bağışlayan ama can korkusu veren öpücük, kan bedeli, mushaf gibi öpülen yüz, yeri öpen güneş ve ayak izini öpen gözyaşı.

Bütün kafiyeler Arapça ḍād harfiyle biter ve şair kelimelerini bu dar listeden seçer; gül mevsiminin kısalığı bir uyarıya, var denen ağız ile yok denen bel bir tartışmaya döner.

Şarabı reddederek açılıp meyhane sahibi gibi konuşan şair, ihtiyar başla şarap isteyen gönül, harfsiz söz, velilerin kubbeleri ve hesap sormayan teslimiyet.

II. Bayezid'in 889'da Kili ve Akkerman'ı aldığını anlatan, eserin S nüshasında 26 Receb 890 tarihli kapanış kaydından hemen önce gelen ve padişaha dua eden Âşıkî mahlaslı beş beyit.

Münîrî'nin kısa kafiyeli Farsça gazeli: ayva gibi sararan ya da güzelleşen yüz, yaranın üstüne basılan dağ, kirişin "zih" sesi ve büyük küçük tanımayan aşk.

Noktaları yazıdan önce konmuş bir sayfaya benzeyen yanak: hat ve nokta oyunu, "hayır ortadadır" sözü, hattat Yâkut tevriyesi, ırmak ile ırak ve Ahmed Paşa'ya nazire.

Redif "var" der, ama gönlün elemden başka bir şeyi yoktur: hüzünle yıkılmış Yakub haremi, Yusuf güzelliğinin verem gibi erittiği bağır ve ihsan sayılan ciğer yarası.

Eserin sonradan eklenmiş görünen kısmında, Memlûk zulmüyle harap olan Çukurova halkının feryadının II. Bayezid'e ulaştığını anlatan bâbda güneş ve ışık imgesiyle kurulmuş üç beyit.

Münîrî'nin II. Bayezid'e övgüyle biten Farsça gazeli: gözyaşı ordusu, ülkelere sığmayan ayva tüyü, iki dudağın şahitliği ve mahlastan sonra gelen iki övgü beyti.

Her beytin ikinci mısraı herkesin bildiği bir hükmü söyler. Sarraf cevhere düşkündür, hırsız mehtaptan kaçar; kanı galip gelen göze de sevgilinin hünnap dudağı gerekir.

Her beyit "eylemedim dir" ile biter, konuşan değişir: pişman gönül, günah işlemediğini söyleyen nefis, harap etmediğini söyleyen sevgili ve dergâha yakınlık bulmayan can.

Bayezid'in kulunun Niğde'den Adana'ya inmesiyle zalimlerin kaçtığı, Külek, Alnakşan, Millen kaleleri ile Tarsus ileri gelenlerinin teslim olduğu ve boyların itaat ettiği bâbda sekiz beyit.

Münîrî'nin "-i mey" redifli Farsça şarap gazeli: kana dönen kadeh, utanan Kevser, yanakta görünen sır, elbisesini rehin bırakan gül ve üzüm perdesindeki şarap kızı.

Nigârî dünyayı iki kapılı bir hana benzetir, zahidin fareli hücresine karşı ceylanlı ve "Yâ Hû" sesli bir deliler yurdu kurar ve gazeli Yûsuf'a dayanan bir mahlasla bağlar.

Fitilde gül açan mum eve misafir geleceğini haber verir; Câfer Çelebi bu ev inancını bahara bağlar ve "olsa şem‘" redifiyle çiçekleri mumların yerine yakar.

Kili ve Akkerman'ın fethinden sonra münafık kâfirlerin Karaboğdanoğlu'nu çağırıp gece merdivenle hisara çıkardığı, gazilerin sabaha dek kırdığı bâbda hilenin sonu üzerine iki beyit.

Münîrî'nin yedi beyitlik Farsça gazeli: sâkîye çağrı, gönle ekilen sevgi tohumu, aya ayna tutan güneş, ayrılıkta ölmemenin utancı ve aşk şehidinin cenaze namazı.

Kimi gün meyhanede, kimi gün tekkede oturan bir Nakşibendî şeyhi, aklı bozan meyhane pirini över ve sevgilinin yüzüne bu dünyada bakabilmeyi asıl hüner sayar.

Bir bahar sabahı gül, sabah içkisi meclisi için çiçeklerden kandil yakar; gazelde eski Türkçe "-dığınlayın" eki iki kez geçer, ilkbahar da lâleye dağ üstüne bağ verir.

Padişahın Ali Beg'e Karaboğdan'a gündüz açıkça girmesini emrettiği ve Ali Beg'in yola çıktığı yerde, onu Hz. Ali, Zülfikar ve Burak imgeleriyle anan beş beyit.

Münîrî'nin "-evī" kafiyeli Farsça gazeli: Mesnevî'nin sözleriyle anlatılan aşk, Musa'nın koru, İsa'nın nefesi, Hüsrev'in tacı ve dünyevî ile uhrevî arasındaki tezat.

Karadağ'dan gelen kırmızı başlı lale, Sîmurg'a uçan gönül Hüdhüd'ü ve "Mîr Nigârî idi, Karabağlıdır" diye biten bir mahlas: şair memleketini adının yanına koyar.

Sözünden dönecek sevgili korkusu, matlaın sonunda Arapça bir duaya dönüşür. Muhibbî aynı mısraı kullanmıştır; gül ise sırrı çözmek için goncanın içinde halvete girer.

Ali Beg'in 890'da Boğdan'a girdiği, Karaboğdanoğlu'nun Lih iline kaçtığı ve Boğdan tahtının yakıldığı bâbda "Bu nasıl bir kâfirdir" sorusunun manzum cevabı olan on beyitlik mesnevi.

Münîrî'nin "-ī" redifli Farsça gazeli: kanla kızaran sarı yüz, mezarından raks ederek kalkan âşık, iksir yerine marifet, gönlün körlüğü ve basiret sahibi sevgili.

Bezm-i elestte içilen ezel şarabıyla açılan gazel, makam kelimesinin üç anlamında oynar ve aşk delilerini Mecnun'un değil Ehl-i Beyt sevgisinin çölünde toplar.

Âşık ayva tüyünü yanakta boğulacak bir orduya benzetir, sevgili "Burada Musa yok" diye cevap verir; "yok" redifi ayı hilalsiz, bahçeyi tavussuz bırakır.

II. Bayezid'in eserlerini sayan ve Amasya'da bir medrese ile imaret, Osmancık'ta Kızılırmak köprüsü yaptırdığını kaydeden bâbda, padişahı cihanın halifesi olarak öven beş beyit.

Münîrî'nin divandaki son Farsça gazeli: yolculuğa çıkmış ve kimsenin misafiri olmayan sevgili, cihanı tutan hikâye ve hüzünler kulübesini aydınlatan mum.

Ceylanların ve perilerin uğradığı misk kokulu bir konak, gece zülüf ve sabah dudak şarabı ve bilgisi yalnız "nazarî" kalan, nazar ehline karışan bir vaiz.

Ayrılık bu gazelde her beyitte bir iş görür: boyu yaya çevirir, bedeni mektuba sarılacak sarı bir ipe döndürür ve "sensiz ölürüm" sözünü yalana çıkarır.

Osmanlı vezirlerinin adlarını ve eserlerini sayan, Bayezid Paşa ile Hızır Ağaoğlu Mehmed Paşa'nın Amasya'da birer imaret yaptırdığını kaydeden bâbın sonunda gelen Âşıkî mahlaslı dört beyit.

Münîrî'nin Türkçe gazellerinin ilki: güzelliğin tecellisi, zerrelerde görünen esma, kendini yok saymak ve ölmeden önce ölmek; Ersoy'un tasavvufî remiz örneği.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.