
Gazel 3 — Hâsılı çün mezra‘-ı dünyânuñ oldı gam baña
Dünya tarlasından yalnız gam biçen âşığın "baña" redifli şikâyeti: ağlayan Âdem, zehir ile panzehir ve secdeyi sevgilinin kaş mihrabına yönelten makta.

Dünya tarlasından yalnız gam biçen âşığın "baña" redifli şikâyeti: ağlayan Âdem, zehir ile panzehir ve secdeyi sevgilinin kaş mihrabına yönelten makta.

Latîfî ve Kınalızâde'nin II. Murad'a verdiği matla: sevgiliden öpücük dilemeyi haddi bilmeyen âşığın, isteğini anlayışlı olanın sezgisine bırakarak söylediği beyit.

Kitabın ilk gazeli: elest şarabıyla sarhoş âşıklar, harabeye çekilen dervişler, aşk ateşinde yanan pervaneler ve inci döken bir dalgıç olarak şair.

Uyarıları dinlemeyen âşığın başına cefa taşlarının yağdığını anlatan, taş ile başı kafiyede buluşturan ve Kınalızâde ile Beyânî'nin aktardığı Remzî matlaı.

Osman Gazi'nin rüyasının ardından "oğlum" diye seslenen ve "senüñdür" redifiyle zaferi, devleti ve cihan hâkimiyetini bir bir sayan yedi beyitlik manzume.

Sülûkî'nin mum ile pervane hikâyesini fanusun içinde bir kavuşmaya çeviren beyti: cam kılıf bir gömlek, yanma yerine eğlence ve sevgiliye dolaylı bir istek.

Rûhî Fâzıl Çelebi'nin haddini bilmeyip sevgilinin yanağına özenen ayı anlatan beyti: hadd ve daire kelimelerinin iki anlamı ve ayın lekelerine getirilen açıklama.

Refîkî'nin kaşın hayaliyle incelip hilale dönen âşığı anlatan matlaı: hilal ile hayal kafiyesi, zayıflık mazmunu ve Hüsameddin'in helâk okuyuşu.

Sıdkı Mustafa Paşa'nın "-yi gör" redifli iki beyti: gül mevsiminde dönen kadehler, insanı bülbüle çeviren şarap ve gül ile bülbülün yerini alan kadeh ve ney sesi.

Şeyhî'nin bir kasidesinin matlaı: övülen kişinin can bağışlayan sözü karşısında ölüleri dirilten Mesih'in bile sustuğunu söyleyen, rûh kelimesi üzerine kurulu beyit.

Sevgilinin kara beni için tenine bin bir kara dağ yakan âşık: Cevherî'nin matlaında kara dağ ile ak yüz karşıtlığı ve yüzü ak olmak deyiminin kullanılışı.

Ehlî'nin makamları hırsızın kaptığını, dürüst olanın eli boş kaldığını söyleyen beyti: doğru ile uğru oyunu ve şairin meslek hayatındaki kırgınlıklar.

Emîrî'nin Âşık Çelebi'de tam kalan mahlaslı gazeli: bir andan ibaret ömür, ilim ehlinin haset yarışı, iki kardeş kanı ve şeyhlerle dolu bir şehir.

"Bencileyin" redifli gazelden dört beyit: gam gecesinin mumu, ciğer kanı dolu kadehler, yay kaşlının oku ve melamet oklarına hedef olmayı öğütleyen son beyit.

Zekâî'nin kayıp inşa kitabı Suver-i Mekâtib'in manzum dibacesinden üç beyit: selam, dua, övgü ve özlemi seher yeli, gül ve bülbül benzetmeleriyle anlatır.

Siyâbî'nin üç kaynakta birden geçen matlaı: âşığın göğsüne açtığı elif yaralarını selviye, yanık dağlarını güle benzeten ve acıyı taze bir bahçeye çeviren beyit.

Sânî'nin kayıp bir kasideden kalan beyti: bahçıvana seslenen, kokusuz selviyle misk kokulu sevgiliyi karşılaştıran ve "bûdur" sözüyle koku üzerine oynayan bir söyleyiş.

Pîrî Mehmed Paşa'nın sevgilisini güneşten kıskanan matlaı: gün ile günlemek arasındaki oyun, meclisi aydınlatan mum ve gökte aranıp yerde bulunan güzel.

Dervîş Mehmed Çelebi'nin "yaḳam" redifli Türkçe beyitleri: aşk dağı, ayrılık gecesinin mumu, Mecnun'un çırağı ve diken yüzünden yanmayı göze alan gül bahçesi.

Câmî'nin muammâ risalesini şerh eden Eşref'in Hasan adını gizleyen muammâsı: sümbül zülüf, çimen kenarına benzeyen ayva tüyü ve Aden incisi dişler.

Lâdikli Edîb'in aşkı gönül gülünün üstünde yanan bir alev sorgucuna ve delilik sarığının süsüne benzeten matlaı; aynı gazelin ikinci matlaı olabilir.

Âşık Çelebi'nin Hayâtî'ye verdiği Farsça iki beyitte âşık, sevgilinin yolunda toz olup eteğine düşer, kapısındaki köpeğin ayağı altında toprak olur.

Bâkî'nin Merzifon Cönkü'ne giren gazelinin matlaı: âşığın gönlünün gam çengiyle çaldığı nağmeyi dinlemek için sazını bırakan Zühre; metin ve yorum.

Hilmî Dede'nin öşür memuru Saraczâde Mehmed Yaşar Efendi'yi hicveden kıt'ası: Tanrı'nın nimeti altında yaşayan hayvan, mahşere dek yaşayan şeytan ve ad tevriyesi.

Eyüb Sabrî'nin Merzifon Cönkü'nde kalan kalenderîsinin matlaı: sevgiliden eziyetini azaltmasını, bazen vaat bazen naz etmesini dileyen âşık.

Sirâcî'nin üçüncü Şehzade Mustafa mersiyesi: "Sultan Mustafa ahiret âlemine göçtü" nakaratlı yedi bentlik murabba ve padişahın gaflet içinde düşman sözüne uyması.

Edirneli Nazmî'nin Şehzade Mustafa'ya sunduğu arz-ı hâlden kalan beyit ve mısra: eski kulun yeniden hizmete kabul edilme isteği ve "ya suçum bağışla ya başımı al" sözü.

Senâyî'nin "hâl" kelimesi üzerine kurulu matlaı: dudaktaki görünmez nokta, yüzdeki ben ve zülüf gibi darmadağın gönül; tam cinasın küçük ve ustaca bir örneği.

Melîhî'nin dört tezkirede geçen matlaı ve Sehî'nin koruduğu ikinci beyit: âşığa acıyıp yanan buhurdan, kanlı yaş döken mum ve iki anlamlı "uzandı" ile kurulan cinas.

Nigârî'nin Hüsameddin'in "şatahât" diye andığı beyitleri: aşkta emsalsizlik iddiası, Hallâc'ın Ene'l-Hak sözüne ve Musa'nın Rabbi erinî duasına telmih.

Nelmî'nin son yıllarında yazdığı, Allah'ın hem gizli hem apaçık oluşunu anlatan "seni" redifli bir gazelden Hüsameddin'in koruduğu iki tevhid beyti.

Sehî'nin aktardığı Makâmî gazelinden üç beyit: camide hatip olduğu hâlde sevgililere meyhaneden şarap almaktan utanmayan, rintler arasında ün arayan bir şairin sesi.

Sinoplu Seyfî'nin Ağlasun kadılığı Abdülhay'a verilince söylediği hiciv beyti: kasabanın adıyla "ağlasın" fiili, kadının adındaki "diri" ile ölü-diri karşıtlığı.

Latîfî'nin Kâmî'nin kayıp Yûsuf u Züleyhâ'sından aktardığı Züleyha tasviri: küfür gibi kara saçlar, hilal kaşlar, elif burun ve onun aşkına kara şal giyen ay.

Yalnız Âşık Çelebi'nin kaydettiği iki beyit: rakibe yöneltilmiş ses oyunları, gözyaşının acı suyu ve sevgilinin gözüne, kulağına öykünen kör nergis ile sağır gül.

Harîmî'nin sevgilinin güzelliği karşısında sürmeyi, menekşeyi ve nergisi küçülten gazeli: secde eden sürahi ve yaraları pars postu sanılan âşık.
Karekod · QR code
Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.
This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.